Hazım Koral
Hazım Koral
Giriş Tarihi : 12-02-2020 09:42

İslâm Devriminin 41'nci Yılı Muhasebesi

Miladi 11 Şubat 1979 tarihinde gerçekleşen İran İslâm Devrimi ile alakalı bugüne kadar ciltler dolusu kitaplara sığmayacak nitelikte çok şeyler yazılıp söylendi. Bunlar elbette doğal ve normaldir. Zira bu devrim ne 1789 Fransız burjuva devrimine, ne de 1917 Bolşevik komünizm devrimine benzemektedir. Söz konusu ettiğimiz her iki devrim hakim güç ve siyasi otorite olana dek milyonlarca insanın ölümüne sebebiyet vermişlerdi..

Adına Rönesans dedikleri Fransız devriminin diğer adı "giyotinli devrim"dir. Nasıl ki laik Kemalistler devrim adına Anadolu topraklarında hakim güç ve siyasi otorite olabilmek için "İstiklal Mahkemeleri" adı altında Anadolu'nun muhtelif şehirlerinde seyyar mahkemeler kurup nice âlimleri darağaçlarında infaz ettilerse Fransız devriminin Jakobenci kanadı devrimin kendi evlatları olan Makyavelistleri ve kendilerine muhalif olanları giyotinlerle infaz ediyorlardı. Ayrıca her iki devrimin vaadleri de tahakkuk etmemişti. 1789 Fransız devrimi üç slogan ile yola çıkmıştı. Liberte, egalite, fraternite; "Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik"; bu sloganlar ne yazık ki lafta kalmış ve özgürlük de, eşitlik de, kardeşlik de kapitalist burjuva sermayedarları kasalarına hizmet için kullanılmış ve hâlâ kullanılmaktadır. Avrupa halkları Fransız devrimi ile birlikte seküler ve hedonist (hazcı) bir hayata adapte oldu. Belki eskiye nazaran tüketim imkânları ve refah seviyeleri (dünyanın diğer halklarına göre) daha yüksek olabilir fakat insani erdem, ahlâk ve maneviyattan yoksun topluluklar hâline gelmişler. Öte yandan 1917 Bolşevik kömünüzm devrimi ise, polit büro üyelerinin haricindeki kesime, yani halk tabakasına sefaletten ve ateizmden başka bir şey verilmemişti. Proletarya adına "Sınıfsız toplum" ve "Eşitlik" sloganları ise hiçbir zaman tahakkuk etmemişti. Miladi 1989 yılına gelindiğinde SSCB'nin son Başkan Mihail Gorbaçov'un "Glastnost - Perestroyka" sözleriyle bir takım açılımlar yapmaya teşebbüs edince ne olduğu anlaşılmadan komünizm tarihin çöplüğüne gömülmüş oldu... Anti parantez hemen şunu da belirtmiş olalım ki, o yıllarda İsviçre"de ikamet ediyorken Avrupa TV kanallarının birinde program yapımcısı, "komnüzmin yıkılıp tarihin müzesine kaldırılacağının ilk müjdesini veren Humeyni olmuştur" diyerek İmam'ın demeçlerinden konu ile ilgili açıklamalarını ekrana taşımıştı..

