Muhammed Acar
Muhammed Acar
Giriş Tarihi : 04-12-2019 07:47

Ulus Devletleri Kutsayan ‘İslam’ Toplumları...

İslam ülkelerinde yaşayan halklar, bir taraftan Batılılaşma etkisiyle, diğer taraftan da hamaset dolu tarihsel söylemlerle ciddi şekilde pasivize edildiler.

İslam toplumları, varlıklarını devam ettirebilmek için derin bir umursamazlığı seçtiler. Toplumlarımızı esir alan her türlü taklitçilik, hürriyetten uzaklaşmayı, özgünlüğün ve özgürlüğün kıymetinin unutulmasını da beraberinde getirdi.

Gerek geçmişe yönelik, gerekse geleceğe yönelik tahayyüllerle uygulanan taklitçi politikalar, İslam toplumlarını kendi gerçekliklerinden uzaklaştırdı.

Toplumlarımızda, sürekli ilerleme, muasır medeniyetler seviyesine ulaşma gibi hedeflerin tek ve değişmez amaç olması sebebiyle, kültürel hassasiyetler, endişeler, sorumluluklar tamamen unutuldu.

Kalkınma ve ilerleme adına gayret ederken, halklarımızın birbirleriyle olan iletişimine ve onlar üzerine yapılan planlara dönüp bakmadık. Nihayetinde, eskiye kıyasla daha çağdaş, lakin ümmet olma bilincini kaybetmiş, birbirini tanımayan, birbirine önyargılarla bakan toplumlar haline geldik.

Çağın gerekleri olduğu öne sürülen saplantılar nedeniyle, başkalarının ölçülerini, doğru-yanlış tanımlamalarını değişmez mutlak olarak alan toplumlar, gerçek bir bağımsızlığın ancak hayalini kurabildiler. Günün sonunda çağdaş, modern, seküler, aynı zamanda sömürülen, hürriyet ve bağımsızlık hedefi olmayan toplumlar ortaya çıktı.

Sözünü ettiğimiz toplumlarda, kültürel ve düşünsel bir üretim olmayınca, kültür şekilciliğe, düşünce ise batı kaynaklı eserlere endekslendi. Kendi medeniyetlerini sürdüremeyenler, varoluşsal bir belirsizlik içinde savrulup gittiler. Halkları Müslüman olan bu toplumlar, tercihlerini modernleşme yönünde yaparken, Kur’an’ın referans olabileceğini göz ardı ettiler.

Çoğu İslam ülkesi, ulus devlet çıkarlarını korumak adına İslam’ı inanılmaz bir şekilde istismar edebiliyor. Kendi milletini, ırkını, mezhebini kutsarken, kendinden saymadığı lakin aynı dinden olduğu başka dindaşlarını gözünü kırpmadan ateşe atabiliyor. Gücü eline geçirenler, büyük bir intikam hırsıyla tüm ahlaki sınırları yerle bir edebiliyor.

Suudi Arabistan’ın beş yıla yakın bir süredir komşusu Yemen’i vurması, on binlerce insanın canına kıyıp yüz binlercesini salgın hastalıkların pençesine atması, Müslüman olduğu iddiasında bulunan bir devletin, ulus devlet çıkarları için ne kadar canavarlaşabildiğinin en yakın örneklerinden biri olarak önümüzde durmaktadır.

Tüm bu yaşananlar, dünya kamuoyu tarafından bizim gördüğümüz şekilde görülmüyor ne yazık ki. Günümüz dünyasında, kitlesel medyanın da etkisiyle, toplumlar tek bir kasabada yaşayan küçük bir topluluğun yönlendirilmesi kadar kolay bir şekilde yönlendirilebiliyor. Bu durum, toplumlarımızın üzerinde yeni bağımlılıklara, yeni ön yargılara sebep oluyor.

Dünya düzenini istediği şekilde yönlendiren batılı güçlere karşı İslam dünyası doğru soruları sorması gerekiyor. Yeni bir diriliş, zorba sömürgecilere karşı koyabilecek kapsayıcı bir kültür, ulus devlet sınırlarını ortadan kaldıran bir dünya görüşü ve yerel/yöresel putları kırabilecek bir iradeyle mümkün olabilecektir.

 

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
tempobet