ANALİZ
Giriş Tarihi : 16-10-2022 08:47

İsrail ve Lübnan'dan deniz sınırı uzlaşması: ‘İmzalar atılırsa iki devlet birbirini tanımış olur’

İsrail ve Lübnan'dan deniz sınırı uzlaşması: ‘İmzalar atılırsa iki devlet birbirini tanımış olur’

Lübnan ve İsrail arasında, 1996’dan beri devam eden ‘deniz sınırı anlaşmazlığında’ uzlaşı sağlandı. İki tarafın da Doğu Akdeniz'deki gaz yataklarına erişmesine izin verecek olan tasarıyı Sputnik’e değerlendiren Doç. Atlıoğlu, “Anlaşmanın yapılması, Lübnan’ın İsrail’i tanıması anlamına da geliyor" dedi.

İsrail ve Lübnan arasında 26 yıldır devam eden deniz sınırlarının çizilmesi tartışmaları, tarafların anlaşmaya vardıklarını duyurması ile yeniden gündeme geldi.. Konu hakkında 2 Ekim'de ABD'den gelen 'yazılı teklifi' teslim aldıklarını açıklayan taraflar, bu taslak anlaşma üzerinden fikir birliğine vardı. İki ülke arasında yaklaşık 860 kilometrekarelik deniz sahası anlaşmazlığı ve bu bölgenin kıta sahanlığında hak iddiası bulunuyordu. 1996'dan beri devam eden inişli çıkışlı müzakereler sonucunda 11 Ekim’de İsrail Başbakanı Yair Lapid, 'tarihi bir anlaşmaya' varıldığını duyururken, bugün ise İsrail Güvenlik Kabinesi, anlaşmayı kabul etti.

Açık denizdeki gaz sahalarının bölünmesiyle ilgili tartışmalı noktalar da dahil olmak üzere ortak bir deniz sınırının çizilmesine yönelik müzakereler, Ekim 2020'den beri Birleşmiş Milletler gözetimi ve ABD arabuluculuğunda dolaylı olarak devam ediyor. En son İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi, Enerji Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı'ndan üst düzey isimler bu hafta sonu boyunca ABD'li diplomat ve müzakerelerde ara bulucu rolündeki Amos Hochstein ile yoğun görüşmeler gerçekleştirmişti.

Anlaşmanın maddeleri neler?

Açık deniz enerji araştırmalarına imkan veren taslağa göre, her iki ülkenin de Doğu Akdeniz'deki gaz yataklarına erişmesine izin verecek bir deniz sınırı çizildi. Tartışmalı gaz sahalarından biri olan Kana bölgesi Lübnan tarafında kalırken, Kariş bölgesinin tamamı ise İsrail hattına dahil edildi. Fakat İsrail, henüz bilinmeyen miktarda doğal gaz olduğuna işaret edilen Kana’daki ‘hakkını’ Fransa merkezli TotalEnergies’ten alacak. Ayrıca Tel Aviv yönetimi ‘önceden bilgilendirildiği’ sürece, deniz sınırının hemen güneyinde sondaj yapmak dahil olmak üzere ‘makul ve gerekli faaliyetlere’ itiraz edemeyecek. Rezerv araştırmaları da anlaşma yürürlüğe girdikten sonra başlayacak. Anlaşmanın ise 20 Ekim'de Lübnan'ın Nakura köyündeki sınır hattında imzalanabileceği konuşuluyor. Ama tasarı ilk önce iki ülkenin de parlamentosu tarafından onaylanmak zorunda.

‘Kariş’ten çıkan petrol ve gaz Avrupa’ya ihraç edilecek’

Lübnan yönetiminin açıklamalarından yola çıkan görüşlere göre, konu dahilinde hızlı hareket edilmesinin nedeni, ülkenin yaşadığı derin ekonomik krize çözüm getirebilecek potansiyel gelirin gaz havzalarından elde edilebileceği ve ülkede devamlı olarak yaşanan elektrik kesintilerinin hafiflemesine yardımcı olabileceği ile ilişkilendirildi. İsrail de, Kariş'ten petrol ve doğalgaz çıkarmaya ve yakında Rusya’ya yönelik uygulanan yaptırımlar dolayısıyla enerji krizi içindeki Avrupa'ya ihraç etmeye başlayacağını belirtti. Bu durumun İsrail ekonomisine ‘milyarlarca dolar katkı’ sağlayacağını belirten Lapid, "Bu, İsrail'in güvenliğini artıracak” açıklamasında bulundu. Lübnan Meclis Başkan Yardımcısı İlyas Ebu Saab ise, her iki ülkenin de taleplerini karşılayan bir çözüme ulaşıldığının altını çizerek “Lübnan Kana'daki tüm haklarına sahip olacaktır” dedi. Lübnan’daki Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah da, nihai anlaşma taslağında uzlaşıya varılmasına ilişkin Lübnan hükümetinin kararının yanında olduğunu belirterek “Bizim için önemli olan kuyulardan petrol ve gazın çıkarılmasıdır" ifadelerini kullandı.

Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Yasin Atlıoğlu, 26 yılın ardından İsrail ve Lübnan’dan gelen ‘yeşil ışığı’ Sputnik’e değerlendirdi.

‘İki ülkenin diplomatik olarak iletişime geçmesini sağlayan temel neden bölgesel şartlar’

Lübnan ve İsrail’in birbirini hukuki olarak tanımadığının altını çizen Atlıoğlu, “Bir savaş durumu söz konusu. Bu anlaşmanın bir benzeri daha olmuştu. İsrail’in Lübnan’ı işgal etmesi ile 1983 yılında 17 Mayıs Anlaşması ile iki tarafın birbirini tanımasına yönelik bir adım olmuştu. Fakat o dönemin şartlarıyla, özellikle de Suriye’nin baskısıyla iptal edilmek zorunda kalmıştı. Yıllar sonra İsrail ve Lübnan’ın diplomatik olarak iletişime geçmesini sağlayan temel neden öncelikli olarak bölgesel şartlar. Gerek Lübnan’ın 2019’dan beri yaşadığı ciddi ekonomik kriz, gerekse İsrail’in son yıllarda bölgedeki yalnızlığını yenme, Türkiye ve Körfez ülkeleri ile diplomatik ilişkileri tekrar kurma yönünde attığı adımlar var. Bu anlaşma da bu şartlar altında gerçekleşti” dedi.

‘Bu anlaşma uluslararası arenada bir heyecan yaratsa da ihtiyatlı karşılamak lazım’

Henüz anlaşmanın içeriğine tamamen hakim olunmadığını belirten Atlıoğlu, “Basına yansıdığı kadarıyla her iki taraf da taleplerinin karşılandığı yönünde bir eğilim içerisindeler. Hatta belki de bu anlaşmanın önünde bir engel olarak görülebilecek Hizbullah liderinin bile hükümeti böyle bir anlaşmada destekleyeceğini belirttiğini gördük. İsrail tarafı açısından da durum, önümüzdeki kasım ayının başında bir seçim olduğu için karışık. O yüzden bu anlaşma uluslararası arenada ABD’nin de arabulucu olması sebebiyle de bir heyecan yaratsa da ihtiyatlı karşılamak lazım” şeklinde konuştu.

‘Enerji krizi ve Lübnan’ın içinde bulunduğu şartlar söz konusu olmasaydı taraflar bu anlaşmaya razı olmazdı’

Atlıoğlu, Batı’daki enerji krizinin ABD’nin daha aktif bir biçimde bu konuya girmesine yol açtığını vurgulayarak şunları kaydetti:

“Enerji krizi ve Lübnan’ın içinde bulunduğu şartlar söz konusu olmasaydı böyle bir anlaşmaya Lübnan tarafının da İsrail tarafının da çok razı olacağını düşünmüyorum. Çünkü iki ülke birbirini tanımıyor ve Lübnan tarafı için İsrail bir düşman olarak nitelendiriliyor. Biz daha çok deniz sınırı üzerinde konuşuyoruz ama Lübnan’ın yaklaşımında ‘İsrail diye bir devlet var ve biz onlarla uluslararası bir sınır belirliyoruz’ tarzında bir şey yok. Lübnan’ın zaten İsrail ile sadece deniz değil kara sınırı da çok net değil. Dolayısıyla Lübnanlı yetkililer 2019 ekonomik krizi öncesinde, bir anlaşma olacaksa bile deniz sınırı ile birlikte kara sınırının da konuşulması gerektiğini düşünüyordu. Özellikle de Golan Tepeleri’ndeki Şeba Çiftlikleri başta olmak üzere. Fakat Lübnan bunların hepsini bir kenarıya bırakmış gibi gözüküyor çünkü çok ciddi bir kriz içerisinde ve bazıları tarafından bu krizden kurtuluşun yolu da denizden çıkarılacak gaz olarak düşünülüyor.”

‘Kariş tamamen İsrail’e bırakılmış, Lübnan hükümeti normalde atmayacağı kadar geri adım atmış’

Kana ve Kariş adında iki önemli gaz sahası olduğuna dikkat çeken Atlı oğlu, “Lübnan da İsrail de ikisi üzerinde hak iddiasında bulunuyor. Bu anlaşmadan anladığımız kadarıyla, yazdan beri ABD’nin Lübnan’ın önüne koyduğu şartlarda çok fazla bir değişme olmuş gibi gözükmüyor. Lübnan’ın önüne konulan şartlarda özellikle Kariş sahasında bir hak iddiasından çok, Kana gaz sahası üzerinden çıkarılacak gazın İsrail ile paylaşıp paylaşılmayacağı meselesine odaklanılmıştı. Diğer taraftan Kariş gaz sahası ile ilgili net bir şey var; İsrail buradan gazı çıkartmak üzere. Dolayısıyla burada Lübnan’ın bir hak iddiası söz konusu değil. Kariş tamamen İsrail’e bırakılmış gibi gözüküyor. Bu noktada Lübnan hükümeti normalde atmayacağı kadar geri adım atmış. Hizbullah’ın da normal şartlarda bunu kabul etmesi çok mümkün gözükmüyordu” dedi.

‘İsrail Kasım’da seçime gidecek ve muhalefetteki Netanyahu bu anlaşmadan memnun değil’

İsrail’de yakında bir seçim olduğunu hatırlatan Atlıoğlu, “Şu anda başbakan olan Lapid, seçime giden geçici bir hükümet. Bu anlaşma İsrail kamuoyunda ve muhalefetinde nasıl karşılanacak bu da önemli. Çünkü bunun parlamentoya götürülmesi ile ilgili karar alındı ama bu süreç seçimlere kadar gerçekleşir mi gerçekleşmez mi onu bilmek pek mümkün değil. Üstelik İsrail muhalefetinde çok güçlü bir isim olarak Netanyahu var. Netanyahu şu anki hükümetin, Hizbullah’ın silahlı tehdidi karşısında geri adım attığını ve İsrail’in tavizkar bir adım attığını düşünüyor. O yüzden bu seçim önemli. Eğer böyle bir anlaşma imzalanır ve bir şekilde uygulamaya konulursa İsrail tarafında bunu hangi hükümet onaylayacak?” ifadelerini kullandı.

‘Lübnan biraz daha taviz veren taraf, İsrail ise her halükarda daha karlı’

Netanyahu’nun bu anlaşma konusunda tavrının sert olduğuna dikkat çeken Atlıoğlu, bunun Hizbullah tafandaki destek için de soru işaretleri çıkarabileceğini belirterek, “İki taraf arasında ciddi bir güvensizlik hakim. Bu şartlar altında karşılıklı bir anlaşmanın yapılması ve bunun düzgün bir şekilde yürütülmesi çok da kolay gözükmüyor. Tek bir ortak nokta var; uluslararası enerji krizinin olduğu bir süreçte her iki tarafın da bu işten kar elde etmesi. Bu anlaşma sonucunda Hizbullah eğer Kariş’ten çıkan gaza herhangi bir müdahalede bulunmayacağına dair teminat verirse, İsrail, Kariş sahasındaki gazı çok kısa bir süre içerisinde işletmeye başlayacak. Lübnan biraz daha taviz veren taraf gibi gözüküyor. Kana gaz sahasında Total çalışmalara başlayacak ama ne zaman gaz çıkacağı da belli değil. O yüzden bu daha uzun sürecek. İsrail her halükarda daha karlı taraf olarak gözüküyor” dedi.

‘İsrail kurulduğundan beri ilk defa çevresindeki kuşatılmışlık hissini ortadan kaldırıyor’

ABD’nin Ortadoğu politikasını belirlerken öncelikleri arasında İsrail’in güvenliği olduğunu vurgulayan Atlıoğlu, “İsrail belki kurulduğundan beri ilk defa çevresindeki kuşatılmışlık hissini yavaş yavaş ortadan kaldırıyor. Arap ülkelerinin hepsi İsrail’e karşıyken şimdi yavaşça o etkiyi, kıracak. 1983’teki İsrail-Lübnan Anlaşması sırasında bölgede güçlü aktörler vardı, Suriye ve diğer faktörler direkt müdahil olabiliyordu. Arap Baharı meselesinden sonra zaten çevredeki aktörler de güçsüzleşmiş durumda. Bu şartlar altında Suriye’nin ve ya İran’ın doğrudan müdahil olması söz konusu değilmiş gibi görünüyor. O yüzden İsrail açısından da daha rahat bir ortam var” ifadelerini aktardı.

‘Anlaşmanın yapılması, Lübnan’ın İsrail’i tanıması anlamına da geliyor’

Anlaşmanın uygulamaya dökülüp dökülmeyeceğinin net olmadığının altını çizen Atlıoğlu, “Uluslararası anlaşmaların yapılması için iki tarafın bir araya gelmesi gerekiyor ama burada süreç, Lübnan tarafının söylediğine göre, anlaşma onaylandıktan sonra ABD’ye gidecek. Yani ortak bir yerde olup da törenle anlaşma imzalanmayacak. Arada Total gibi özel bir şirket de var zaten. Böyle bir şey olduğu takdirde anlaşmanın yapılması, Lübnan’ın İsrail’i tanıması anlamına da geliyor. Tabii dikkat etmek gerek bir nokta var. Anlaşmayı net bir şekilde görmek lazım çünkü Lübnan tarafı, anlaşmanın içerisinde mümkün olduğunca kullandığı ifadeler konusunda hassastı. Mesela anlaşma içinde denizler ‘uluslararası sınırlar’ olarak ifade edilmek istenirken, Lübnan tarafı da ‘çatışma bölgesi’ olarak bir ifade kullanmak istiyordu. Devletlerin birbirini tanımasının iki yolu var; biri hukuki diğeri fiili. Burada muhtemelen Lübnan, anlaşma imzalasa da bir ‘fiili durum’ ortaya koymaya çalışacaktır. Ama siz bir devleti tanımıyorsanız onunla ticari ilişkiye girmek bile tanımaya götürecek bir takım hareketler içerir. Böyle bir anlaşma imzalarsanız da tabii ki ileride ‘tanıma’ da gelebilir” dedi.

Sputnik

ZehraZehra

seyyidezehra@outlook.com