İslâm dünyası ise Emevilerden bu yana monarşilerle, saltanat rejimleri ile yönetilmişti. İran'daki şahlık rejimi de monarşi ile yönetiliyordu. 1908 İran anayasasında dini kurallara riayet söz konusu edilse de Şah Rıza Pehlevi "Ak Devrim" adı altında başta tesettür olmak üzere adeta dini değerlere savaş açmıştı. Şiî mollalar bu durumdan rahatsız olsa da genel bir kanaat olarak Mehdi aleyhisselam'ın zuhur beklentisi onları olumsuzluklar karşısında harekete geçirmiyordu. Ulema bu konuda "Ahbariler" ve "Usûlüler" olmak üzere iki ekole bölünüp fikir ayrılığına düşmüştü. Ahbarilerin görüşüne göre kötülük ve günah ne kadar çok yaygınlaşırsa Mehdi aleyhisselam o kadar çabuk gelecek! O hâlde "emr-i maruf ve nehy-i münker adına da olsa ıslah çalışması yapılmamalı" diyorlardı. Usuliler ise, "her hâlükarda iyiliklerin tesisi ve kötülüklerin bertaraf edilmesi adına 'emr-i maruf ve nehy-i münker' hükümlerinin muhatabıyız, o hâlde bu vazifemizi yerine getirerek Mehdi aleyhisselama ön hazırlık yapmalıyız" diyorlardı. Bu düşünceye sahip olan ayetullahlardan biri de İmâm Humeyni idi. Kum kentinin Fevziye medresesinde ahlâk hocalığı yapmakta olan İmâm Humeyni, Mehdi aleyhisselama ön hazırlık olması için mutlaka Allah'ın yasalarına mütenasip bir toplumsal dokunun oluşması gerektiği düşüncesiyle Şah rejimine karşı kıyam etmeyi gerekli görüp harekete geçmişti. İmâm Humeyni Cuma hutbelerinde ve vaazlarında Şah rejimini hedef alıp eleştirel içerikte konuşmalar yapıyordu. Elbette bu durum Şah Rıza Pehlevi'nin dikkatinden kaçmadı.1963 yılının Haziran ayında Şah'ın özel koruma ordusu olan SAVAK'ın Fevziye medresesine yaptığı ani baskınla yüzlerce öğrenci katledilmiş, İmâm Humeyni tutuklanıp zindana tıkılmıştı. Şah İmâm Humeyni hakkında idam kararı vermek istemiş fakat 1908 anayasasına göre "ayetullahlar idam edilemez" hükmü bu işi sürgüne tebdil etmişti... İmâm Humeyni için 14 küsur yıllık sürgün hayatı böyle başlamış oluyordu. Sürgünün ilk durağı Türkiye'nin Bursa ili olmuştu. İmâm, burada 20 ay kaldıktan sonra Irak'a geçiyor. İmâm, Irak'ın Necef kentinde 12 yıl kalıyor ve son olarak 3.5 ay Fransa'nın başkenti Paris'te ikamet ediyor.

Takvim yaprakları 1 Şubat 1979 yılını gösterdiğinde İmâm'ın 14 küsur yıllık sürgün hayatı böylece son buluyor ve İmâm Fransa hava yollarına ait bir uçakla Tahran'a geliyor. Devrim sürecinin en zorlu ve netameli günleri 1 Şubat'ta başlıyor ve 11 Şubat'ta devrim zafere ulaşmış oluyor.
Belirsiz on gün ve on geceden sonra devrim zafere ulaşmış olsa da asıl zorlu süreç ve zorlu sınav bundan sonra başlıyor.

Bazı rivayetlerde geçtiği üzere bir hadis-i şerifte Sevgili Peygamberimiz yeni Müslüman olan sahabelerine şöyle bir söz söylüyor: "Siz 'Lâilahe illallah' demekle bütün bir dünyayı karşınıza almış oluyorsunuz." Şimdi İran halkı da İslâm adına bir devrim yapmakla bütün dünyayı, yani dünyanın bütün istikbar güçlerini karşısına almış oluyor. Nitekim devrimin en önemli sloganlarından biri olan "lâ şarkiyya, lâ garbiyya" (Batı'ya da hayır, Doğu'ya da hayır) sözleri bu gerçeği teyid ediyor.

İslâm Devrimi vuku bulunca en büyük darbeyi ABD yemişti. ABD tasını tarağını toplayıp İran'ı terk etmek zorunda kalmıştı. Fakat yenilgiye tahammül edemeyip hemen intikam hırsı ile devrimi çökertmenin sinsi plânlarına girişmişti. Saddam maşası ne güne duruyordu? Henüz devrimin üzerinden 1,5 yıl geçmişti ki, büyük şeytan ABD 22 Eylül 1980 yılında Saddam zalimini İran'ın üzerine saldırttı. İran ekonomisine büyük bir darbe vuran bu tahmili savaş 8 yıl sürmüştü. Bu savaşta her iki taraftan toplam 1,5 milyon dolayında insan ölmüştü.

Elbette İran için yıkım ve ekonomik zayiat sadece bu savaşla sınırlı değildi. ABD yedeğine aldığı Avrupa ülkeleri ile birlikte İran'a yönelik ağır bedeller ve ağır faturalar içeren ambargolar uygulamaya koyulmuş ve o gün bugündür o acımasız ambargolar ve ekonomik kuşatma her açıdan ve çok yönlü olarak İran'ın belini bükmeye devam etmektedir. Ayrıca ekonomik sıkıntıların bir başka nedeni, (İran sadece Saddam'a karşı savaşmak zorunda kaldığı için ve kesintisiz ambargolara muhatap olduğu için değil) ABD tarafından sürekli olarak savaş tehditleri aldığı için elindeki sınırlı imkânlarını silaha yatırmak zorunda kalmış olmasıdır. Bir yönüyle İran gerçekten (bu konuda) takdire şayan mesafeler de kat etmiş oldu. (Zor oyunu bozarmış.) Binlerce kilometreyi vuracak balistik füzeler geliştirmiş olması dosta güven, düşmana korku salmaktadır. Fakat askeri alanda ilerleme kaydeden İran ekonomik açıdan istenen seviyeye bir türlü gelememiş ve bu yüzden zaman zaman nümayiş ve sokak gösterilerine maruz kalmaktadır. İran'ın silaha yatırım yapmasından maada ekonomik olarak kendisini zora sokan bir başka husus ise başta Filistin olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde anti emperyalist (ABD karşıtı) direniş gruplarına ve Venezuela ile Bolivya gibi bazı ülkelere nakdi yardım ve lojistik destekte bulunmasından dolayıdır. Özellikle işgalci Siyonistlere karşı savaşan Hizbullah, Hamas, İslâmi Cihad ve İzzettin Kassam Tugayları'na devrimin ilk yıllarından bu yana yüklü yardımlarda bulunması İran halkının bir kesimini rahatsız etmektedir. Her ne kadar ABD"nin ambargo ve savaş tehditleri karşısında İmâm Humeyni, "Bizi açlıkla mı korkutuyorlar? Şunu bilsinler ki biz Ramazan'ın çocuklarıyız, bizi
açlıkla korkutamazlar, biz bu devrimi ekmek için yapmadık. Bizi ölümle mi korkutuyorlar? Biz ölümden korkmayız, çünkü biz Kerbelâ'nın çocuklarıyız." sözleri bir "dik duruş" gerçeğini yansıtsa da refahın (ekonomik kalkınmanın) ve ümranın gözardı edildiği anlamına gelmez.
Kısacası İmâm'ın ABD karşısındaki dik duruşu ve meydan okuma tavrı İran halkının yüreğine su serpiyor ve düşüncesine tercüman oluyordu. Fakat azınlıkta da olsa belirli bir kesim var olan aş ve işten öte refah istiyordu...
Merhum Rafsancani cumhurbaşkanlığı döneminde şöyle bir serzenişte bulunarak mazeretini dile getiriyordu: "Bizi bize bırakmadılar ki elimizdeki imkânları silaha yatıracağımıza halkımızın refahına ve ülkemizin kalkınmasına yatırım yapmış olalım!"

Evet, 41 yıldan beri milyarlarca dolar silaha, savunma sanayine yatırım yapılacağına ekonomik kalkınmaya ve bayındırlık hizmetlerine yapılmış olsaydı hiç kuşkusuz İran'ın çehresi bugün böyle olmazdı ve ekonomide Müslüman ülkelerden maada mustazaf dünya halklarına da örnek olurdu.
Biz bu çelişkili asimetrik (orantısız) denklemin insaflıca tahlil edilmesinden yanayız. Size düşmanınız insanlık dışı ve en vahşi yöntemlerle ve olmadık şeytani desiselerle yedi koldan ve kesintisiz olarak saldırıyor olsa ve sabah - akşam ölüm kusan silahlarıyla sizi tehdit ediyor olsa savunma refleksiyle gardınızı mı alırsınız, yoksa refahınızın derdine mi düşersiniz?

Üstelik İran sadece kendi sınırlarına çekilip gardını almış değil. İslâm'ı temsil ediyor olması hasebiyle dünyanın neresinde olursa olsun bütün Müslümanlara karşı ve hatta "müellefe-i kulûb" olan mazlum - mustazaf halklara karşı mesuliyet hissi ile hareket ederek her tarafa yardıma koşmaya çalışıyor. Biz bunu Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Şehid Kasım Süleymani'nin İslâm coğrafyalarındaki faaliyetlerinde görüyoruz. Bosna cihadı, Lübnan, Suriye, Irak, Yemen, Afganistan cepheleri ve Filistin cihadı hangi katkılarla, hangi finansman kaynaklarla ve hangi silahlarla direnişin başat aktörü, direnişin medar-ı iftiharı oldu?

Evet, kalplerinde maraz olan, ümmet bilincine ve İslâm'ın mesuliyet anlayışına sahip olmayan bir grup, "Bize ne Filistin'den, bize ne İran'ın haricindeki ülkelerden, hükümetin önceliği bizim refahımız olmalı!" gibi sözler sarf ederek tepkilerini dile getiriyorlar. Devrim yıldönümü kutlamalarına gittiğimizde bizzat taksi şoföründen bu tür sözler işitmiş ve üzülmüştüm. Elbette gönlümüz isterdi ki İran'a gittiğimizde her yeri güllük - gülistanlık görelim. Gönlümüz isterdi ki, İran sadece savunma sanayii ile, sadece silah gücü ile değil, ekonomik olarak da Müslüman ümmet ve dünya halkları nezdinde numune-i timsâl olsun. Başta ABD olmak üzere tüm emperyalist şeytani düzenler İran'a yönelik kuşatma ve ambargolarıyla bu fırsatı vermediler. Mücbir sebepten dolayı oluşan savunma refleksi bu durumu adeta zorunlu kılıyor. Buna "konjonktürel şartlar" da diyebiliriz. Şu gerçeği de itiraf etmiş olalım ki, İran bu hâliyle bile İslâm ümmetinin medar-ı iftiharıdır. Başta 8 yıllık tahmili savaş olmak üzere yaşamış olduğu bunca sıkıntılara rağmen, geçmiş olduğu bunca badirelere rağmen büyük şeytan ABD'ye karşı hâlâ dik duruş sergileyebiliyorsa bize İran'ı takdir etmek düşer. Ekonomik alanda da Rabbim onlara başarılar versin. Bir ülke için ekonomi elbette baside alınacak bir olgu değildir. Sevgili Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde (ikaz mahiyetinde), "Fakirlik az kalsın küfrolacaktı" diye buyurmaktadır. Nasıl ki, bir aile reisi çoluk çocuğunun maişeti için çalışmak zorunda ise devlet yetkilerinin de ülke ekonomisini istikrarlı bir düzeyde tutabilmek için iyi bir bütçe ve üretim politikasına ihtiyacı vardır. Bu bağlamda bütün siyasi yetkililer hemfikirdir. Hükümetlerin de en başat görevlerinden biri budur. Ülke güvenliği elbette önceliklidir. Fakat bunu dengeli bir şekilde götürmek gerekmektedir. Üstadımız Atasoy Müftüoğlu'nun dediği gibi, "Bir alana ağırlık verip diğer alanları ihmal etmek bütünlüğü ihlâl etmektir." Hiç kuşkusuz bunu İran'daki siyasi yetkililer ve Rehber Ali Hamaney de bilmektedir. Fakat baştan beri ifade etmeye çalıştığımız gibi, (Merhum Rafsancani'nin dili ile) "Bizi bize bırakmadılar ki ülke ekonomisini düze çıkaralım, bizi bize bırakmadılar ki ülkeyi kalkındıralım."

Şu da bir gerçek ki, İran 41 yıllık bu zorlu süreç içerisinde tıbbi malzeme üretiminden bilgisayar yazılımlarına, nano teknolojiden, otomobil üretimine kadar sanayi ve teknoloji alanında bir hayli mesafe kat etmiştir bulunmaktadır. Biz henüz otomobil üretemezken onlar dünyanın en büyük otomobil fabrikalarından birine sahipler.

Bir zamanlar laik medya irtica parnoyasıyla, "Türkiye İran olmayacak" diye manşetler attığı yıllarda Ebrar Dergisi Yazı İşleri Müdürü arkadaşımız merhum Hikmet Lampir, teknolojik alanda Türkiye ile İran'ı kategorize ederek kıyaslıyor ve "Türkiye istese de İran olamaz" başlığı altında bir makale yazmıştı. Elbette bu makalede Türkiye tezyif ve tahkir edilmiyor sadece reel gerçekliklerle kıyas yapılıyor. Az önce söz konusu ettiğimiz "Zor oyunu bozarmış" diye bir atasözü var. İran ambargolarla boğuşurken kendi intiyaçlarını karşılayacak konuma geldi. Ancak ve elbette yeterli değil. Devlet dar gelirli vatandaşlarını sübvanse etmektedir. İşsizlik oranı Türkiye'ye göre daha düşük. 2019 verilerine göre işsizlik Türkiye'de %14, Yunanistan'da %16, İran'da %10 dolayında. Almanya'da ise %5 civarında...

Sonuç olarak demek istediğimiz o ki, yüce dinimiz İslâm bireysel ahlâktan yola çıkarak ticaretten ekonomiye, ekonomiden eğitim ve sağlığa, sağlıktan güvenliğe, güvenlikten siyasete, siyasetten savaş hukukuna, savaş hukukundan uluslararası ilişkilere kadar hayatı düzenleyen kurallar ve hukuk normları manzumesidir. Bu değerler bir bütün olarak hayata yansıtıldığında, bu değerler bir bütün olarak hayata yön ve şekil verdiğinde anlam kazanır. Ancak bu şekilde toplumsal ve siyasal hayat istikrara, insicama, hasılı huzur ve güvenliğe kavuşmuş olur.

Hiç kuşkusuz İslâm İnkılabı Rehberi Ali Hamaney ve İranlı siyasi yetkililer bu işin farkındalar. Bütün gayretleriyle ancak bu kadarını başardılar. Bütün bu kuşatılmışlıklar karşısında İran bu seviyeye gelmişse ve hâlâ ayakta duruyorsa yine de takdiri hak ediyor demektir. Dua ve temennimiz o ki, halkıyla, yöneticileri ile kardeş ülke İran ekonomik olarak da güzel mesafeler kat etsin ve askeri alanda olduğu gibi bu bağlamda da ümmetin medar-ı iftiharı olsun...

