Cem Bozlu
Cem Bozlu
Giriş Tarihi : 09-05-2020 05:47
Güncelleme : 11-05-2020 07:10

Savaşın Salgını: İspanyol Gribi, Salgınla Savaş: Covid19

Deprem tecrübesi yaşadık acılarına katlandık hasarlarına göğüs gerdik, darbe dönemleri ve girişimleri gördük, ekonomik krizler atlattık ama yaşadığımız salgın ne babalarımızın ne de onların babalarının bize aktarabileceği bir tecrübe değil.

Küresel ölçekte böylesine bir salgını dünya tam 100 yıl önce yaşamış hem de nasıl yaşamış.. Şimdikinden çok daha yıkıcı ve yıpratıcı.

Mart ayından beri daha baskın bir gündemimiz olmadığı için Covid 19 ve salgın hakkında tartışma programları ve sosyal medya gibi platformlar sayesinde oldukça fazla bilgi sahibiyiz ve son günlerde artık “YENİ NORMAL” kavramı üzerinden kişisel toplumsal ve küresel olarak tünelin ucundaki ışığı gözlemekteyiz. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı şeklindeki genel kanaatin nasıl makes bulacağı ise bence henüz cevapsız durumda.

Er yada geç Normale dönecektir dünya evet ama bu yeni normalin içeriğini ve takvimini henüz hükümetlerin bile net öngörebileceğini sanmıyorum. Bu yüzden müsaadenizle  çok ta fazla malumatfuruşluk yapmadan hala Covid19 salgınından daha yıkıcı olan İspanyol gribi okuması yapmak istiyorum :

“İspanyol gribi” ismi İspanya da ortaya çıkmış ve genelde İspanyolları etkilemiş bir salgın şeklinde bir algı oluşturuyor hepimizde, ama 1. Dünya savaşına katılmayarak tarafsız kalan İspanya’da basın savaşın tarafı ülkelerdekine kıyasla görece daha özgür haber yaptığı için dünyayı saran bu salgın haberleri genellikle ispanya menşeli olduğundan ismi böyle anılmış.

Bu salığının da ilk nereden çıktığı ile ilgili muhtelif iddialar ortaya atılmış

Tabi iddialardan biri de olağan şüpheli olan Çin. Bu iddia günümüzde de aşına olduğumuz bir iddia:  Çin’in Guandom şehrine bir hayvan pazarından yayıldığı ama ayakları yere basmıyor kronoloji de uymuyor. Başka bir iddia salgının batı Avrupa’dan başladığı yönünde

Ayakları yere basan en sağlıklı 3.iddia ise şimdilerde Çin’in Covid 19  virüsünü  Wuhan’a gelen ABD askerleri tarafından bulaştırıldığı iddiasına benzer nitelikte. Şöyle ki:

İlk vaka 4 Mart 1918 günü ABD Kansas ta Fuston adlı bir askeri kampta yaşanıyor Albert Gitchel adındaki aşçı yüksek ateş, baş ağrısı, öksürük şikayetiyle revire çıkıyor ardından aynı kamptan 1100 asker hastaneye kaldırılıyor ve binlercesi de hastalığı ayakta geçiriyor.

Şimdi bu bilgiyi 2 nisan 1917 de İtilaf devletleriyle birlikte savaşa girdiğini ilan eden ABD nin Avrupa ya birliklerini sevk etmesiyle beraber düşünelim Mart 1918 i takip eden haftalarda  salgın Avrupa ya hızla yayılıyor ama ölüm oranı diğer griplerden meydana gelen ölümler seviyesinde olduğundan çok ta önemsenmiyor fakat 1918 Eylül ayında soğuklarında bastırmasıyla etkili olan 2. Dalga çok daha ölümcül oluyor.

Dünya ölçeğinde bir o cepheye bir diğer cepheye gönderilen askerlerle muharebelerin devam ettiği Fransa, İngiltere ve İtalya da hızla yayılıyor 1918 mayıs ayında Afrika nın kuzeyine sonra Hindistan’a  ulaşıyor Haziran da Çin’de ve Temmuz da Avusturalya da ilk vakalar görülmeye başlıyor.

