Ahmet Yıldırım
Ahmet Yıldırım
Giriş Tarihi : 11-12-2017 15:21

İnsanın Tabuları Olmalı.

Bir yozlaşmadır gidiyoruz. Modern yaşam döngüsü insanımızı değerlerinden uzaklaştırıp hızla kitleselleştirmeye devam etmektedir. Bozulmayan, etkilenmeyen, komplekse kapılmadan direnç gösteren insanımız gitgide azalıyor. İnsan/ca kalmanın zorluğunu yaşıyoruz. Yaşam formlarımızda çok hızlı şekilde nükseden değişim ve dönüşümlere ayak uydurmakta sorunlar yaşıyoruz. Çoğumuz direnmeden çözülmenin, kendini akıntıya bırakıp dünyanın nimetlerinden istifade etmenin yolunu tercih etmektedir. Konfor odaklı yaşam bizi gerçeklerle yüzleşmekten alıkoyuyor; daha da fenası hakikatle aramıza mesafe koymamıza sebep oluyor. Bizdeki nesneleşme/kitleleşme oranıyla aynı oranda artan hakikaten uzaklaşmayı yaşatıyor. Kitleleştikçe (yığın olma) kemmiyet keyfiyet üzerindeki etkisini genişletiyor, direnç gösterilen unsurlar birer birer törpüleniyor. Direnç göstermek, hayatta olmak, yaşam belirtileri ortaya koymak günden güne zorlaşıyor.

Modernizmi besleyen teknolojik aygıtların aşırı etkinlik göstermesi insani ilişkilerde var olan Tabularımızı yıkıyor. Tabuların meşruluğu tartışılabilir, fakat tabuların yıkılması, terk edilmesi vb toplumsal süreçte dönüşümlerin çok hızlı gelişmesine sebep olmaktadır. Malumunuz her türlü yenilik veya değişime en önemli mukavemet gösteren kavram Tabudur. Olmalı/olmamalı tartışmasına girmeden tabu insanların en önemli direnç kaynaklarıdır. Tabu insanların her istediğini yapmaya engel olan ihata duvarıdır. İlk dönem Tabuların beslenme kaynağı Dindir.  Tabu insana bir sınırının olduğunu vazeder, kimi zaman dikte eder. İnsanda Tabu ne oranda var ise o oranda tepki gösterir.

Kitle iletişim araçlarının toplumları kitleselleştirme çabasının neticesinde her gün bir tabumuzu katlediyoruz veya can çekişmesine şahit oluyoruz. Göç kavramının henüz konuşulmadığı 80’lerde şehirleşme sürecine başlayan birçok aile ikinci neslini şehre teslim etmek zorunda kalmıştır. Hatta var olan kitleye entegre olma birinci nesilde emarelerini gösterir olmuştur. Kırsalda var olan birçok tabusunu (hassasiyetlerini) şehir yaşamının ilk yıllarında terk etmeye başlamışlardır. Birçoğu yaşadığı şehrin ortamına göre tavır almayı maharet olarak telakki etmiştir. Piyasa adamı denilen kavramı önce eleştirmiş akabinde sorgulamaya başlamış nihayetinde hak vermiş ve kurtuluşun yolunu piyasa adamı olmakta bulmuştur. Yıllarca taşıdığı, yaşamının büyük alanını kapsayan tabularını bir bir yıkma yoluna girmiştir artık. Değiştirmeyeceği, dönüştürmeyeceği, feda etmeyeceği hiçbir tabusu kalmadığında eskinin özlemi ve ızdırabının girdabında bulmuştur kendisini. Elinde sadece kimi ortamlarda ifade ettiği hamasi söylemleri kalmıştır. Yani sıfırı tüketmiştir. Şehre direnememiş, tutunamamıştır. Derin bir yalnızlığın farkına vardığında iş çoktan geçmiştir.  Dımdızlak ortada kalmıştır. Savunma silahlarını kaybeden asker misalidir.

Şeklini tartışmakla birlikte namus şahsen önemli bir tabumuzdur. Hakeza töre ve gelenek öyledir. Günümüzde yeni nesil sanal alemden tutunda medyanın tüm katmanlarınca namus tabusunun nasıl tecavüz ve tacize uğradığı net görmemiz gerekir. Derin ahlaki çöküntünün tam ortasında bulunmaktayız ve namus iğfal edilmektedir. Hem de bizzat bir dönemler namus hususunda tabuları olan kimseler tarafından. Namus derken eksik anlaşılmasın, kadın kavramı bizim gibi toplumlarda namus olarak ifade edilir. Haliyle kadının bizim zihin dünyasında müstesna bir yeri vardır. (Bu noktada haşa dine dayandırılmaya çalışılan yanlış uygulamaları kastetmiyorum. Ne İslam’ın ne de Efendimizin ifadelerinin böyle olmadığına inanıyorum. Kastettiğim tam tersine bu topraklarda yaşayan milletlerin zihin dünyalarındaki kadın algısıdır.) Kadına cinsiyetçi bakış açısıyla bakılmamıştır. Tam tersine töre kadını/erkeği namus kalkanına alıp her ikisine de değer atfetmiştir. Haliyle her iki tarafta kutsiyet şemsiyesi altında yaşamlarını uzun süre sürdürdüler. Namus kavramı her iki tarafa da sorumluluk yüklemiştir.  Fakat modern yaşam önce bu noktayı çözmeye girişmiştir. Karşılıklı sağduyunun bulunduğu namus meselesinde artık kimse kimseye ait olmak, kimse tarafından sahiplenmek istememektedir. “Ben mal mıyamki satılam” film repliğinin eleştirdiği düzene karşı amansız verilen mücadele maalesef sınırsızlık noktasına sürüklemiştir toplumumuzu. (Elbette uygulamadaki yanlış tavırları benimsemediğimi ifade etmeliyim.)

Söz konusu savrulma kadınların dizlerine derman, dillerine kuvvet verdiği doğrudur. Haliyle köşesine sığınan erkeğin köşesi gitgide daralmaya başlamıştır. Kadınlarımız feminizmin keyfini süredursun erkeklerimiz de liberalleşmenin sarhoşluğunun tadına varıyorlardı. Artık sorumluluk kavramını da soft hale getirip her iki kesime eşit pay edildiğinde sorun çözülecekti!. Artık kadınlarımız daha liberal (Tabusu olmayan) erkeklerle evlilik düşünürken erkeklerimiz de yaşamın ağır sorumluluğunu (maddi/manevi; daha çok maddi) paylaşabileceği kadınlarla izdivaç düşlemektedir.

Kitle iletişim araçlarının Akıncı unsuru olan diziler üzerinden koca bir millet yeniden tasarlandı. Bu diziler önce Tabularımızı yıktılar, yıkacak bir şey bulamayınca sınırları aşıp Tabu sahibi kimler var ise onların Tabularına saldırdılar. Maalesef Türk dizileri ahlaksızlık ihraç eder duruma gelmiştir.

Konumuz elbette kadın/erkek veya namus meselesi değildir. Bu kavramlar sadece evrene ait küçük bir örneklemdir. Mesele tabu meselesidir. Yani eğer kadın hakkında bir tabunuz var ise kadını her canınız istediğinde rencide etmek kaydıyla uluorta dövemez/öldüremezsiniz vs.  Aynı şekilde erkek hakkında bir tabuya sahipseniz erkeğin aile reisliği, babalığı vb sorumluluklarını/itibarını pespaye edip yaşamın sadece bir köşesine hapsedemezsiniz. Evlilik müessesiyle alakalı Tabularımız olmadığında ne kadının anneliği ne de erkekliğin babalığının bir ağırlığı, ciddiyeti kalmayacaktır. Tabu yaşamımıza bir anlam katar. Yaşamı istediğimiz gibi kullanmayacağımızı dikte eder. Tabular çoğu zaman bizi ayakta olduğumuzu gösteren delillerdendir.

Nasıl ki insanların Tabuları vardır; ülkelerin, milletlerin ve ümmetlerinde tabuları vardır ve olmalıdır. Kudüs bu minvalde Müslümanların en önemli Tabularından biridir. Hatta neredeyse imani (Din olarak değil, varlık olarak) meseledir. Aynı şekilde İsrail’in tanınması ve kabul edilmesi de şahsen imani bir meseledir. Şahsi fikrimdir ve kimseyi bağlamaz, fakat Siyonist İsrail’i (böyle davranmayan Yahudileri tenzih ederim.) tanımak veya tanınmasına katkı sağlamanın ciddi imani sorunlara sebep olacağını düşünmekteyim. Evet, Kudüs bizim tabumuzdur ve bu konudaki tabumuzu elimizden geldiğince korumamız gerekir.

Kudüs Talut’un ordusunun imtihan edildiği nehrin sonrasıdır. Nehirden kana kana içenler elenmişlerdir. Çünkü nehirden kana kana içenler Filistin, Kudüs vb sorunlarının mevcut kafayla didişerek! çözülemeyeceğine inanmaktadırlar. Daha kaç yıl süreceği belli olmayan çözüm konusunun bir an önce hal edilip ticarete ara verilen yerden devam edilmesi gerektiğini düşlüyorlardır. Hatta bu sorunlar onların bir an önce kurtulmaları gereken sırttaki bir yük mesabesindedir. Sanki İsrail tanınırsa, Kudüs başkent olursa her şey düzelecekmiş gibi yanılsanın içindedirler. Çünkü nehirden kana kana içilen su onları yozlaştırdı, zayıflattı, tüm dirençlerini ellerinden aldı. Şimdi sağlıklı bir düşünce irad edememektedirler.  Yığınlaşmaya entegre olmak böyle bir şeydir. Kafirler nehirden kana kana içen içimizdeki beyinsizlere bakıp Namus meselesindeki Tabularımızı nasıl terk ettiysek Kudüs meselesinde de aynı tavrı sergileyeceğimizi düşünüyorlar herhalde. Bu bir yanılsamadır. Kudüs tüm Müslümanların/insanlığın namusudur. Ve bu namustur bizi hayata bağlayan, bizi ayakta tutan. Asl olan içmeme Tabularını kaybedenlerin bize söz söyleme hakları yoktur. Zira onlar düşkün olmuşlardır. Düşkünlükten dolayı tövbe etmeyenlere bizim cevabımız; “Hasbunallahi ve nimel vekil’dir.”

Bu minvalle yığınlaşmaya/şeyleşmeye karşı Tabularımızı korumamız gerektiğine inanıyorum. Tabuları olan insanlar nehirden sonraki imtihanı layıkıyla vereceklerdir. Piyasa adamı olmaya (olmayacağız değil) tenezzül etmeyeceğiz, mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. “Nice az topluluk Allah’ın izniyle sayıca çok olan toplulukları yenmiştir. Allah sabredenlerle/direnenlerle beraberdir.”

Rahmet ve bereketle

NELER SÖYLENDİ?
@
Ahmet Yıldırım

Ahmet Yıldırım

DİĞER YAZILARI Kadın Programları Neden Kaldırılmaz?.. 25-09-2020 06:14 Bir Mücadele İnsanı 15-06-2020 19:25 Corona Morona?* 02-04-2020 08:12 Ademoğlu Ve Haram Lokma * 12-02-2020 09:52 Yönetim, Öteki Ve Madunlaşmak... 12-12-2019 10:07 Güç, Egemenlik Ve Ehlibeyt 08-09-2019 08:56 Panoptikon Mahpusları 25-07-2019 12:12 Muhafazkarlık Artıyor, Hakikat Uzaklaşıyor. 25-06-2019 22:12 Biz Kopya Değiliz. 05-03-2019 12:17 Gerçeğin Sessiz Çığlığı 15-01-2019 17:38 Zamanın Telaş Kurbanları.. 31-10-2018 14:34 Histerik Kişilikler Ve Kerbela 20-09-2018 14:57 Olmadan Ölünmüyor. 09-07-2018 12:20 Bu Seçimlerde Kime Oy Vermeli? 07-06-2018 11:24 Gençlere Neden Kızıyoruz? 09-04-2018 14:35 Kudüs; Antakya’dır, Kilis’tir, Antep’tir Urfa’dır. 29-03-2018 21:11 Bir Şey Olabildik Mi? 22-02-2018 18:23 Ümmetten Ulusa... 08-01-2018 16:47 İnsanın Tabuları Olmalı. 11-12-2017 15:21 Düşünce Ekmek… 27-10-2017 13:53 Referanduma Dair... 03-10-2017 14:25 Korku Üzerine.... 12-09-2017 07:41 Yeşil Sarıklı Ulu Hocalar! 15-08-2017 22:26 Bize Ne Oluyor? Bizde Ne Ölüyor? 11-07-2017 15:47 Aziz Dostum Ramazan! Göz Aydınlığımız Sen Hoş Geldin... 03-06-2017 09:33 Acıların Çocuğu Muyuz? 22-05-2017 18:30 Modernizm İllüzyonunda Halüsinasyon Görmeden Uyanmak... 10-04-2017 15:01 Dünden Bu Güne Neslin Değişimi. 22-03-2017 13:15 Gerçeklik, Hakikat Ve Doğruluk Üzerine… 22-02-2017 11:30 Geçmişi Anlamak Üzerine; Siyonizm Kralları.. 20-01-2017 21:09 Ölen, Öldüren Kim? Ölen Ne? 16-12-2016 22:38 Merhamet Ölmesin... 08-11-2016 20:18 Gençlerimize Hüseyni Misyonu Tanıtmak. 08-10-2016 09:39 Biz, Siz Arasında Arafta Kalmak. 26-09-2016 12:25 Darbe Sonrası Değerlendirme… 26-08-2016 16:19 Bürokratın Şakirtlik Hevesi.*** 02-08-2016 00:02 Aslına Rücu Et Ey İnsan. 15-07-2016 21:21 Gettolaşıyor muyuz? 01-07-2016 12:41 Bize Ne Oluyor? 21-06-2016 14:08
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
tempobet