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Hazım Koral

Hazım Koral

DİĞER YAZILARI Bir Hukuk Skandalı Ve 22 Yıllık Hasret... 14-07-2020 07:43 Aile Mahremiyeti Üzerine 25-06-2020 07:31 Dünya Kudüs Günü Ve Asıl Mesele 21-05-2020 21:26 Oruç Ve Nefs Tezkiyesi.. 25-04-2020 15:57 Koronavirüs (Kovid-19) Hakkında... 27-03-2020 12:27 Mayın Eşeği Olmamak 10-03-2020 11:30 İslâm Devriminin 41'nci Yılı Muhasebesi 12-02-2020 09:42 İran'ın Suriye'de Ne İşi Var? 21-01-2020 10:29 Kadına Şiddet Ve Evlilik Hayatını Bitiren Faktörler... 02-01-2020 22:06 Nikâh Akdi.. 28-11-2019 21:17 Evlilikte Liyakat Ve Sadakat.. 29-10-2019 20:55 Kadına Şiddet Ve Kadın Cinayetleri 14-09-2019 09:54 Önce Ahlâk Ve Maneviyat... 18-08-2019 20:33 Takva İslam’ı En İyi Şekilde Yaşamaktır 08-07-2019 19:27 Gürültü Kirliliği 06-06-2019 17:40 Ramazan Ayı Ve Oruç 08-05-2019 21:15 Tesettürün Cılkının Çıkarılması Ve Müstehcenliğin Yaygınlaşması Üzerine... 18-04-2019 09:44 Şer Ekseni 12-03-2019 15:36 İslâm Devrimi’nin 40. Yılı 05-02-2019 18:20 Nikâhta Keramet Vardır 20-01-2019 11:50 Uygurlu Müslüman Türklere Uygulanan Çin Zulmü 19-12-2018 14:54 Evliliğe Giden Yolda Kıskançlık... 14-11-2018 22:03 Unutulan Vecibe Emr-İ Maruf -Nehyi Münker Ve Nasihat.. 10-09-2018 23:06 Akraba Ve Komşuluk İlişkileri 01-08-2018 19:36 Art Niyet - Suizan Veya Önyargı 30-06-2018 06:47 Emin, Güvenilir Ve Nezaket Sahibi Olmak 10-05-2018 18:34 Gelin Ve Damat Mevzusu 04-04-2018 17:18 Yarınlar Bizim 20-02-2018 12:01 Siyonistlerin Kuklası Küstah Trump 21-12-2017 01:02 Evlilik Oyunu (!) 22-11-2017 12:03 Vefa Kavramı.. 19-10-2017 23:07 Geçimsizlik Ve Boşanma Hadiseleri 19-09-2017 20:53 Anlamlı Ve Bir O Kadarda Stratejik Ziyaret... 17-08-2017 15:53 Evlilik Huzurun Teminatıdır… 25-07-2017 22:45 Srebrenitsa’yı Unutmayalım... 10-07-2017 23:02 Evlilik İçin Mümeyyiz Olmak… 01-07-2017 18:05 Medeniyetimiz Ve Ufak Ayrıntılar 12-06-2017 17:21 Eşler Arasındaki Kıskançlık Ve Duygu Kontrolü... 10-05-2017 13:03 Sosyal Medyanın Negatif Ve Pozitif Yönü... 03-04-2017 05:01 Sevgi Ve Aşk Üzerine Kısa Bir Analiz.... 08-03-2017 19:08 Farkındalık... 08-02-2017 20:55 Mesuliyet Hissi Ve Merhamet Duygusu.. 18-01-2017 10:05 İnsanı Ve Misyonunu Tanımak. 03-01-2017 21:34 Terör Ve Şiddetin Meşruiyeti Yoktur. 14-12-2016 10:00 Fethullah Gülen’in İnanç Ve Psikolojisi... 16-11-2016 09:46 Kerbelâ’da Âşura Öncesi 08-10-2016 09:34 Azmettirici ABD Tetikçi FETÖ Destekçi NATO 28-09-2016 22:37 İşgalci Siyonist İsrail İle Anlaşmaya Hayır.. 31-08-2016 21:33 Kanlı Darbe Girişimine Bir Başka Açıdan Bakış... 11-08-2016 13:02 Kanlı Darbe Girişimi Hangi Amaca Matuf.. 21-07-2016 16:58 Sıbgatullah; Allah'ın Boyası.. 29-06-2016 00:15 Ramazan Ve Oruç 02-06-2016 09:13 İkra 02-05-2016 12:56 Önce Ahlâk Ve Manevîyat 01-04-2016 07:20 Edep 01-03-2016 10:05 Erbain Yürüyüşü 27-01-2016 23:41 Kerbelâ’yi Anmak Bidat Mi? 29-12-2015 22:47 Kûr’ân Ve İmâm Hüseyin 24-11-2015 16:53 Üst Kimlik Manifestomuz.. 21-10-2015 16:21 Teberrâ Ve Tevellâ 21-09-2015 22:19 Uhuvvet Ve Tasavvuf 18-08-2015 08:52 Ümmet Birlikteliğinin Önündeki Engeller 03-08-2015 14:02 Diyalog Ve Uhuvvet'in Ön Şartları… 30-06-2015 23:26 Tekfircilik Hastalığı (2) 20-06-2015 18:37 Tekfircilik Hastalığı -1- 25-05-2015 13:44 Tevhid Selâm Terör Örgütü Mü? 02-05-2015 17:51
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
tempobet