Salgın, tarih sahnesindeki son demlerini yaşayan Osmanlıya da tabi ki sıçrıyor  ve yine askerlerin dağıtımı ve esirlerin toplanma merkezi oluşunun etkisiyle İstanbul bu salgından da büyük zarar görüyor. O tarihte hala Osmanlı haritasında gözüken bir çok bölgeden sağlıklı bir salgın haberi olmamakla birlikte İstanbul’daki resmi ölüm rakamı 6403.

Salgının çok daha ölümcül olan 2.dalgası, devam eden askeri hareketlilik yüzünden Ağustos ayında   ABD, Afrika  ve Avrupa da tekrar yayılıyor..   İnternetten başvurduğum bir çok kaynak, 1. Dünya savaşı şartlarında savaşa taraf ülkelerin  cephedeki askerlerin paniklememesi ve moral yıkımına uğramaması için salgın haberlerini sansürlediğini teyit ediyor.  Zaten bunun bir  Virüs(domuz gribi H1N1 in bir türevi) salgını olduğu yılar sonra yapılan araştırmalarda anlaşılıyor.. Dünyada  en az 50 milyon insanın ölümüyle sonuçlanan salgının bu derece yıkıcı olmasına zemin hazırlayan etkenin 1.dünya savaşı olduğunu söylemek, ve hatta 17 milyon insanın savaştan ölmesine karşın çok çok daha fazla insanın ölümüne yol açan bu salgına barışı sağlayan bir yönüyle tarafları mecbur eden  salgın dense çok mu yanlış olur? Ki Kasım 1918 de varılan ateşkes ten sonra yapılan barış görüşmeleri sırasında da salgın öldürmeye devam ediyordu .

 Tarihe “İspanyol gribi”  olarak geçen, Osmanlı topraklarına yayıldığında “Üç gün humması” olarak adlandırılan bu salgın “SAVAŞIN SALGINI “ değilse nedir? Ki sanıyorum yüz yıl önceki savaş şartlarındaki sansür, kayıt sisteminin zayıflığı ve küresel  boyut düşünüldüğünde kısa bir araştırmada  ölüm rakamlarının en  az 50 milyon denerek  50- 140 milyona kadar tahminler yürütüldüğü görülecektir. Örneğin Osmanlıda salgın döneminde doktorların çoğu cephelerde görevli olduğundan İstanbul’a istenen sadece 30 doktor talebi bile gerçekleşemiyor/gönderilemiyor.

Şimdi: Salgının büyük ölçüde sona erdiği 1920’de “Yeni normali “ neydi ?

Salgının Savaşla ittifakından oluşan yıkımda Egemen devletler sansür, Sömürü,  baskı, işgal gibi hangi planlarının hangi hırslarının normal olmadığını kabul ettiler?

Bu olan biten kendiliğinden bir adalet, bir hakikat, bir insaniyet hissi oluşturmadı oluşturmayacakta  sadece dünya  tarihindeki en kanlı ve ölümlü savaşları bile geride bırakan bir salgın tüm dünyayı güçten düşürdü gözden çıkarılabilecek kitleler sahaya sürülemez  hale geldi ve sömürgecileri “şimdilik “ savaşamaz hale getirdi o kadar.

Kimse eğer Amerika savaşa dahil olmasaydı en azından küresel bir salgın yaşanmayacaktı diye sorgulamadı. Kimsenin “Güneşin batmadığı krallık” sevdası savaşmadan ama savaşın salgınından  en az 50 milyon hayatı kararttı demediği gibi.

Belki diğer yazıda başlığın “SALGINLA SAVAŞ” bölümünü anlamaya, korkularımızı paranoya ile birbirine giren tedbirlerimizi  sıkışmış modern hayatın bu savaşta oluşturduğu  zaafları  paylaşmaya çalışırım “SAVAŞIN SALGINI’ndan” anladıklarım kısaca budur.

VESSELAM.

NELER SÖYLENDİ?
@
یونس یاغیز 3 ay önce
بیسیار خوب. دستی تان درت نگون
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
tempobet