ANALİZ
Giriş Tarihi : 09-10-2022 08:35   Güncelleme : 11-10-2022 17:45

Alptekin Dursunoğlu: 'Mehsa Emini bir kadın, Kürt ve Sünniydi, bu üçünün birleşimi olduğu için yankısı çok oldu'

Alptekin Dursunoğlu: 'Mehsa Emini bir kadın, Kürt ve Sünniydi, bu üçünün birleşimi olduğu için yankısı çok oldu'

YDH Genel Yayın Yönetmeni Alptekin Dursunoğlu Sputnik'ten Ceyda Karan'a İran'daki son olayları değerlendirdi.

İşte o yazı: 

Dursunoğlu’na göre, Mehsa Emini protestoları başörtüsü zorunluluğunun pratikte gevşetildiği süreçte geldi. Emini'nin Kürt ve Sünni olmasının etkisine işaret eden Dursunoğlu, şiddetin yasağın kalkmasını isteyenlerin çekilmesine yol açtığını belirtti. Dursunoğlu'na göre İran gibi bir ülkede ABD-Avrupa dahil olunca iş 'halkın talebi' olmaktan çıkıyor.

İran, başkent Tahran’da 13 Eylül’de 'ahlak polisi' olarak bilinen İrşad devriyeleri tarafından 'başörtüsü kurallarına uymadığı' gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra fenalaşarak hastaneye kaldırılan 22 yaşındaki Mehsa Emini’nin 16 Eylül’deki ölümünün tetiklediği protestolarla konuşuluyor. Emini’nin 17 Eylül’deki cenaze töreni sonrasında başlayan protestolar 1 Ekim'de üniversitelerin açılmasıyla alevlenmiş görünüyor.

Sosyal medyada da İran üzerinden 'kadın devrimi' kampanyası yürütülüyor. Üniversitelilerin ardından çeşitli kentlerde liselerde de genç kızların başörtüsü protestolarına dair videolar dikkat çekiyor.

İran'ın dini lideri Ali Hamaney, Emini'nin ölümü için "Kalbimizi kıran üzücü bir olay" derken, protestoların 'normal ve doğal olmadığını' savunarak olayları 'ABD ve İsrail'in ajanlarıyla yurt dışındaki İranlı hainlerin organizasyonu' olarak niteledi.

İran İstihbarat Bakanlığı, aralarında Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda ve Polonya vatandaşlarının bulunduğu 9 yabancı uyruklu kişinin yakalandığını duyurdu. Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ise daha yatışırıcı bir üslup benimseyerek 'ulusal birlik' çağrısında bulundu.

İran devlet medyasında 22 yaşındaki genç kadının adli tıp raporunda ölümünün başına yahut hayati uzuvlarına aldığı darbelerden değil 8 yaşındayken geçirdiği beyin tümörü ameliyatıyla ilgili olduğu yer aldı. Emini'nin babaı herhangi bir sağlık sorunu bulunmadığını söylemişken, protestolarda çok sayıda göstericinin hayatını yitirdiği haberleri geliyor. İran tarafı da öldürülen besiçlere dikkat çekiyor.

ABD Başkanı Joe Biden İran'a 'bedel ödetmekten' söz ederken, ABD de yeni yaptırımlar için kolları sıvamış görünüyor. Tahran gelişmeleri 'içişlerine müdahale' olarak niteliyor.

Mehsa Emini isyanı ve 'İran Baharı mı' sorusunu Yakın Doğu Haber sitesinin kurucusu ve araştırmacı yazar Alptekin Dursunoğlu ile konuştuk.

'Bu yılın başında İran’daydım. Başörtüleri omuzlara düşmüştü'

Alptekin Dursunoğlu’na göre, İran'da devrim yıllarından sonra kıyafet zorunluluğu getirilmesine yönelik protestolar 'yeni' değil. İran'da başörtüsünün kağıt üzerinde var olan ama pratikte gittikçe gevşetilerek ortadan kalkmakta olan bir duruma geldiğini söyleyen Dursunoğlu, Emini protestolarının bu süreçte gelmesine dikkat çekti. Dursunoğlu, İran makamlarının olayın 'egemenlik sorunu haline getirilmesinin yasağın yeniden sertleştirilmesiyle mi sonuçlanacağının yoksa 'başağrısı' olduğu için önünün mü açılacağının zaman içinde görüleceğini söyledi:

“Devrimin ilk yıllarından itibaren kamusal alanda da başörtüsü zorunluluğu getirildi. Bunun zorunlu olarak uygulanması yeni protesto edilen bir şey değil. 80’li yıllarda da kamusal hayatta başörtüsü zorunluluğunun yasaya bağlanmasından sonra da büyük gösteriler oldu. Ama bir şekilde yasa uygulanmaya devam etti. Bu yılın başında İran’daydım. Başlarını yasadan dolayı örtmek zorunda olanların başörtüleri omuzlara düşmüştü. İran’daki zorunlu başörtüsü uygulaması bir anlamda süreç içerisinde, tıpkı bizdeki şapka kanunu gibi kağıt üzerinde var olan ama pratikte gittikçe gevşetilerek ortadan kalkmakta olan bir duruma gelmişti. Mehsa Emini olayı aslında biraz da bu sürecin tam nihayete ermek üzere olduğu bir yerde patladı. Devrimin ilk dönemlerinde daha sıkı; ama özellikle de son yıllarda gittikçe gevşetilen bir uygulamaydı. Daha önceleri İran uçağına bindiğinizde, başörtüsü yasağına uyulması yönünde anons yapılırdı. Henüz daha Türkiye’den havalanmamışken bile İran uçağında olduğunuz için başların örtülmesi istenirdi. Şimdi artık yok öyle bir şey. Bu olaylar bir egemenlik sorunu haline getirilip, madem böyle biz de bu yasağı daha da sertleştirelim noktasına mı gider, yoksa baş ağrısı olmaya başladı, önünü biraz daha açalım noktasına mı gider, bunu zaman içerisinde göreceğiz.”

 

‘Mehsa Emini bir kadın, Kürt ve Sünniydi, bu üçünün birleşimi olduğu için de yankısı çok oldu’

2009 ve 2019 protestolarını hatırlatan Dursunoğlu, Mehsa Emini gösterilerinin diğerlerine kıyasla hacim olarak çok küçük olmasına rağmen dünyada yarattığı etkiye dikkat çekti. Dursunoğlu, Emini’nin bir kadın, Kürt ve Sünni oluşunun kolaylıkla bayraklaştırılacak bir mesele olması dolayısıyla dış basında yer tuttuğu değerlendirmesinde bulundu:

“Beni hayrete düşüren şuydu. 2009’da tartışmalı bir cumhurbaşkanlığı seçimi olmuştu. Muazzam bir kitle vardı. İlk başta milyonluk bir gösteri oldu, ilk gösteriye Mir Hüseyin Musevi de katılmıştı. Daha sonra onu da şiddet eylemlerine dönüştürdüler. Bunun üzerine de halk sokaklardan çekildi. Fakat hiçbir şekilde bugünkiyle kıyaslanmayacak bir gösteriydi. 2019’da benzine zam protestoları, yine bundan hacim olarak büyüktü. Fakat şu an dünyada yarattığı etki ölçüsünde etki yaratmadı. Bu onlara kıyasla hacim olarak gerçekten çok küçüktü. En kalabalık gösteri yaklaşık 500 kişinin katıldığı bir şeydi. Diğer illerden görüntüler yansıtılıyor; ancak bunların tamamı ortalama 40, 50 kişilik grupların tıpkı Arap Baharı’nda olduğu gibi dış basına görüntü vermek için yaptığı gösteriler düzeyinde kaldı. Yani Mehsa Emini dolayısıyla yapılan gösteriler, toplamda diğer olaylara göre çok zayıftı. Fakat dış basında onlardan çok daha fazla şekilde yer tuttu, büyük bir etki uyandırdı. Temel sebep şuydu, Mehsa Emini bir bayan, bir Kürt ve bir Sünni’ydi. Yani onun ölümü üç çelişkiyi birden kullanıma açan bir olaydı. Cinsiyetle bağlantı olduğu için kolaylıkla bayraklaştırılacak bir meseleydi. İki, kimliğinin Kürt olması, üç de İran’da azınlık olan Sünnilerden olması rejim karşıtı protestoya dönüştürülmesini kolaylaştıran etkenlerdi. Zahidan’daki olaylarda Sünnilik boyut öne çıktı. Dış basına Tahran’daki büyük kentlerde olay, kadın özgürlükleri düzleminde yansıdı. Hem Türkiye hem Irak’ta Kürtlüğü söz konusu edilerek gündeme getirildi. Bu üçünün birleşimi olduğu için de yankısı çok fazla oldu.”

 

'Öğrencilerin kurtuğu serbest kürsü sadece İran televizyonunda haber oldu'

Dursunoğlu'na göre, rejim karşıtlığı noktasında protestoların görünür kılınabilmesi için sokakların büyük bir hacimle dolması gerektiğini ancak bunun yaşanmadığını söyledi. Son olarak Meşhed'de iki farklı görüşten öğrencilerin serbest kürsü kurulup tartışmalarına atıf yapan Dursunoğlu, ancak bu olay sadece İran televizyonunda haber olurken, protestocuların sosyal medya üzerinden görünür hale getirilmesine dikkat çekti:

“Başörtüsü talebi özgürlük çerçevesinde düşünülerek polis müdahalesi uygulamasının kaldırılması noktasındaki talep, gerçekten bir halk talebi olarak dile getirilebilir. Ancak bunun bir halk talebi diye dile getirilebilmesi için sakin bir zeminde tartışılması gerekir. Mesela, iki gün önce Meşhed Ferdowsi Üniversitesi’nde iki taraftan öğrenciler gösteri yaptı. Bir taraftan Mahsa Emini olayının şiddet eylemlerine dönüştürülmesini protesto eden öğrenciler, bir tarafta da Mahsa Emini'nin polis gözetiminde ölümüyle ilgili olayı protesto eden öğrenciler toplandı. Bu öğrenciler bir süre karşılıklı sloganlar attı; ama daha sonra İran’da üniversitelerde çok yaygın olan serbest kürsü kurdular. Buna öğretim görevlileri de katıldı, onar temsilci belirlendi. Oturup konuyu tartıştılar, barışçıl bir ortamda iki taraflı düşünceler ortaya kondu. Doğal olarak da ne şiddet oldu ne de polis müdahalesi. Ancak bu olay sadece İran televizyonunda haber konusu oldu. Buna karşı 20 kişilik bir grubun kamu binalarını ateşe vermesi ve şiddet eylemleri “İran halkının tepkisi” diye yansıtıldı. Özellikle de rejim karşıtlığı noktasında protestoların görünür kılınabilmesi için sokakların büyük bir hacimle dolması gerek. Ancak böyle bir kitle yok. Bu yüzden İran’da gösterilerin veya ‘halk talebi olduğu’ imajının verilebilmesi için olayların görünür hale getirilmesi lazım. Bunu görünür kılmanın tek yolu da şiddet olaylarıydı nitekim onu yaptılar.”

 

'Şiddet eylemleri yasağın kalkmasını isteyenlerin de geri çekilmesine yol açıyor'

Gösterilerin görünür kılınması için şiddete dökülmesi tarzına 'Arap Baharı' sürecinde tanıklık edildiğini söyleyen Dursunoğlu, şiddet eylemlerinin başörtüsü zorunluluğuna itiraz edenlerin de geri çekilmelerine yol açtığını söyledi. Dursunoğlu, "300 kişilik şiddet gösterilerini 'İran halkının talebi' diye yansıtan basın 10 binlerce kişinin katıldığı karşı gösterileri 'rejim yanlıları' diye kategorize etti" dedi:

“Kitle olmadığına göre veya sakin bir zeminde geniş halk katılımı da sağlanamadığına göre nasıl görünür hale getirilecek? Bu şiddet eylemleriyle olacak. Şimdi bu tarza Arap Baharı dediğimiz süreçte tanık olmuştuk. Suriye’de her bir kentte otuzar kişilik gösterilerle dış basına görüntü vermek amacıyla yapılan gösterilerdi. Aslında hiçbir kitlesel tabanı yoktu. Sadece bir görevin yerine getirilmesiydi, o da hem sosyal medyada hem dış basında görüntü verilmesiydi. İran’da Mahsa Emini olayında gerçekten bir protesto, halk talebi olarak dile getirilmek istenen şey, şiddet eylemleri üzerine halkın kendini geri çekmesiyle birlikte geriye sadece ortalığı yakıp yıkanlar kaldı. Dolayısıyla ortalığı yıkanlar, Halkın Mücahitleri Örgütü, Saltanat yanlıları gibi veya tamamen adli suçlardan sabıkası olan ‘serseri ayak takımı’ denilebilecek tiplerin katıldığı şiddet eylemlerine dönüştü. İran’da kimle konuşursanız konuşun bu meseleyi yasak ortadan kalksın diye savunmak isteyenler bile bundan dolayı artık kendini geri çekiyor. Buna karşılık bu tür eylemleri protesto için 10 binlerce kişinin katıldığı büyük gösteriler yapıldı; ancak 300 kişilik şiddet gösterilerini “İran halkının talebi” diye yansıtan basın 10 binlerce kişinin katıldığı bu karşı gösterileri “rejim yanlıları” diye kategorize etti.

 

‘Amerika veya Avrupa bu işe müdahil olduğunda bu artık İran halkının talebi olmaktan çıkıyor’

Dursunoğlu, ABD veya Avrupa’nın bu işe müdahil olduğunda bunun artık İran halkının talebi olmaktan çıkıp dışarıdan İran’ın içini karıştırmaya yönelik müdahale görüntüsü ortaya çıkardığını söyledi. "ABD ile stratejik müttefik olmakla övünen bir ülke iç sorunlarını dış güç ile açıkladığında bunu inandırıcı bulmayabilir ve komplo teorisi dite niteleyebilirsiniz" diyen Durunoğlu, ancak İran gibi bir ülkede bunu deme imkanı bulunmadığını kaydetti:

"Giyim tarzına polis müdahalesine karşı olan çok sayıda başörtülü de var; ancak doğrudan yabancı istihbarat servislerinden görev alan örgütlerin dışında hiç kimse buna dışarıdan müdahale yapılmasını istemiyor. Amerika veya Avrupa bu işe müdahil olduğunda bu artık İran halkının talebi olmaktan çıkıyor. Tam da dışarıdan İran’ın içini karıştırmaya yönelik müdahale görüntüsü ortaya çıkıyor. Bazıları ‘Her devlet dış güç edebiyatı yapıyor’ diyor ama NATO müttefiki olan, Amerika ile stratejik müttefik olmakla övünen bir ülke iç sorunlarını dış güç ile açıkladığında bunu inandırıcı bulmayabilir ve komplo teorisi dite niteleyebilirsiniz. Ama İran gibi bir ülke için dış müdahaleye komplo teorisi deme imkanınız yoktur. Çünkü Amerika açıkça ‘Ben İran rejimini devirmek için her yıl şu kadar milyon dolar bütçe arıyorum’ diyor. Amerika bu milyonlarca dolarlık bütçeyi nerelerde harcıyor işte bu olayda gördüğümüz gibi sosyal medya fenomenlerine, basına veya diğer sabotaj eylemlerine harcıyor. İran’a dış ülkelerin müdahalesinin nesnel bir karşılığı var. İran’da bu tür olaylar dış müdahaleyle oluyor denildiği zaman bu komplo teorisi değil bir gerçek.”

 

ZehraZehra

seyyidezehra@outlook.com