Ahmet Yıldırım
Ahmet Yıldırım
Giriş Tarihi : 02-04-2020 08:12
Güncelleme : 11-05-2020 07:07

Corona Morona?*

Batılılar uzun süre aynada kendilerine baktılar. Yaşadıkları kıtlığı, yokluğu, hastalığı, bağnazlığı, fikri donukluğu, üretimsizliği ve ruhbanların şımarıklıklarını aynada yıllarca izlediler. İlk etapta içinde bulundukları sorunların sebebi olarak Doğu’nun ticaret yolları üzerinde bulunmasına ve nimetlere yakın olmasına bağladılar. Bu sebeple defalarca Haçlı Seferleri düzenlediler. Ticaret yollarına sahip olma amacını “Kudüs’e Özgürlük” sloganlarının gölgesine sakladılar. (Savaşlar için her dönem bir metafor kullanılmıştır).

Haçlı seferlerinden umulanı bulamayınca bu sefer aynadaki görsel ile yüzleşmeye başladılar. Ya aynada gördüklerinin bir kader olduğuna inanacaklardı ya da bu görseli değiştirmenin yollarını bulacaklardı. Özellikle L. Valla ve ardıllarının yaptıkları ilmi çalışmalar neticesinde Hristiyanlığın ilk kaynaklarına ulaştılar. Ulaştıkları yerde Kilisenin vaaz ettiği öğretilerinin İsa peygamberin getirdiği öğretilerle alakasının olmadığını gördüler. İlk kaynakların tercümelerine giriştiler.  Bu vesile ile Batı uzun süreli bir yüzleşme faaliyetine başladı. Nice çatışmalardan ağır bedeller ödeyerek çıktılar. Edebiyatta, mimaride, müzikte, resim ve tiyatro gibi alanlarda muazzam eserler ortaya koydular. Kilisenin bağnazlığından kurtulan nice maceracı denizciler birer ikişer denizlerde şanslarını denediler. Elbette mesele ekonomik kaygılardı.

Farklı ticaret yollarının keşfi ekonomik merkezleri, dengeleri ve para akışının mecrasını değiştirdi. Bütün bu değişmelerde Batılı bilim adalarının Hümanist çıkışları, hümanizmi kuramsal bir yörüngeye oturtmalarının izlerini görürüz.  ( L. Valla, Floransalı Mecidiler, Masaccio, Brunelleschi,  Donatello ve Sandro Botticelli,  Leonardo da Vinci, Raphael Sanzio ve Michelangelo Buonarotti, Johan Sebastian Bach, Vivaldi vd). Bu çatışmanın en önemli mecrasını din alanı oluşturuyordu ve nice gözü pek papaz, rahip ve bilim adamı giyotin, engizisyon ve aforoz edilme ihtimalini göze alıp Kiliseden rant devşiren din adamlarını karşılarına aldılar. Süreçte bir Aydınlanma, Rönesans, keşifler ortaya çıktı. (Bu dönmede sadece Batı değil Doğu toplumlarını da etkisi altına alan Gotik, Barok, Rokoko anlayış başta mimari olmak üzere birçok alanda etkili olmuştur).

Batı, bedeli ağır da olsa aynadaki heterotopyaların kader olmadığını görmüş oldu. Aynadaki olumsuz görsel Batı Toplumlarının bilinçaltıdır. Batı için girilen bu yoldan sapmak veya geri dönmek eski günlere kapı aralamak demektir. (Bunca vahşetin, pervasızlığının, merhametsizce işletilen politikaların, sömürülerin temelinde eski günlere dönme korkusu vardır).  

Batı en güçsüz olduğu ve Doğu’nun (özellikle Müslüman Coğrafyaların) zirvede bulunduğu dönemde kabuğunu kırıyor, ortaya bir yargı, söylem atıyordu. Bu söylem Batıyı öne çıkarırken Doğu rehavetin sınırlarını zorlamakla meşgul idi. Döneme damgasını vuran Merkantilist süreç ve ardından ulus devletlerin ortaya çıkışını sağlayan Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi…

Batının 300 – 500 yıllık kabuğunu kırma, fikri doğum! süreci neredeyse bütün bir Doğu’nun sömürge olmasıyla sonuçlanmıştır. Batı, yüzyıllardır yaşadığı kıtlığın, yokluğun, yoksulluğun müsebbibi olarak gördüğü Doğu’yu yargılamış intikamını alırcasına hakkında hükümde bulunmuştur. Bir yandan ekonomik üstünlüğü araçsallaştırıp Doğu’yu sömürmekte kullanırken diğer yandan Oryantalist çıkışlarla kültürel üstünlük sağlamanın yolunu bulmuştur.

Su ve buhar gücünün etkisiyle ortaya çıkan Sanayi Devrimi, geniş coğrafyalara sahip devletlerin dağılması, sömürge yarışlarının başlaması ve 1. Dünya Savaşının çıkmasıyla Endüstri 1.0 devri kapanmış oldu. Bu süreçte Batı, bir coğrafya olmaktan öte bir noktaya geçerek fiziki bir coğrafyadan evirilip bir ideolojiye dönüşmenin eşiğinde durmuştur. Özel mülkiyetin geliştiği, üretim araçlarının güç kazandığı ve kar odaklı bir fikrin geliştiği düşünce yapısı kapitalizmi ortaya çıkarmıştır. Ancak kavramsal olarak kapitalizm sonraki yıllarda Amerika’da kendine yer bulacaktır.

Temelleri 16. yy dayanan kapitalizm her ne kadar Batıda ortaya çıkmış olsa da 1. Dünya Savaşının ardından rotasını Amerika Kıtasına çevirmiştir. Elektriğin bulunması, üretimde kömür ve buharın etkisini azaltmıştır. Bu dönemin en önemli gelişmesi petrol bazlı içten yanmalı motorların kullanımı olmuştur. Bu süreç Henry Ford’un (Ford araçların sahibi) Yürüyen Bant sistemi ile yükselişe geçmiştir. Kapitalizm bu dönemde üretim kapasitesini ve ürün çeşitliliğini artırarak Büyük Buhrandan kurtulmanın yolunu bulmuştur.

Yenidünya düzeninin temelleri Liberal politikalarla atıldı.  Demir yollarının artması, çeliğin aktif kullanılması, teknolojinin etkisini göstermeye başlaması, büyük kentlerin oluşmasını sağladı. Kırsaldan kentlere büyük göçlerin olduğu bu dönemde seküler anlayışın izleri kendini göstermeye (Kitlesel olarak) başladı. Konformist yaşam tarzını besleyen en önemli unsurlardan biri olan Refah Devleti politikalarının kapitalist devletlerce içselleştirilmesi ve uygulama alanının genişletilmesi (Her eve buzdolabı ve çamaşır makinesi vb) Endüstri Devrimini büyüten en önemli argümanlardandır. Çok net çizgilerle belirtmek zor olsa da Endüstri 2.0 devri bu süreçte kapanmış oldu.

1970’li yıllara gelindiğinde Liberal politikalar dünya ölçeğinde yayılım göstermiş, merkez devletlerin kapitalist sisteme entegreleri tamamlanmış geriye çevre ve yarı çevre devletlerin entegrasyonu kalmıştı. Özellikle köpürtülen iki kutuplu dünya kavramı ve kimi yardım (Truman ve Marshall vb) faaliyetleri ile söz konusu entegrasyon pekiştirilmiştir. Bununla birlikte Kitle İletişim Araçları yaşamımızın bir parçası olmaya başlamıştır. 80’li yıllarda ilk bilgisayarları konuşmaya başladığımızı hatırlarsınız. 90’ların sonlarında chat sohbetleri ve ara yüzlerini, küreselleşmeyi, globalleşen dünyanın küçük bir köye dönüşeceğini konuşurken 2000’li yılların ortasından itibaren sosyal medya hesaplarını konuşur olduk. 90’lı yıllarının ortasında Manuel Castells Network Toplumunun Yükselişi, Enformasyon Çağı diyordu. Çocukluk arkadaşları ve okul arkadaşları ile iletişim aracı olarak görülen bu hesaplar zamanla ve yavaştan görselliğin ve simülasyonların kuluçka dönemini oluşturdu. Küresel baronlar artık gizlenmeden kartlarını açıktan oynamalarını rağmen toplumlar gönüllü olarak kitle olmayı, güruha dönüşmeyi tercih ediyorlardı. Jean Baudrillard bu durumu Sessiz Yığınların Gölgesinde; Toplumsalın Sonu olarak değerlendiriyordu. Koskoca dünya toplulukları artık kendilerine oluşturulan arenalarda (Facebook, Whatsapp, Twitter vb) oyun kurucuların (Sezar vb) gözetimi altında rahatlıyorlardı. Bir nickin bireyin yerini aldığı, bir ikonun duyguların yerini aldığı bir zaman diliminde insandan bahsedilemezdi. Tüm ağırlığını, ciddiyetini, duygularını vb özelliklerini bir rumuza, ikona ciro eden bir bireyin insanlığından söz edilebilir mi? Özne olmaktan, etken insan olmaktan imtina edip nesne, şey olmayı tercih eden bir varlığın ağırlığı kalır mı?

Dünyanın küçük bir köye dönüştüğünü ifade ettiğimizde köyün muhtarını ve ihtiyar heyetini de düşünmemiz gerekirdi. Bunlar eliyle insanlar önce birer birer ardından kitleler halinde Panoptikona dönüşen dünyanın mahkumları oldular. Fakat şimdilerde mahkum değiliz. Bu muhtar/yönetici tabaka bireyleri Subalternleştirerek (Antony Gramci bu kavramı 21. yy başında kullandı. Subaltern: ast, madun) rızayı imal ettiler. Artık muhtar köyü terk edin dese dahi hiç kimse köyden ayrılmayı göze alamaz hale getirildi. Modern  insanın günlük yaşamda 150 – 200 (En az. Ki bazı insanlar tamamen kamera gözetiminde yaşıyor, çalışıyorlar)  defa mobesa kadrajına yakalanması, yakalanmadığı mekanlarda ise kendi rızası dahilinde sosyal medya araçlarından yaptıklarını paylaşması küresel yöneticilere yetmemektedir. 11 haneli kimlik numaraları üzerinden somutlaşan bireylerin ne olduğunu veya ne yaptığını öğrenmeleri de yetmemektedir. Kalbimizin üzerinde taşıdığımız akıllı telefonlar aracılığıyla elde edip kayıt altına aldıkları bilgiler de yetmemektedir. Geldiğimiz yer tam da 1984 filminde ifade bulan bir noktadır. Bir tık sonrasında ise Bruce Willis'in oynadığı Suretler ve 2011 yapımı Zamana Karşı filmlerinin yansımalarını talep etmektedirler. Bedenlerimizin kendilerine ait olduklarını biliyorlar ve bunun için ruhlarımızı da istiyorlar.

Toplumlar bir yönde toplanırken yönetim (Erk, otorite vb) mekanizmalarının da bir yönde toplanması ihtimalini de gündem etmeliyiz. İçinde bulunduğumuz dönem gerçekliğin, hakikatin insanların ve toplumların arasından sıyrılıp sırra dönüştüğü bir dönemdir. Göstergenin, hipergerçekliğin ilahlığını ilan ettiği, yaşadığımız alanların illüzyona dönüştüğü, yer yer hepimizin halüsinasyonlar görüp Nirvana’ya ulaşmayı arzuladığı bir süreci yaşıyoruz.

2018 yılında Cüneyt ZAPSU Davos toplantıları sürerken özgür düşünen son neslin bizler olduğunu söylüyordu. Aynı toplantıda Prof. Yuval Harari algoritmalardan bahsediyor beyinlerin klonlanmasından söz ediyordu. Deri altına çiplerin takılmak suretiyle insanların iradelerinin manipüle edildiği, bedenlerinin ve ruhlarının işgal edildiği, yaşam kodlarının bir noktadan koordine edildiği bir sürece dikkat çekiyordu (Çip meselesini önce David Rockefeller dillendirdi, şimdilerde Bill Gates dillendiriyor). Çipleri önce hayvanlara taktılar, sonra üniformalara (Adana şehir hastanesinde güvenlik personeline takıldığı ortaya çıkmıştı) taktılar. Sıra insanlara geldi.

Dahası artık iş görüşmelerini uzaktan görüntülü olarak robotların gözetiminde yapacağız. Jest ve mimiklerimizden elde ettikleri binlerce veri  akışı sonrasında işe uygun aday olup olmadığımıza robotlar karar verecekler. Az biraz ötede hacklenmiş olacağız. İşte bunun adı Endüstri 4.0 merhalesidir. Yapay zekâlar marifetiyle yaşamın (Hayatın değil) nerede başlayıp nerede biteceğine muhtar ve ihtiyar heyetimiz karar verecekler. Amerikan, İskandinav ve Avrupa toplumları bu sürece çoktan entegre edildi. Doğu toplumlarının kimi törpülenmesi gereken noktaları mevcut. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Yüce yaratıcının kevni ayetlerinden olan doğayı talan ettiler, diğer ayetler olan hayvanat ve nebatatın genetiğiyle oynadılar. Bütün bunlar biz yaşarken oldu. Üstelik sesimiz çıkmadı. Hiçbir dine ve inanca bağlı olmayan bu müstekbirler insanlığın tüm kutsallarını çiğnemek kaydıyla politikalarına yol veriyorlar.

