Muhammed Acar
Muhammed Acar
Giriş Tarihi : 01-04-2020 14:36

Kötü Günlerden İyi Çıkabilmek

İçinde bulunduğumuz bu zor günlerden çıkıp huzura erebilmemizin yolu birbirimizi daha iyi anlamamızdan geçiyor. Bunun için ayrıldığımız noktaları en azından bir süreliğine geri planda tutmak, küresel boyutta yaşadığımız sıkıntılara, bizi bir arada tutan insani değerler çerçevesinde çareler aramak durumundayız. İnsanın hedef haline geldiği bu zamanda, insanı insana yaklaştıran değerleri canlı tutarsak yarınlara refah ve barış içinde ulaşabiliriz.

Bu gerçeği gerçekten anlayabildiğimizi söylemek maalesef güç! Çatışma kültürünü öne çıkaran, insanların zaaflarını alay konusu haline getirenler, toplum içinde hala barınabiliyorlar. İnsanların zaaflarından faydalanarak fırsatçılık yapan, bu zaaflar üzerinden maddi kazanç sağlamaya çalışanlarda var. Böylesi bir durumda bile bu tarz davranışlarda bulunanların gerçekten bizim insanlarımız içinden çıkıyor olması bizi yaralıyor, bir o kadar da düşündürüyor.

Gerek büyüklere hürmetsizlik yapan, gerekse fırsatçılık yapanlara yönelik verilen cezaların ne derecede ceza olduğu da ayrı bir tartışma konusu. Cezaların caydırıcı olması noktasında toplumun ortak bir kanaati var. Lakin bu cezaların,  ceza verilen kişiyi ıslah mı ettiği, yoksa yeni suçlar işlemesi için tahrik mi ettiği de konuşulmalı.

Sadece cezalandırmak için verilen cezalar, yeni suçların doğmasına olanak sağlar. Başta devlet yöneticileri olmak üzere, herkesin bu noktada daha doğru bir bakış açısına sahip olması gerekiyor. Son yıllarda cezaevlerindeki mahkumlara yönelik bazı eğitim programları olduğunu, onların topluma daha donanımlı, kendilerini geliştirmiş bireyler olarak dönmeleri için bazı çabalar olduğunu gördük. Bunlar artarak devam etmeli.

Bu istisnai örnekleri bir kenara bırakıp toplumumuza daha genel bir perspektiften baktığımızda, neredeyse çatışmayı ve kutuplaşmayı büyütme noktasında özel bir yeteneğe sahip olduğumuzu düşündürecek kadar ilginç tablolara şahit olabiliyoruz. Anlaşmazlıkları giderme, ihtilaflarımızı uzlaşıyla çözme noktasında pek becerikli değiliz maalesef. Toplum olarak yumuşak karnımız tam da burası...

Ülkemizde ve dünyada görünmeyen bir düşmanla mücadele edildiği bugünlerde, yumuşak karnımız olan kutuplaşma ve kargaşa ortamına sürüklenmemek için daha fazla sağduyuya ihtiyacımız var.

Önümüzde sonunu tam olarak kestiremediğimiz bir süreç var. Bu süreç, toplumumuzun bir diğer yumuşak karnı olan ekonomiyi de önemli ölçüde etkileyecek gibi görünüyor. Belki “zaten etkiledi, durumumuz hiç iyi değil” diyenleriniz olabilir. Salgının ekonomik boyutunun bedelini birçok ülke gibi bizde şuana kadar pek hissetmedik. İçinde bulunduğumuz durumun salgın öncesine geri dönmesi için en iyimser tahminler, Temmuz-Ağustos aylarını işaret ediyor. Bu iyimser öngörüleri referans aldığımız takdirde bile, en az dört ay daha bu ortamı yaşamak durumunda kalabiliriz.

Salgın öncesi dönemde ekonomik olarak iyi olduğumuzu kimse söyleyemez sanırım. Koronavirüs salgını, Türkiye’nin ekonomik olarak oldukça kırılgan bir dönemden geçtiği bir zamanda ülkeyi etkiledi. Devletin ekonomik kaygılardan ötürü, sadece bir aylığına bile olsa sokağa çıkma yasağı ilan edememesinden bunu net bir şekilde anlıyoruz. Daha basit şekilde ifade etmek gerekirse; devletin tüm vatandaşlara, “evlerinize girin ve bir ay boyunca çıkmayın, ben size bakacağım” deme gücü bulunmuyor. Aksine devlet vatandaştan para istiyor. Kesin sonuç verebilecek bu katı önlemler alınamadığından, hastalığın ilerleme sürecinin bir süre daha devam edeceğini, öyle bugünden yarına inişe geçmeyeceğini söylemek mümkün.

Kısacası, bizi ekonomik ve psikolojik açıdan daha fazla etkileyecek günler henüz gelmemiş olabilir. Daha zor günlere hazırlıklı olmak için, yazının başında değinmeye çalıştığım toplumsal dayanışma için üzerimize düşenleri yapmamız gerekiyor.

Aramızda -çoğu siyasi ve inanç temelli- birçok ayrılık noktası oluşturuldu. Bu zor günlerin öncesinde, aramızdaki mesafeleri peyderpey eritmek, muhabbeti yeniden tesis etmek için çalışmalı herkes. Zor günler, iyilerle kötülerin ayrıldığı, aradaki ayrımın farkına daha net varılabildiği günlerdir. Yeniden “bahara merhaba” diyebilmek, güneşi tenimizde hissedebilmek, tüm ayrılıkları arkaya atıp, el ele kırlara koşabileceğimiz günlere uyanabilmek dileğiyle…

 

Muhammed Acar / 1 Nisan 2020

NELER SÖYLENDİ?
@
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA