Cevdet Işık
Cevdet Işık
Giriş Tarihi : 16-02-2019 12:19

Gizli Irkçılıklar

İnsanın geçmişten günümüze yaşadığı ve gelecekte de büyük bir ihtimalle yaşayacağı en büyük sapmalardan birisini, ırkçılık alanındaki sapma oluşturuyor. Bu yargıdan sonra şu sorunun insanın zihnine hücum etmesi gayet normaldir: Irkçılık nasıl bir sapmadır?

Sapmadan söz ettiğimize göre, gidilen bir istikametten de zımnen söz ediyoruz demektir. İstikamet ve sapma dediğimiz zaman, aslında hüküm ve hikmet sahibi Allah’a da göndermede bulunuyoruz. Allah insan için bir yön tayini yapmıştır. Ama insan, kendisi için yapılan bu yön tayinini ihlal etmiştir. Hâlbuki insanın, ilahi bir pusula misali, adına fıtrat denilen verili bir yapısı vardır. Buna rağmen yine de takibinde olması gereken istikametten sapabiliyor.

Her doğan insanın İslam fıtratı üzere doğduğunu İslam bize haber veriyor. Burada bir rahmet göstergesi olarak ilahi bir müdahalenin varlığından söz etmek mümkündür. Çünkü eğer Allah dileseydi insanı hidayete götüren kodlarla donatmaz, umutsuz ve çaresiz olarak bırakabilirdi. Üstüne üstlük insan gibi kâinatı ve tabiatı da okunacak bir kitap misali yaratmazdı. İşin sigortası olarak bir de kendi cinsinden elçiler göndermezdi. Ama O, insanı İslam’a yatkın bir yapıda yarattığı gibi, kâinatı da belli yasalara tabi bir kitap gibi yarattı. Ayrıca her kavme kendi içlerinden seçtiği kimseleri elçi olarak gönderdi. Çünkü O, Rahman ve Rahim olandı.

Bütün bunlara rağmen insan sapabiliyor. İçine doğduğu bu sanatlı ve ahenkli ortamda yönünü şaşırabiliyor ve olması gereken istikameti unutabiliyor.

Her sapma bir kopmadır aslında. Her sapmanın ve kopmanın imkânını akletme, irade etme ve tercih etme oluşturmaktadır. İradeli varlıklar dışında kalan diğer bütün varlık âlemi için bir sapmadan, bir kopmadan ve dolayısıyla bir istikamet belirsizliğinden söz edemeyiz. Onlar için belirlenmiş yasalar ne ise o yasalar çerçevesinde oluşturulan istikamette hareket etme zorunluluğu söz konusudur.

Irkçılık denen illetin mahiyetini biraz irdelemekte yarar vardır. Irk gerçeği aslında Allah’ın ayetleri arasında yer almaktadır. Çünkü insanların etnik yapıları bakımından farklı olması, insanların birbirlerini fark etmelerinin, birbirlerini merak etmelerinin sebebini de oluşturur. Bu sayede bir araya gelmeleri, tanış olmaları ve daha bir sosyal dayanışma içinde olmaları yani hayatlarının kalitesini arttırmaları mümkün olur. Yani farklı ırk ve dillerden olan kimseler bir araya geldikleri zaman, tıpkı bir kitabı okur gibi, birbirlerini okurlar. Bu sayede Allah’ın yüceliğine de tanıklık ederler. Bütün bunlar için insana verilmiş olan akletme yetisinin harekete geçirilmesi gerekmektedir. Velâkin günümüz dünyasında insanın insanı okumasından çok, insanın yaptığı, insanın canına okumak olmuştur.

Irkçılığı oluşturan en önemli saik cehalettir. Cehalet, bilgisizlikten öte bir durumdur. Kişioğlu bilgili olduğu halde cehalet içinde olabilir. Cehalet rotayı şaşırmak, gittiği istikameti değiştirmektir. Bu durumda insanın varlık ve varoluşla ilgili olarak bakış açısı tümden değişmektedir. Örneğin İslam’a göre insan bu dünyada bir yolcu iken, cahili bir anlayışı takip eden kimseler nezdinde insanın yolcu olma vasfı diye bir şey yoktur.

İnsanın varlık amacı dünya sınırlarına hapsedilince; insanın, zamanın kısıtlı olduğu bu daracık yerde, üstünlük arayışlarına girmesi kaçınılmaz olmaktadır. Her türlü üstünlük arayışı, bir bakıma tek üstün olan Allah’a bir isyanın sebebi olmaktadır. Bu durumda üstünlüğün erdemli olmakla, sorumluluk bilincine sahip olmakla ve adaleti gözetmekle bir ilgisi kalmamaktadır. Üstünlük, ya doğuştan var olan ya da sonradan sahip olunan özelliklere atfedilmektedir.

Gizli ırkçılığın kapı kolunu ‘üstünlük’ arayışındaki algı oluşturmaktadır. Artık bu aşamadan sonra herhangi bir ırka mensup bir kimsenin, kendi ırkını üstün ve biricik saymasından tutun da sahip olunan makam ve mevkilere kadar hayatın akışındaki birçok durum araçsallaştırılmak suretiyle üstünlük arayışlarına malzeme yapılmaktadır. Bu durumda hayatın doğallığı içinde var olan ikili yapılar, ayrışma yoluna girerek parçalanmalara sebep olmaktadır. Kaos ve karmaşa dediğimiz cehaletin görünen yüzü, kara bulutlar gibi toplumsal yapılar üzerinde dolaşarak, karanlık ve güvensizliği üretmeye başlamaktadır.

Üstünlük hususu her zaman için sınırları imha eden bir patlayıcıya benzediği için Rabbimiz, ‘la ilahe illallah’ özlü ifadesiyle soruna köklü bir çözüm getirmiştir. Zira bütün üstünlüklerin geçersiz olduğunu ve ancak ve ancak tek üstün olanın Kendisi olduğunu dile getirerek razı olduğu istikameti insanlara bildirmiştir.

‘Üstünlük’ öylesine bir virüstür ki, girdiği yapıları bozarak bertaraf eder. İblis, sahip olduğu yakini bilgilere rağmen, Allah’a isyan edebilmiştir. Onun için denebilir ki, ilk ırkçı olma unvanı İblise aittir. Bu ırkçılık yüzünden İblisin yapısı değişmiş ve artık şeytan olmuştur.

Şeytanlaşmak İblisle olup biten bir durum değildir. Bütün zamanlar ve bütün mekânlar için söz konusu olan bir olgudur. Şeytanlaşmanın mahiyetini, herhangi bir yanılgı ve hatanın yol açtığı bir durum oluşturmuyor. Aksine bilerek ve tasarlayarak kötü ve yanlış olanın tercih edilmesi oluşturuyor. Onun için şeytanlaşmak ümitsiz bir vakanın adıdır. Zaten İblis bu sebepten bir pişmanlık da duymamıştır. Şayet pişman olsaydı, tıpkı Âdem’de olduğu gibi, Allah’tan af dilemek suretiyle dönüş yapmaya çalışırdı.

Burada ‘gizli ırkçılıklar’ tabirinin, ‘üstünlük’ gibi ilk etapta taşıdığı potansiyel tehlikeyi fark ettirmeyen bir kavram üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini belirtmeye çalışıyorum. Zira içinde bulunduğumuz zaman ve mekânı etkileyen kuralların oluşturduğu ahlak ve davranışların, ne kadarının bizi şeytanlaştırmaya sürüklediğini düşünmemiz çok önemlidir.

Müslümanların içinde bulundukları duruma baktığımız zaman sayısız ırkçılıkları rahatlıkla görebiliyoruz. Her yapılanma, etrafına ördüğü duvarlarla kurtuluş gettoları oluşturmakta ve bu gettoların dışında kalanları bir şekilde küçük görerek şeytanlaştırabilmektedir. Bu durum, adı ve niteliği belli olmayan sayısız kültürel kümelenmelere sebep olmaktadır. Bu kümelenmelerde niteliğe önem verilmezken, obez, kaba, hareketsiz ve pasif seküler modern mensubiyetleri üretip beslemektedir. Burada sahip olunan niceliklerin tutuklayıcı cazibesi tersyüz edici bir işlevle gizli ırkçılıkların durmadan akan kaynağı olmaktadır. Ancak eleştirel bir akıl ve uyanık bir bilinçle gizli ırkçılıkların pençesine düşmekten kurtulabiliriz. Bunu düşünce ve davranış boyutuyla kazanmanın yolunu İlahi vahiy göstermektedir. Aksi takdirde yanılsamaların sürüklediği cahili bir yaşamdan kurtulmak mümkün olmayacaktır.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
tempobet