Amacın para olmadığını hepimiz biliyoruz artık. Çünkü dünyanın zengini bunlardır. Dünya nüfusunu en aza indirgemek, kolay yönetilen kitleler oluşturmak, insanların hem bedenlerini hem de duygularını kontrol etmek, rızkın kaynağı olarak kendilerini kabul ettirmek vb şeylerde söylenebilir. Ya sonra. Hadi 60 yaş üstü insanların yaşam maliyetlerini yüksek bulup atık unsur olarak gördünüz ve imha ettiniz (Bunu kitaplarına konu ettiler). Dünya nüfusunu 500 milyona da indirmeyi başardınız. Ya sonra. Yaşamın her alanını insanlardan arındırdınız ve insanları evlerine kapayıp tüm alanları yapay zeka makinelere açtınız. Ya sonra… 26. Yy konu edinen Zamyatin’in Biz isimli kitabı gibi rakamlarla isimlendirilen insanlar/varlıklar oluşturdunuz. Ya sonra. Rahmetli Erbakan hocanın bir fıkradan aşırdığı bir replik bekliyor sizi: “Çare yok gebereceksiniz”.

Köy muhtarı ve ihtiyar heyeti böyle düşünüyor, böyle istiyor, bu yönde planlar yapıyor. Başta Doğu özelde Müslümanlarda kılla, tüyle, abdestti bozan şeylerle, aklı dışlayan fikirlerle yol almaya devam etsin. Birbirleriyle mezhep, meşrep, grup, cemaat didişmelerine devam etsinler.

Neden Boynuz (Batı) Kulağı (Doğu) geçer? Neden Çırak (Batı) Ustayı (Doğu) geçer? Düşünmeyiz; zaten gereği de yoktur.

Bakalım yüce yaratıcı ve Rahmanın görünmeyen kulları ne düşünüyor.

 

* Corona Latince Taç demektir. Moron zeka geriliği demektir.

NELER SÖYLENDİ?
@
Ahmet Yıldırım

Ahmet Yıldırım

DİĞER YAZILARI Corona Morona?* 02-04-2020 08:12 Ademoğlu Ve Haram Lokma * 12-02-2020 09:52 Yönetim, Öteki Ve Madunlaşmak... 12-12-2019 10:07 Güç, Egemenlik Ve Ehlibeyt 08-09-2019 08:56 Panoptikon Mahpusları 25-07-2019 12:12 Muhafazkarlık Artıyor, Hakikat Uzaklaşıyor. 25-06-2019 22:12 Biz Kopya Değiliz. 05-03-2019 12:17 Gerçeğin Sessiz Çığlığı 15-01-2019 17:38 Zamanın Telaş Kurbanları.. 31-10-2018 14:34 Histerik Kişilikler Ve Kerbela 20-09-2018 14:57 Olmadan Ölünmüyor. 09-07-2018 12:20 Bu Seçimlerde Kime Oy Vermeli? 07-06-2018 11:24 Gençlere Neden Kızıyoruz? 09-04-2018 14:35 Kudüs; Antakya’dır, Kilis’tir, Antep’tir Urfa’dır. 29-03-2018 21:11 Bir Şey Olabildik Mi? 22-02-2018 18:23 Ümmetten Ulusa... 08-01-2018 16:47 İnsanın Tabuları Olmalı. 11-12-2017 15:21 Düşünce Ekmek… 27-10-2017 13:53 Referanduma Dair... 03-10-2017 14:25 Korku Üzerine.... 12-09-2017 07:41 Yeşil Sarıklı Ulu Hocalar! 15-08-2017 22:26 Bize Ne Oluyor? Bizde Ne Ölüyor? 11-07-2017 15:47 Aziz Dostum Ramazan! Göz Aydınlığımız Sen Hoş Geldin... 03-06-2017 09:33 Acıların Çocuğu Muyuz? 22-05-2017 18:30 Modernizm İllüzyonunda Halüsinasyon Görmeden Uyanmak... 10-04-2017 15:01 Dünden Bu Güne Neslin Değişimi. 22-03-2017 13:15 Gerçeklik, Hakikat Ve Doğruluk Üzerine… 22-02-2017 11:30 Geçmişi Anlamak Üzerine; Siyonizm Kralları.. 20-01-2017 21:09 Ölen, Öldüren Kim? Ölen Ne? 16-12-2016 22:38 Merhamet Ölmesin... 08-11-2016 20:18 Gençlerimize Hüseyni Misyonu Tanıtmak. 08-10-2016 09:39 Biz, Siz Arasında Arafta Kalmak. 26-09-2016 12:25 Darbe Sonrası Değerlendirme… 26-08-2016 16:19 Bürokratın Şakirtlik Hevesi.*** 02-08-2016 00:02 Aslına Rücu Et Ey İnsan. 15-07-2016 21:21 Gettolaşıyor muyuz? 01-07-2016 12:41 Bize Ne Oluyor? 21-06-2016 14:08
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA