Cevdet Işık
Cevdet Işık
Giriş Tarihi : 29-10-2019 20:58

Can Alıcı Ve Can Yakıcı Kısım

Herkesin din algısı farklıdır. Bu algı farklılığından ötürü, herkesin algısındaki din imajı da farklı olmaktadır. Farklı dinsel algıların çatışma sebebini, bu farklı din algıları oluşturmaktadır. Aslında herkes kendi farklı algısıyla hayatını sürdürse bir sorun çıkmayacak. Ama kendi din algısını hakikatin merkezine yerleştirerek, diğer din algılarını tehdit olarak görme hastalığından dolayı çatışmalar durmadan devam edegelmiştir.

Dinsel çatışmalar, din üzerinde hüküm sürmenin bir neticesidir. Aslında olması gereken, dinin insanı hükmü altına almasıdır. İnsan, dini hükmü altına alınca, aynı zamanda dini kullanmış olmaktadır. Dini kullanma genellikle bir erk sahibi olmak içindir. Bir de dine yanlış yaklaşımdan dolayı oluşan sapmalar vardır. Dine, sadece duygularla yaklaşmak ve aklı devre dışı bırakmak, kötü niyetli insanlar için rahat bir hareket alanını oluşturur. Duygusal alanı faal durumda olanlar için, en hayati konular fizikötesi ile ilgili konulardır. Fizikötesi ile ilgili konular, insanın sahip olduğu imkânlar dâhilinde bihakkın kavranmadığı için, genelde istismar etmek isteyenlerin ilgilendiği bir alan olmaktadır.

Fizikötesi ile ilgili yapılan istismarlar, insanlığın genel geçer en büyük sorununu oluşturmaktadır. Oluşturulan sömürü ağlarının ilmekleri genelde fizikötesi ile ilgili sahte kanılarla örülmektedir.

İleri sürülen inanç ve savların gerçekliği ispat konusu olmadığı için, fizikötesi ile ilgili konuşmak, zihni egzersizlerde bulunmak ve insanların ikna edilmesi için mitler oluşturmak, sıklıkla görülen durumlardır. Ne yazık ki bu konularda oluşturulan esrar (giz), insanların dikkatini üzerinde toplamada başarılı olmakta, cehaletin oluşturduğu uyuşuklukla, insanlar yığınlar halinde istismarın konusu olmaktadır.

Yapılan ritüellerle fizikötesinde avantaj peşinde olma kolaylığı, insanlardaki sorumluluk duygusunu da olumsuz yönde etkilemektedir. Ne yaparsan yap, söylemiş olduğun birkaç söz ve sergilediğin birkaç şekilsel “dini” davranışla kurtulacağına inanma, sosyal-toplumsal yaşamda kapanmaz gediklerin açılmasına sebep olmaktadır. Bütün bunların kökeninde, din’i sadece duygusal alandan ibaret görmek ve böylece din’e duygusal olarak yaklaşmak vardır.

Din olgusuna yaklaşımın bir çeşidini de akılcılık dediğimiz rasyonalizm oluşturmaktadır. Aklın sınırları dışında sınır kabul etmemek anlamına gelen rasyonalizm, gözlem ve deneyle elde ettiği bilgiyi yorumlamaktan başka bir şey yapmamaktadır. Değişik toplum, kültür ve coğrafya etmenleri ile etki altına alınabilen aklın yapacağı yorumları mutlak doğru kabul ederek, nasıl itibar edilebilir? Zira bu hususla ilgili sayısız aklın ortaya çıkması ve iddialarda bulunması, herkesin malumu olan bir durumdur.

Sadece akla mahkûm olan bir tasavvurla, geleceğimizi, korkularımızı, ümitlerimizi ve en önemlisi de güvenliğimizi sağlamamız mümkün olmayacaktır. Öyle ise dine yaklaşımda ne sadece duygusallık ve ne de sadece akılcılık çare olamaz. İnsanın orta bir yola ihtiyacı vardır.

Din denince öncelikle sağlıklı bir yaklaşıma sahip olmak büyük bir önem arz eder. Çünkü dine sağlıklı yaklaşım, dinin ne demek olduğu ve ne gibi iddialara sahip olduğunu bize gösterecektir. Kalkış noktasının doğruluğu, doğru tanım ve doğru tercihte bulunmak anlamına gelecektir.

Din insanı ilgilendiren bir olgudur. İnsan derken, akla ilk gelmesi gereken ise hayattır. Hayata bakışımız, hayata yaklaşımımız, hayatla ilgili tasavvurumuzu oluşturur. Hayat tasavvuru dendiği zaman, hayatın sahip olduğu veya sahip olması gereken keyfiyet akla gelmelidir. Bu sebepten Kur’an’a göre dinin en önemli içeriğini, hayat tarzı oluşturmaktadır. Hayat tarzının içeriğini ise, hayatta uyulması gereken sınırlar oluşturmaktadır.

Kur’an baştan sona bir hayat kitabıdır. Tabi burada hayatı sadece dünya hayatı olarak kabul edenlerin, Kur’an’ı gerektiği gibi anlamalarını beklemek yanlış olur. Hayat, karşılığını ahirette alacağımız, bu dünyadaki sınırlı bir zaman ve sınırlı bir mekânda yaptığımız bir yolculuktur. Bu yolculukta sahip olduğumuz zihni ve fiziki imkânlarımızı kullanma ve değerlendirme biçimimiz bizim dinimiz olmaktadır. Bu da hayat tarzı olarak ortaya çıkmaktadır.

Hayat tarzının kapsamını, sahip olunan inanç ve değerler ve bu değerlerin lokomotifliğini yaptığı edimler oluşturmaktadır. Mademki Kur’an bunu din olarak adlandırıyor (Maide 5:3), öyleyse her bir insanın sahip olduğu hayat tarzı, kendisinin dini olmaktadır. Bu değerlendirmeye göre dünyada dinsiz bir insanın varlığı söz konusu olmamaktadır. Yani her kim ki, bir hayat tarzına sahipse, aynı zamanda sahip olduğu bir dini de var demektir.

Müslümanım diyen bir kimsenin hayat tarzını İslam oluşturmalıdır. Hayat tarzını İslam’dan başka ideolojilerin oluşturduğu kimselerin, “ben Müslümanım” demesinden daha garip bir şey olamaz. Böyle kimseler, genellikle atalardan kalma bir refleksle ya da bilinçsizliğin eşlik ettiği bir sayıklamayla “ben Müslümanım” demektedir. Oysa Müslüman olmak bilinçli bir tercihle mümkün olan bir durumdur. Müslüman olmak, bilinç eşliğindeki bir tercihin sonucu değilse, “ben Müslümanım” diyen bir kimse, sadece sayıklamış olmaktan başka bir şey yapmamış olur. Böyle bir kimse, Allah’ı aldatamayacağına göre, ancak ve ancak kendisini aldatmış olur.

Bugün dünyanın hiçbir yerinde İslam, bir hayat tarzı olarak, Müslümanların hayatına yön vermemektedir. Müslümanların alış verişinden eğitimine kadar, aile yapısından toplumsal ilişkilere kadar, hukukundan diğer kurumsal yapılara kadar bütün alanlarda İslam’ın herhangi bir etkisi söz konusu değildir. Yani bugün Müslümanların hayat tarzını İslam değil, seküler, neoliberal, modern, postmodern değerler oluşturmaktadır. Ne kadar hazindir ki, İslam hayattan çekilmiş olup sadece bazı folklorik unsurlardan ibaret bir hale gelmiştir. İslam’ın hayattan çekilmesi demek, İslam’ı hayatına uygulayan, İslam’la hayat bulan kimselerin olmaması demektir.

Herkesin bir dininin olduğu kesindir de, acaba Müslümanların dini nedir? Her Müslümanın bu konuda ciddi bir diyarbakır escortmuhasebe içine girmesi gerekmekte olup, bu gereklilik farz niteliğinde bir gerekliliğe denk gelmektedir. İşin en önemli, can alıcı ve de can yakıcı kısmı burasıdır.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
tempobet