Alptekin Dursunoğlu
Alptekin Dursunoğlu
Giriş Tarihi : 29-10-2018 21:15

Bir acayip zirve, tüm tarafları memnun etti.

Avrupa ülkeleri ile Astana ortakları arasındaki en yüksek düzeydeki ilk temas olması bakımından önemli olan bu zirve, tıpkı Soçi mutabakatı gibi tüm tarafları memnun etti.
 

27 Ekim’deki İstanbul zirvesi, tema bakımından şimdiye kadar Suriye konusunda yapılan uluslararası toplantılardan bariz bir şekilde farklılık gösterdi.

Daha önceki Suriye konulu uluslararası toplantıların tamamında tartışılan şey ‘Suriye krizinin’ kendisiydi. Örneğin;

İlki 30 Haziran 2012’de yapılan Cenevre konferanslarısorunu Suriye yönetimi ile muhalifler arasında yaşanan bir “kriz” olarak tanımladı. Siyasi müzakereleri ise çözüm olarak önerdi.

İlki 24 Şubat 2012’de yapılan ‘Dostlar Grubu’ toplantıları, sorunu Suriye ‘rejiminden’ kaynaklanan bir ‘kriz’, çözümü ise rejimin devrilmesi olarak tanımladı. Bu çözüm önerisi doğrultusunda vekalet savaşı başlattı. “Beşşar Esed gitmelidir” ön şartıyla da Cenevre’de siyasi çözümü engelledi.  

İlki 30 Ekim 2015’te yapılan ‘Suriye Destek Grubu’ toplantıları, ‘Dostlar Grubu’nun vekalet savaşındaki başarısızlığının sonucu olarak ortaya çıktı. 

Çünkü Dostlar Grubu tarafından Suriye’de rejim devirmek için desteklenen terörist gruplar; Irak, Suriye ve Lübnan topraklarında yüzölçümü bakımından birçok Avrupa ülkesinden daha büyük devletçikler kurdu. 

Vekalet savaşındaki başarısızlığı yüzünden ‘IŞİD karşıtı koalisyona’ dönüşen ‘Dostlar Grubu’ da kendi yarattığı terör, mülteci ve bölgesel istikrar sorununa Şam’ın müttefikleriyle birlikte çözüm aramaya başladı. 

Suriye Destek Grubu işte bu birlikteliğin sonucu olarak ortaya çıktı. “Suriye’nin egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve seküler karakterini” vurguladı[1] ve Suriye’deki sorunu ‘terör’, çözümü ise ‘ön şartsız siyasi müzakere’ olarak ortaya koydu.     

İlki 23 Ocak 2017’de yapılan Astana toplantıları Şam ve müttefiklerinin askeri sahada hakimiyet kurmalarının sonucu olarak ortaya çıktı. 

Astana süreci, bu sorunu “terör” ve “hükümet sistemi” şeklinde ayrıştırdı. Sorunun taraflarını “teröristlermuhalifler ve Suriye devleti” şeklinde tanımladı. “Teröristlerle” ilgili olarak askeri yolu, Suriye devleti ve muhaliflerle ilgili olarak ise siyasi yolu çözüm olarak gösterdi.

Astana sürecinin askeri çözüm önerisi aslında Suriye Destek Grubu’nun, siyasi çözüm önerisi ise Cenevre sürecinin çözüm önerisinin ta kendisiydi. 

Dolayısıyla Astana süreci “Suriye Arap Cumhuriyeti’nin birliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü” garanti edecek bir çözüm için 2017 yılının ocak ayından itibaren çözümün askeri ve siyasi ayaklarını koordineli bir şekilde yürüttü. 

Astana süreci ile öngörülen askeri çözüm yolu sayesinde Suriye topraklarındaki ‘terörist devletçikler’ yok edildi. Tüm ‘teröristler’ İdlib’de toplandı ve yalıtıldı. Siyasi çözüm için zemin oluşturuldu.

Astana’da atılan siyasi çözüm adımları sayesinde de ‘muhalif’ diye nitelenenler, ‘teröristlerden’ ayrıştırıldı; devletle müzakere masasına oturtuldu ve tüm tarafların yer aldığı anayasa hazırlık süreci başlatıldı. 

Böylece yedi yıl sonra ilk kez Suriye’nin birliğini, ulusal egemenliğini ve toprak bütünlüğünü garanti edecek bir siyasi çözüm iklimi yaratıldı.

Suriye’ye savaş dayatanların barış kaygısı

 27 Ekim’de “Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğü”ne “kuvvetli taahhütlerini teyit etmişlerdir”[2] ifadelerinin yer aldığı bir sonuç bildirisi imzalayan tarafların bu iklimin nasıl yaygınlaştırılacağını konuşması bekleniyordu.

Ancak eski ‘Dostlar Grubu’ üyeleri, bu zirvede Beşşar Esed’i cumhurbaşkanı seçip seçmemeyi Suriye halkının iradesine bırakma inceliğini! gösterse de Suriye krizinin çözümüyle doğru orantılı olarak artan kendi kaygılarını söz konusu etti.

Erdoğan, Macron ve Merkel, ortak basın toplantısında mülteci kaygısını vurguladı ve Soçi mutabakatı ile İdlib’de oluşturulan durumun kalıcı hale getirilmesi talebini şöyle dile getirdi:

Erdoğan“İdlib'teki mevcut ateşkesin korunması ve yeni bir insani krize mahal verilmemesi için taşıdığı öneme özellikle işaret ettik.”

Macron: “Rejimin hamilerinin desteğiyle birlikte İdlib'e yapacağı askeri saldırı kesinlikle kabul edilemez olacaktırBurada Türkiye, Avrupa ve bölgenin istikrarı söz konusu. Buradaki risk teröristlerin dağılması ve yeni sığınmacı dalgalarının ortaya çıkması anlamına gelecektir.”

Merkel:“İdlib’de ateşkes doğrultusunda verimli bir çalışma yapıldı. Sürdürülebilir bir ateşkes olması için elimizden geleni yapmayı hazırız.”[3]

Sonuç bildirisindeki “tüm ilgili tarafların muhtıra hükümlerine riayet etmesi suretiyle sağlanacak kalıcı bir ateşkesin önemini vurgulamışlardır” ifadesi, Macron, Merkel ve Erdoğan’ı memnun etmiş gözüküyor. 

Ancak Putin, basın toplantısında İdlib'deki silahsızlanmış bölgeyi “geçici bir tedbir olarak düşünüyoruz”[4] diyerek “kalıcı ateşkes”ifadesinin “kalıcı statüko”anlamına gelmediğini vurgulamış oldu.

Erdoğan, Merkel ve Macron, ‘Dostlar Grubu’ döneminden kalma alışkanlıkla Suriye devletinden ‘rejim’ diye bahsetmeye; Suriye’nin toprak bütünlüğüne yeniden kavuşmasından ve Beşşar Esed’in cumhurbaşkanlığından rahatsızlık duymaya devam ediyor. 

Ancak her üç liderin sözlerinde Suriye yenilgisini artık kabullendikleri ve bir zamanlar benzin dökmekte yarıştıkları Suriye yangınından şimdi en az zararla çıkmaktan başka bir önceliklerinin kalmadığı da açıkça gözüküyor.

 Örneğin bir zamanlar varlıklarını kabul etmedikleri ve ‘muhalif’ etiketiyle destekledikleri silahlı gruplardan ‘terörist’ diye söz edip “terörle mücadelede kararlılık” bildiriyorlar.

“Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne” “kuvvetli taahhütlerini teyit” ediyorlar.

Suriye’ye gelecek tayin edebilecek durumda olmadıklarını kabullendikleri için de “Beşşar Esed’in Suriye’nin geleceğinde hiçbir rolü olmayacaktır” yerine “Esed bize göre muteber bir isim değildir" şeklinde cümleler kuruyorlar.

Çözümün anahtarı Astana’da

Suriye krizinin çözümü için oluşturulan uluslararası platformlardan hiçbiri ‘Astana Formatı’ kadar işlevsel olmadı. Kapanış seremonisi Cenevre’de yapılacak olsa bile Suriye krizi, Astana’da üretilen perspektif, araçlar ve ilkeler doğrultusunda çözüme kavuşacak.

Almanya ve Fransa’yı 27 Ekim’de İstanbul’da Astana ile temas kurmaya sevk eden şey, mülteci kaygısı ve bir zamanlar Suriye’ye teşvikle gönderdikleri teröristleri faiziyle geri alma korkusundan ibaret. 

Yani bu ülkeler açısından öncelik Suriye’deki savaşın kendilerine mülteci yükü getirmeyecek ve gönderdikleri teröristleri iade etmeyecek bir yöntemle sona erdirilmesi. 

Almanya ve Fransa’yı İdlib konusunda Türkiye ile müttefik kılan da zaten bu öncelik. 

 Türkiye’nin ise bunlara ilaveten bir de Amerika ve Fransa destekli ‘Kürt devletine’ komşu olma kabusu söz konusu.

Türkiye, Suriye söz konusu olduğunda ‘Arap Baharı’ günlerindeki ‘hayır kurumu devlet’ söyleminin hâlâ müşterisi olduğunu düşünüyor olsa da Suriye’yi birlikte ateşe verdikleri Dostlar Grubu ile değil, yakın zaman kadar kavgalı olduğu Rusya ve İran’la yakın durmayı tercih ediyor.

Suriye’de devrim projesine liderlik eden Amerika, Fransa ile birlikte Fırat’ın doğusunda bir proje üstlenmiş bulunuyor ve projenin finansmanını da Suudiler karşılıyor.[5]

Suudiler Yemen’e savaş başlattığında, İran’dan “Irak, Suriye ve Yemen’deki güçlerini çekmesini” isteyen ve 10 binlerce Yemenlinin öldüğü savaşta Suudilere istihbarat ve lojistik desteği vaat eden Erdoğan,[6] şimdi bir gazeteci cinayetinden dolayı Suudilerden hesap soruyor!

Tahran zirvesi sonuç bildirisinden alıntıladığı “Terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni emrivakilerin dayatılmasını da asla kabul etmeyeceğiz”cümlesiyle hemen yanında oturan Macron’u ve Trump’ı ima ediyor.

Astana’daki rolü sayesinde Fırat’ın batısında elde ettiği kazanımları örnek göstererek Amerika ve Fransa’ya “Fırat'ın batısında olduğu gibi doğusunda da milli güvenliğimize yönelik tehditleri kaynağında bertaraf etmeyi sürdüreceğiz”diye mesaj gönderiyor.

Sonuç

Sonuç bildirisindeki Türkiye, Fransa ve Almanya’yı memnun eden “kalıcı ateşkes” ifadesi, Putin’in ortak basın toplantısında o ifadeye getirdiği açıklık ve bunun bölge basınındaki yansımaları, 27 Ekim zirvesinin Putin’in tabiriyle çok “yapıcı” geçtiğinin kanıtı oldu. 

Suriye’ninel-Vatan gazetesi bildirideki “Suriye’nin birliğine, egemenliğine ve bağımsızlığına yapılan vurguyu”“Putin’in Suriye’yi destekliyoruz” ve İdlib’deki gerginliği azaltma bölgesi geçicidir” şeklindeki açıklamalarını manşete çekti.[7] 

Suudi el-Hayat gazetesi ise zirveyle ilgili olarak siyasi çözümü ve anayasa komisyonunun hızlandırılması meselesini manşete çıkardığı haberinde bildiri metnindeki ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ifadesini vurguladı.[8]

Avrupa ülkeleri ile Astana ortakları arasındaki en yüksek düzeydeki ilk temas olması bakımından önemli olan bu zirve, tıpkı Soçi mutabakatı gibi tüm tarafları memnun etti.

Ancak 27 Ekim’deki dörtlü zirve sonrasında Astana formatının Avrupa ülkelerinin de katılımıyla genişleyeceğini söylemek için henüz çok erken. 

 

 

[1]YDH. 30 Ekim 2015. Viyana bildirisinin metni http://www.ydh.com.tr/HD14254_viyana-bildirisinin-metni.html  

[2]NTV, 27 Ekim 2018. Dörtlü Suriye Zirvesi sonrası liderlerden ortak bildiri https://www.ntv.com.tr/turkiye/dortlu-suriye-zirvesi-sonrasi-liderlerden-ortakbildiri,jcHHk-TZpk-GVRqUGK8JBQ

[3]NTV, 27 Ekim 2018. Dörtlü Suriye Zirvesi sonrası liderler basın toplantısı düzenledi https://www.ntv.com.tr/turkiye/son-dakika-dortlu-suriye-zirvesi-sonrasi-liderler-basin-toplantisi-duzenledi,5wkbWT-eukahQOCYcN_a4A

[4]Habertürk, 27 Ekim 2018. Dörtlü zirvenin ardından liderlerden 'siyasi çözüm' ve 'yeni anayasa vurgusu' https://www.haberturk.com/son-dakika-dortlu-zirve-sonrasinda-liderlerden-aciklamalar-2195371

[5]Hürriyet. 18 Ekim 2018. Suudilerden Washington'a YPG havalesi http://www.hurriyet.com.tr/dunya/suudilerden-washingtona-ypg-havalesi-40990331

[6]BBC, 26 Mart 2015. Erdoğan: 'İran Yemen'deki güçlerini çekmeli' https://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/03/150326_erdogan_yemen

[7]El Vatan 28 Ekim 2018. قمة اسطنبول «الرباعية» تختتم بالتأكيد على الالتزام بوحدة وسيادة واستقلال سورية … بوتين: ندعم السوريين.. ومنطقة خفض التصعيد في إدلب مؤقتة http://alwatan.sy/archives/171683

[8]El Hayat. 28 Ekim 2018. قمة إسطنبول تستعجل التسوية ولجنة الدستور  http://www.alhayat.com/article/4609355/سياسة/العالم/قمة-إسطنبول-تستعجل-التسوية-ولجنة-الدستور

YDH

NELER SÖYLENDİ?
@
Alptekin Dursunoğlu

Alptekin Dursunoğlu

DİĞER YAZILARI İran’da seçimler sonrası yeni bir dönem mi başlıyor? 21-06-2021 09:34 İsmail Heniye'nin İsrail İle Normalleşme Yönünde Adım Atan Fas Ziyareti... 18-06-2021 10:59 ‘Ümmetin liderlik’ ve Filistin’in silah sorunu... 19-05-2021 06:14 İdlib mi Fırat’ın doğusu mu? 28-03-2021 09:03 Suriye krizi onuncu yılına girerken.. 15-03-2021 09:21 Yozlaşmış düzenler, lümpen devrimler... 09-08-2020 22:56 Suriye hevesleri ve İdlib kaygıları arasında tercih zorunluluğu.. 11-02-2020 20:48 Direniş’in Zulfikar’ı 10-01-2020 19:45 Amerikan Jokerleri, Irak ve Lübnan'da Neler Oluyor... 08-12-2019 19:50 Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet... 20-10-2019 08:04 İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11-07-2019 08:01 İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22-05-2019 05:00 Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar... 03-03-2019 07:14 Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29-01-2019 17:14 Sahi kim Kürt düşmanı? PYD Şam’ın himayesine sığınacak? 27-12-2018 08:38 2015'ten bugüne değişen Yemen politikası yada, Suudi makamında Yemen ağıtları... 17-12-2018 20:01 Yemen savaşı biter mi? 25-11-2018 22:59 Sünni dünya'da tehdit algısının değiştirilmesi, Düşman olarak İsrail'i değil İran'ı görmek.. 05-11-2018 13:11 Bir acayip zirve, tüm tarafları memnun etti. 29-10-2018 21:15 Netanyahu’yu kim işletti? 30-09-2018 19:08 Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 24-09-2018 09:34 Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib.. 15-09-2018 20:57 İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02-06-2018 12:23 Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği... 20-05-2018 11:59 Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03-05-2018 23:45 ‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü... 26-02-2018 20:28 Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04-02-2018 23:35 Amerika’nın yeni Suriye stratejisi ve Türkiye'nin safı... 22-01-2018 10:20 İran’a dair iki tasvir.. 01-01-2018 13:36 Filistin-İsrail sorununda dördüncü aşama 18-12-2017 07:07 İran’ın en büyük şansı Suudiler 08-12-2017 09:06 Lübnan’da ava giderken av olmak.. 22-11-2017 23:06 Suudi-İsrail ekseni için yeni umut.. 06-11-2017 15:59 Dejavu, bağımsız Kürdistan macerası 23-10-2017 13:15 Kürdistan referandumu, hangi mağduriyet, hangi meşruiyet? 03-10-2017 10:40 Kürdistan için iki senaryo, Barzani için iki muhtemel gelecek.. 17-09-2017 21:34 Hizbullah’ın ikinci stratejik zaferi.. 30-08-2017 21:04 Omletten yumurta yapma sanatı 14-08-2017 07:19 ‘Fiili durumlar’ diyarında bağımsız Kürdistan kumarı 31-07-2017 08:56 Şerif’in Çar’la anlaşması... 10-07-2017 08:00 Zulfikar’ın anlattıkları... 22-06-2017 01:00 350 milyar dolarlık hayal ticareti Ortadoğu NATO’su.. 23-05-2017 14:29 Hamas’ın Yeni Siyaset Belgesi Ne Diyor.. 08-05-2017 09:28 Suriye’de yeni süreç başlarken Türkiye’nin lisanı ve lisan-ı hali.. 01-05-2017 19:09 Suriye saldırısı, ‘Yeni Şerifin’ ödül avcılarına züğürt tesellisi.. 10-04-2017 05:15 Şam ve Hama saldırısı Türkiye’nin Astana rolüne Suudi çelmesi... 27-03-2017 08:48 Türkiye’nin ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü’ macerası... 19-02-2017 20:43 ÖSO iç savaşından, Fetih Ordusu iç savaşına 01-02-2017 12:35 Astana konferansı, yeni 'oyun düzeninin' ilk tatbikatı. 23-01-2017 14:29 Türkiye, Rusya İran ortaklığı ve Suriye’de artan çözüm şansı... 04-01-2017 21:57 Türkiye’nin ‘dolaylı ortaklığı’ ve Halep'in 'düşmesi' 19-12-2016 07:18 Irak’a dair gerçekler ve Musul’a dair senaryolar. 04-12-2016 21:33 Fırat Kalkanı kimin kalkanı? 27-11-2016 20:51 Cerablus müdahalesi 29-08-2016 22:51 Yeni Osmanlı aklından Türkiye Cumhuriyeti aklına dönüş... 08-08-2016 09:28 Dış politika dinamikleri açısından 15 Temmuz darbe girişimi... 25-07-2016 23:08 Cenevre-3’ün Cenevre-2’ye direnişi 08-05-2016 23:37 Arap Birliği’nde Suudi İsrail dönemi 27-03-2016 23:16 İsrail ile fabrika ayarlarına dönüş 28-12-2015 13:10 Suriye için şafak vakti 21-12-2015 17:23 IŞİD’e karşı ‘taktik başarısızlık’ mı yanlış strateji mi? 25-05-2015 08:13
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA