Cevdet Işık
Cevdet Işık
Giriş Tarihi : 14-03-2020 22:12

Hiçbir Şey Olmamak..

Her şeyin bir ‘şey’ olma durumu her zaman geçerli bir durumdur. Bir şey, bir şey olma özelliğini yitirdiğinde, kendisini de yitirmiş olur. Hayatı hayat kılan şey, var olma, varlığını sürdürme yani varoluş kaygısıdır.

Varoluş kaygısı, akıl ve irade sahibi insanın temel özelliklerinden birisidir. İnsanın bir şey olup olmaması bir bakıma varoluş kaygısı taşıyıp taşımamasına bağlıdır. Pek tabi bunun da ilintili olduğu bir dünya vardır ki biz bu dünyaya anlam dünyası diyoruz.

İnsanın bütün iletişim ve etkileşimlerinin dinamiğini, insanın anlam dünyası oluşturduğuna göre, insanın varoluş kaygısını ortadan kaldıracak merkez de anlam dünyası olmaktadır. İnsanın anlam dünyası insanın değer dünyasıdır aynı zamanda.

Bir ‘şey’in insanın anlam dünyasında oluşturduğu karşılık ile insanın varlık âleminde ontolojik olarak oluşturduğu ‘değer’ sıkı bir ilgi ve alakanın neticesidir. İnsanın ‘değer’inin, insanın kendi cinsinden olan insan tarafından gerektiği gibi takdir edilmesi imkânsızdır. Onun için, insanı yaratan, her açıdan insanı kuşatan Allah’ın değerlendirmesine ihtiyaç vardır.

Bütün bir varlık âleminin, özellikle de insanın en sahih ve doğru değerlendirilmesi, İlahi Vahiy tarafından yapılmıştır: İnsanın ne olduğu ve nasıl bir değere sahip olduğu ile niçin var olduğu açıklığa kavuşmuştur. Böylece bulunduğu mekânda ayakları yere basmış ve bir ‘şey’ olduğunu öğrenmiştir.

Hiçbir şey olmamak, değersiz olmak demektir. Değersizlik hükümsüzlüktür. Anlamdan değere, değerden de hükme varılır. Bütün bunların zeminini, aklı kullanma ve iradeyi harekete geçirme oluşturmaktadır. İnsanın kendisiyle barışık olması, akletme ile irade etmenin ahenkli bir neticesidir.

‘Değer’siz insanı her ne ile adlandırırsak adlandıralım, sonuçta yapacağımız şey, adlandırdığımız şeye haksızlık etmiş olmaktan öte bir şey olmayacaktır.

Hiçbir ‘şey’ olmayan insan, bir ‘şey’ olan bir varlıkla izah edildiği zaman, o şeyin varoluş bağlamı ile varoluş bağlarına küfredilmiş olur.

Bu paradoksal durum, insanın aciz olduğunu ifşa eden paradoksal bir durumdur.

Bunu fark etmek, yani bunun bilincine varmak gerekir. Zira insan olmanın zorunlu emaresidir fark etmek ve dolayısıyla bilincine varmak.

Hiçbir şey olmayan insanı bir şey kabul etmenin vahim sonuçlarından birisi de, Allah’a karşı, Allah’ın yaratmasına karşı, Allah’ın yasalarına karşı körelmek, kör bir duruma gelmektir.

İnsan, hakikati görme mazhariyetini yitirdiği zaman, karanlık ve dipsiz bir kuyuya düşmüş olur: O zaman değeri buharlaşır ve ümitsiz bir vakaya dönüşür.

İnsan ne zaman yok olur? (İnsan ne zaman ölür demiyorum. Çünkü ölmek yok olmak demek değildir.)

İnsan, sahip olması gereken ‘değer’lerden uzaklaşınca, yani insani değerleri yitirince yok olur: İşte o zaman insan, hiçbir ‘şey’ olamaz: Bu durumda insan adını yitirir ve Allah’tan başka hiçbir kimse, ona layık olan adı bulamaz.

Şu hakikatten gafil olmamak çok nemlidir: Allah her şeyi yarattı ve her şeyi sahip olduğu doğuştanlığa uygun bir şekilde adlandırdı. İnsanın insan olması, biyolojik yapısı gereği değil, düşünsel ve eylemsel yapısı gereğidir. Öyle ise insan suret olarak insan olabilir ama bu ölçü değildir. Asıl ölçü insanın siret olarak insan olmasıdır.

İnsanın bir şey olması, insan olma sınırları ile sınırlıdır. İnsan olmanın sınırları için, bütün anlamların billurlaştığı özetin özetine tevhid diyoruz: Allah söz konusu olduğunda bütün şeylerin silinip süpürülmesi ve en büyük otorite olarak görülmesi: Hakkı teslim etmek ve hakka teslim olmak.

Tevhid, zihinsel tasavvurun en büyük ve en sarsılmaz sütunudur. Tevhid inancı olan insan bir şeydir ama tevhid inancı olmayan insan ise hiçbir şey değildir. Günümüz dünyası hiçbir şey olamayanların hükmü altındadır.

Müslümanlar, bütün modern ve postmodern zamanlar boyunca, en büyük darbeyi zihinsel tasavvur alanında almıştır. Müslümanlar, Kur’an’ın beyan ettiği değer ve hedeflerden uzaklaşınca, yalancı ve sahte değerlerin oluşturduğu, serapların peşine düştü.

Dost ile düşman, yararlı ile zararlı, hakikat ile sahte olanın yer değiştirmesiyle, sahip olunan dil, düşünce ve kültür de yer değiştirdi. Şimdilerde sadece bir etiket kadar bile değeri olmayan Müslüman adıyla, nice cürümlere imza attığımızı fehmetmekten çok uzaklardayız.

Bugün Müslümanlar sahip oldukları yaşantılarla, hakikatin en büyük katilleri durumuna gelmiştir. Çünkü sahip oldukları yaşantılarla sadece kendilerini değil, Aziz Kur’an’ın emir buyurduğu hakikatleri de katletmiştir. Böylece hakikat sonrası çağ (post-truth) garabetinin yılmaz destekçileri ile kol kola girmiştir.

Müslümanlar olarak hiçbir ‘şey’ olamamanın en bariz tablosunu oluşturmuş bulunmaktayız. Bu tablodan dolayı çok ağır bedeller ödemekteyiz. Sahtekârlığın kabul gördüğü, sarhoşluk oluşturan radyasyonlu sözlerin marifet sayıldığı zamanlardan kurtulamıyoruz.

Her şeyin şeyliğini muhafaza ettiği bir zamanda, Müslümanların da düşünce, eylem ve kültürleriyle bir şey olacakları değerleri fark etmesi gerekir. Müslümanım diyen herkesin, yer ve zaman olarak, düşünce ve kültür olarak, toplum ve tarih olarak, varlık sahnesinde yer alması için değerleriyle ilgili yeniden ciddi okumalar yapma mecburiyeti vardır. Zihinsel çelişkiler aşılmadıkça, itibar kaybı oluşturan çelişkili hayatlardan kurtulmak ve hakikatin izinden gitmek, sadece sözde bir temenniden öteye gitmeyecektir.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
tempobet