ANALİZ
Giriş Tarihi : 20-12-2022 16:54

Yusuf Yavuzyılmaz Yazdı: “Ahmak” Sözcüğü, Muhafazakâr Dindarlık ve Siyasal Aklımız..

Yusuf Yavuzyılmaz Yazdı: “Ahmak” Sözcüğü, Muhafazakâr Dindarlık ve Siyasal Aklımız..

Türkiye siyasetinde bir sözcük etrafında dönen tartışmaya tanık olduk. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında verilen 2 yıl 7 aylık mahkûmiyet kararı hukuktan çok siyasal getirisinin ne olacağı üzerinden tartışıldı. Bu durum hukuk bilincimizin ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor. Çıkan kararın insan haklarına ve hukuka ne kadar uyduğu üzerinden değil de kime yarayacağı üzerinden yürütülen tartışma, kuşku yok ki, hukukun araçsallaştırıldığına işaret ediyor.  Bir defa şunu açıklıkla belirlemek gerekir ki, çıkan karar ve karara gerekçe olarak gösterilen eylem arasında büyük bir tutarsızlık var. Neredeyse tartışmaya katılan taraflar kararın hukuki olarak savunulacak bir yönünün olmadığı konusunda hemfikir. Bundan dolayı kararın bundan sonra düzeltileceğini söylüyorlar. Bu noktadaki asıl sorun şu: Nasıl oluyor da bir yerel mahkeme açıkça hukuka aykırı bir karar alabiliyor. Kuşku yok ki, buradaki hesap hukuki olmaktan çok siyasidir.

            Öyle görülüyor ki, çıkan karar iktidara yaramıyor. Muhalefetin bir bölümüne de yaramıyor. Yaradığı aktörler Meral Akşener ve İmamoğlu çizgisi. Meral Akşener açıkça söylemese de başından beri Kılıçdaroğlu’na karşı, İmamoğlu’nun adaylığını destekliyor. Muhalefet cephesinde adaylık konusundaki bilek güreşi devam ediyor. Bu tartışmanın uzun sürmesi bile zaaf oluşturabilir.

Bir karar çıktı.

Ekrem İmamoğlu’nun aldığı kesinleşmemiş ceza, hiç kuşku yok ki, muhalefetin (Daha çok İmamoğlu- Akşener) lehine işleyecek bir sürecin önünü açtı. İktidarın lehine olmayan bu kararın yargıdan nasıl çıktığı önemli. Ya bir hesap hatası yapıldı, ya da derin güçler hem iktidar hem de muhalefetin bir bölümüne, amiyane tabir ile operasyon çekti.

Peki, soruyu soralım: Yargı, iktidara tuzak mı kuruyor. Ya da her ikisine de mi? Bu karar üst mahkemeden dönse bile siyasal amacını yerine getirmiş olacak.

Bu anlamda gelecek günler ilginç gelişmelere gebe.

Süreç yıllar önce Erdoğan’ın süreciyle büyük ölçüde örtüşüyor. Slogan yıllar önce Erdoğan’ın sloganı ile tıpatıp aynı: “Bu şarkı burada bitmez.” İşin en garip yönü, bunca değişime karşın yargı siyaseti yönlendirmeye devam ediyor. Aylardır muhalefetin yaratamadığı sinerjiyi bu karar başarmış gözüküyor.

Erdoğan yıllar önce ceza aldığında hangi nedenlerle karşı çıkılmış ise, İmamoğlu’na verilen cezaya da karşı çıkmak gerekir. Karşı çıkış, ilkesel nedenlere dayanmalıdır. İlkesel duruşun nedeni şudur:

Demokratik yarış ve iktidar, yargının belirleyeceği bir süreç değildir.

Sonuçları iktidar aleyhine olacak bir kararın arkasında iktidarın olması aklın ilkelerine aykırı görülüyor. Bakalım Türkiye siyaseti Erdoğan’ın ceza almasıyla başlayan kırılmaya benzer bir kırılma ve dönüşüm yaşayacak mı?

Yargının siyasete müdahalesinin sonuçları defalarca test edildi bu ülkede. En sonuncusu da İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçim sonuçlarının iptalidir. Tüm bu sonuçlar ortada iken, tekrar aynı yöntemi deneyip farklı sonuç beklemek mümkün mü?

Öte yandan muhafazakâr dindar zihnin siyasal algısı güçlü, karizmatik liderlerden yanadır. Altılı masanın müzakereye dayalı ve lider eksenli olmayan siyaset anlayışı, demokrasi açısından doğru, muhafazakâr seçmen için bir zaaftır. Bu yüzden liderin belirlenememiş olması ve çok seslilik aksi bir sonuca varabilir.

Orta Asya geleneği, Emevi İslam algısı ve tasavvufla şekillenmiş Türk siyasal aklı, güçlü, karizmatik ve lider eksenli bir anlayıştır. Bu monist anlayış için muhalefet fitne odağıdır; beka sorunudur; yabancı güçlerle işbirliği yaptıkları için tehdittirler. Sürekli taht kavgalarıyla zaafa uğrayan bir tarihsel geleneğin ürettiği siyasal bir davranış biçimidir bu.

Bu yüzden, önümüzdeki zorluk sadece iktidar sorunu değil, zihniyet sorunudur. Zihniyetlerin değişimi için uzun soluklu bir entelektüel mücadeleye ihtiyaç var.

Neredeyse bütün siyasal akımlar az ya da çok bu otoriter siyasal geleneğin ürünüdür. Bu anlamda insanları Fatih ya da II. Abdülhamid dönemine ya da Tek Parti Dönemine davet eden zihniyetlerin düşünceleri farklı yöntemleri aynıdır. Çoğulcu siyasete olan uzaklığımız, tartışma ve müzakerenin yaşandığı ortamları tehdit olarak algılıyor. Siyasal geleneğimizde koalisyonların sürekli kriz üretmeleri de bu anlayışı kökleştirmiştir.

Asıl soru şu: Farklı siyasal akımlara ait partilerin bir araya gelmesi konjonktürel bir zorunluluğa mı, yoksa gelecek için ümit veren çoğulcu siyasete mi işaret ettiğini yaşayıp göreceğiz.

Muhafazakâr zihinde kimin geleceği, devrimci zihinde ise kimin gideceği önemlidir. İktidarın değişme imkânı muhafazakârları kimin geleceği konusunda ikna edilmesine bağlıdır. Gelecek olanın daha kötü olacağı algısı muhafazakârları hala iktidarın etrafında tutuyor. Muhalefetin muhafazakâr seçmenin sosyolojisini yeterince analiz etmediği görülüyor.

FarklıBakış

ZehraZehra

seyyidezehra@outlook.com