ANALİZ
Giriş Tarihi : 27-12-2022 21:53

Mehmet Akif Ersoy, ömrünün son demlerini 'sakıncalı' olarak geçirdi.

Vefatının 86'ncı yıldönümünde anılan Mehmet Akif Ersoy, ömrünün son demlerini "sakıncalı" olarak geçirdi. Arşivde Akif'in nasıl takip edildiğini gösteren çok sayıda belge bulunuyor

Mehmet Akif Ersoy, ömrünün son demlerini 'sakıncalı' olarak geçirdi.

İndependent Türkçe’den Cihat Arpacık Yazdı;

"Toprakta gezinen gölgeme toprak çekilince
Günler şu heyulayı da er, geç silecektir
Rahmetle anılmak, ebediyyet budur amma
Sessiz yaşadım, kim beni nereden bilecektir"


28 Ağustos 1935 günü 117 kodlu bir istihbarat memuru, düzenlediği raporu sıralı amirlerine iletmişti.

Bu rapor, Türkiye Cumhuriyeti'ne bir istiklal marşı hediye etmiş olmasına rağmen yeni rejimle hiç sıcak ilişkiler kuramayan ve kendisini yurdu terk etmek zorunda hisseden Mehmet Akif Ersoy aleyhine yazılan raporlardan sadece biriydi. 

İstihbarat Daire Başkanlığı arşivinde yer alan bu raporda, Mehmet Akif Ersoy hakkında şöyle deniliyordu:

"Bir zamandan beri Mısır'da ihtiyarı ikamet eyleyen İslâm şairi unvanı ile maruf safahatçı Şair Akif üç haftadır Antakya ve civarında dolaşmaktadır.

Akif, Antakya'ya maruf Arapçı Türklerden Cemil Bey Berekât tarafından davet edilmiştir.

Bu Cemil Bey, Berekât, Suriye devletinin sabık reisi ve halihazırda Suriye meclisi mebusan reisi Arap vatanilerinden Suphi Berekât'ın küçük biraderidir.

Ahmak, abdal, fakat ağabeyi gibi Arap millicisi ve Türk düşmanıdır. 

Şair Akif, Antakya'da hep eşraf ile düşüp kalkmaktadır. Şerefine birçok ziyafetler verilmiştir. Antakya eşrafının hemen hepsi ya Arap millicisi veya Fransız uşağıdır.

Şair Akif, bu içtimalarda uluorta hilafetten, hilafetin lüzumu, şer'i, akli ve siyasisinden bahsetmektedir, her vesile ile Ankara hükümeti erkanını tenkid ederek halife lehinde pek müessir propagandalarda bulunmaktadır.

Şair Akif, ilk günlerde biraz diline bağ vurmağa karar vermişken kendisini ifratkârane teşvik eyleyen bu yardakçıların tesiri ile bütün boşboğazlığıyla bugünkü Türk inkılabının (İslam ve Osmanlı) müessesatı ahlakiye ve diniyesinde açtığı yaraları, uçurumları söyleye söyleye memlekette pek müthiş bir tesir husule getirmiştir. Antakya Türklerinden ve samimi Kemalistlerden birçoğu bu vaziyetten çok müteessir olmuşlarsa da Şair Akif hemen emen bu gruplarla asla temas etmek istemiyor."

Aynı raporu Genelkurmay da hazırladı

Her ne kadar raporun altında bir imza olmasa da ve 117 koduyla gizlenmiş memurun hangi kuruma çalıştığına dair bir bilgi bulunmasa da bu istihbarat raporunun askeri makamlarca hazırlandığına dair güçlü işaretler var. Çünkü, Mehmet Akif'in Antakya ve civarında dolaşırken halife lehine ve Türkiye Cumhuriyeti aleyhine propaganda yaptığına, bu propagandaları dinleyecek kişileri de bulduğuna yönelik bir yazı Genelkurmay Başkanlığı tarafından da iletilmiş durumdaydı. 

Diplomatlar daha objektif

Bu tahkikat dosyasına Türkiye'nin Halep Konsolosluğu'nun "Gizli" ibareli bir yazısı da girmişti. 

Cemil Berekât'ın "kendi halinde bir adam" olduğunun söylendiği yazıda, "Mehmet Akif'in, Refik Halid ve bazı muhaliflerle görüşmekle beraber konuşmalarında he zaman Türkiye ve Atatürk lehinde sözler söylemiş ve ancak bazı teferruat üzerinde münakaşalarda bulunmuş olduğu (…) yapılan incelemeler sonrasında öğrenilmiştir" deniliyordu.

Mehmet Akif'in yurtdışında ne yaptığı, kimlerle görüştüğü, nerelere gidip geldiği Ankara'da hep merak ediliyordu. 

Türkiye'nin Kudüs Konsolosluğu'na gönderilen bir yazıda "Akif'in Türkiye aleyhine çalışanlarla temas ve muhaberesi hakkında bilgi" istenmişti. 

Konsolosluktan gelen yazıda şöyle deniliyordu:

"(Mehmet Akif) Cumhuriyetin lehdarı fakat laikliğin aleyhtarı, çok mutaassıp bir şahsiyet olarak tanınmaktadır. Geçen yıl (1935), tedavi ve tebdili hava için Mısır'dan Lübnan'a giderken Kudüs'e de uğramış, bir iki gün kalıp, bu arada Konsolosluğumuzu da ziyaret etmiştir. Bu adam hakkındaki kanaatim, yurdumuz ve rejimimiz için tehlikeli bir unsur olmadığı yolundadır."

Benzer bilgiler Kahire Büyükelçiliği'nden de istendi.

Kahire'den Ankara'ya gönderilen yazıda şöyle deniliyordu:

"Üç seneye yakın Kahire'de bulunduğum müddetçe, diğerlerinin olduğu gibi, Şair Akif'in hal ve vaziyetini de daima göz önünde bulundurdum. Helvan'da Prens Abbas Halim Paşa'nın dairelerinden birinde bila ücret ailesiyle birlikte oturan Şair Akif'in gayet münzevi yaşadığı ve ekseri zamanları gerek kendisinin gerekse ailesinin hastalığı ile geçtiği ve Mısır Darülfünun'unda ücretle edebiyat dersi verdiği ve bu hizmetine mukabil eline ancak 20 Mısır lirası para geçtiği ve bu para ile de son derece zaruret ve muzayika içinde yaşadığı bittahkik anlaşılmıştır. Rejimimiz aleyhinde ve bilhassa hilafet lehinde propaganda yaptığı, en ince tahkikatıma göre burada vaki olmamıştır."

Mehmet Akif Ersoy'un üç yılda üç defa konsolosluğa müracaat ettiğinin belirtildiği yazıda bu müracaatlardan birinin oğlunun askerlik işlemleri için olduğu kaydediliyordu.

Safahat yasaklı kitap oldu

Eylül 1936'da artık sadece Mehmet Akif değil kitapları da yasaklı listesindeydi. 

Artık İstanbul'da ölümü bekleyen şairin kaleme aldığı Safahat'ın yedinci kitabı Mısır'dan gelmişti. 1 Eylül 1936'da Matbuat Umum Müdürlüğü'ne "Çok Acele" notuyla "önemli" bir istihbarat notu gönderildi. 

Notta şöyle deniliyordu:

"İstanbul'da bulunan şair Mehmet Akif adına Mısır'dan gelen (Safahat'ın yedinci kitabı Gölgeler) kitap hakkında İstanbul Valiliği yazısı örneğiyle sözü geçen kitaptan bir tanesi bağlı olarak takdim kılınmıştır. Bu kitapların eski Arap harfleriyle basılmış ve muhteviyatı irticai propagandalarla dolu bulunduğu görülmüş olduğundan gümrükten çıkarılmasına müsaade edilmeyerek mahrecine iadesi İstanbul Valiliğine bildirilmiştir."

Ona kalacak yer bulanlar da fişlendi

Mehmet Akif yurda döndükten sonra da takipten kurtulamadı.

Sadece o değil, ona Beyoğlu'ndaki Mısır Apartmanı'nda kaldığı daireyi tahsis edenler hakkında da dosyalar açıldı.

28 Ağustos 1938'de İstanbul Valiliği'nin İçişleri Bakanlığı'na gönderdiği belgede bu soruşturmaya ilişkin bilgiler yer alıyor. Apartmanın sahibi Prensen Emine Halim ve avukatı Fuad Şemsi'nin fişlemelerden nasiplerini aldığı görülüyor.

Cenazesi de anbean takip edildi

Mehmet Akif Ersoy, 27 Aralık 1936'da vefat etti.

Cenaze töreninde de polis gözetimi vardı.

İstanbul Valiliği'nden İçişleri Bakanlığı'na gönderilen raporda cenazeye dair şunlar söyleniyordu:

"Mısır apartmanından otomobil ile Beyazıd Camisine getirilen şair Mehmed Akif'in cenazesi, namazı kılındıktan sonra el üstünde Edirnekapı mezarlığına götürülmüş ve orada şehitlik karşısındaki kabrine defnolunmuştur. Cenaze merasimine saylavlardan Şemseddin Fadıl Ahmed, Yahya Kemal, Profesör Muhiddin, ölü general Deli Fuad oğlu Esad Fuad, tarassud edilenlerden Çolak Selahaddin, tüccardan Emin Vasfı, Kuleli Askeri Lisesi Edebiyat Muallimi Tahirülmevlevi, Şehremini'de oturan Suudulmevlevi, gazeteci Feridun ve daha birçok kimselerle üniversite ve askeri tıbbiye talebeleri iştirak etmiştir. Mezarlıkta alçı ile yüzünün kalıbı alınmış ve bazı kimseler şiirleri ve bestelediği İstiklal Marşı münasebetiyle kendisinden sitayişle bahsetmişlerdir."

Ölümünden sonra da dosya kapanmadı

Akif hakkındaki takibat dosyası ölümünden on yıllar sonra bile kapanmamıştı.

19 Şubat 1941'de, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden o zamanki adı Dahiliye Vekâleti olan İçişleri Bakanlığı'na, "Çok gizli" manasına gelen iki hilalli bir belge gönderilmişti.

İstanbul Valisi Raşit Demirtaş imzalı bu belgede, İstanbul Üniversitesi Edebiyat ve Tıp fakülteleri arasında çıktığı iddia edilen bir "dedikodunun" doğru olmadığı söyleniyordu. O dedikodu, öğrencilerin aralarında para toplayarak Mehmet Akif Ersoy'a mezar yaptıracağına ilişkindi. Vali Demirtaş, bu söylentinin aslının olmadığını bu gizli belgeyle bakanlığa bildirerek "endişeye mahal yok" demek istemişti. 

26 Aralık 1963'te Nizip'ye yapılacak bir Mehmet Akif anması da anbean takip edildi.

Takip sonrası dönemin Gaziantep Valisi Salih Tanyeri imzasıyla İçişleri Bakanlığı'na şu yazı gönderildi:

"Tertip heyeti tarafından alınan izin üzerine mezkur toplantıda ilçe kaymakamı ve Cumhuriyet Savcısının da hazır bulunduğu bir sırada ilçe müftüsü Selim Köse'nin davet üzerine bu toplantıya iştirak ettiği ve Bülbül şiirini okuduğu, rejim, inkılap ve Atatürk ilkelerine muhalif bir konuşma yapmadığı…"

Bir başka yazı da dönemin Malatya Valisi Cezmi Kartay imzalı.

Yine İçişleri Bakanlığı'na gönderilen 15 Ocak 1963 tarihli bu yazının konusu "Şair Mehmet Akif'in anma töreni."

Törenin başlangıcında istiklal marşının şiir olarak okunduğunun aktarıldığı yazıda, Sami Canatan'ın yüksek sesle ezan okuduğu ve Çanakkale Şehitlerine şiirini "mevlüt okur gibi, kaside şeklinde söylediği" belirtilerek şöyle tamamlanıyor:

"Tören baştan sona kadar takip edilmiş olup ezan okumak suretiyle anma töreninde irticai davranış gösteren Sami Canatan hakkında düzenlenen zabıt varakası cumhuriyet savcılığına tevdi olunmuştur. Arz ederim."

ZehraZehra

seyyidezehra@outlook.com