MAKALE
Giriş Tarihi : 24-11-2022 19:56

Ali Bulaç Yazdı: Kader Üzerine (2)

Ali Bulaç Yazdı: Kader Üzerine (2)

Allah geleceği bilir

Bundan önceki yazıda yüce Allah’ın gayb alanına giren geçmişi bildiği gibi yine gayb alanı olan geleceği de bildiğini, esasında Allamü’l ğuyub olan Allah için başka türlü düşünmenin mümkün olmadığını anlattıktan sonra, Abdulaziz Bayındır Hoca’nın kanıt olarak talep ettiği ayetlerden birine işaret etmiştik. Diğerleri yanında konumuzla doğrudan ilişkili olması bakımından en somut delil Rum (30) Suresi, 2-4 ayetleridir.

Şimdi bu üç ayete yakından bakmaya çalışalım:

  1. Rum (orduları) yenilgiye uğradı.
  2. Yakın bir yerde. Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir.
  3. Birkaç yıl içinde. Bundan önce de, sonra da emir Allah’ındır. Ve o gün mü’minler sevineceklerdir. (30-Rum, 2-4.)

 2-4. ayetler Sasaniler karşısında ağır yenilgiye uğramış bulunan Rumların kısa süre içinde yani birkaç sene içinde galip geleceklerini haber vermektedir. “Rum”dan kastedilen Doğu Romalılar yani Bizanslılardır. Konstantin’in IV.Yüzyılda Hıristiyanlığı kabul etmesiyle Hıristiyanlık Balkanlar’dan İran’a ve Kafkasya’ya kadar yayılmış, bu arada Sasani hâkimiyeti altındaki Hıristiyanlar da Bizans’a sempati ve yakınlık duymaya başlamışlardı. İki büyük devlet hemen hemen her yerde rekabet edip savaşıyorlardı. (Bizans-Sasani rekabeti için bkz. Gürhan Bahadır, Anadolu’da Bizans-Sasani etkileşimi (IV.-VII. Yüzyıllar) , Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 6/1 Winter 2011, p. 707-726, TURKEY) Heraklius’un başında olduğu Bizanslıları, başlarında Hüsrev Perviz’in bulunduğu Sasani ordusu miladi 613’te büyük bir yenilgiye uğratmış, bunun sonucunda Sasani orduları Şam ve Kudüs’ü ele geçirdikten sonra Mısır’a kadar ulaşmışlardı (619); Anadolu ise 615’te neredeyse hâkimiyetleri altına geçmiş bulunuyordu. Öylesine güçlenmişlerdi ki Bizans’ın kapılarına dayanmış,  Kadıköy’e kadar gelebilmişlerdi.

Her büyük savaş veya jeostratejik ve politik kırılma gibi bu olay da çevre bölgelerde derin etkilere yol açmıştı. Sasanilerin üstüste gelen zaferleri Mekke’de müşrikleri sevindiriyor, Bizanslıların yenilgisi de ehlikitap olmaları hasebiyle Müslümanları da üzüyordu.  Hicret’ten altı sene önce (M. 615-616)’da devrin iki büyük gücü, Hıristiyan Doğu Roma/Bizans ile Sasani İmparatorluğu arasında süren büyük savaşlar Mekke’de de ilgiyle izleniyordu. Mekke müşrikleri,  Tek Tanrı inancını tebliğ etmeye başlayan Hz. Muhammed (s.a) ve ona inananlara karşı, temelde “Tevhid” inancının mensupları olan Hıristiyan Bizans’ın Suriye, Filistin, Kudüs başta olmak üzere yakın Arabistan topraklarındaki hâkimiyetini kaybetmesine ve kendilerine yakın gördükleri Zerdüşt (Ateşperest) Sasanileri’in zaferlerine seviniyorlardı. Mekkeli putperestler, Müslümanlara şöyle diyordu: “Siz ve Hıristiyanlar Kitap ehlisiniz, biz ve Sasaniler ise  (kitabı olmayan) ümmileriz, Sasani kardeşlerimiz kardeşlerinizi yendi, biz de sizinle savaşırsak sizi yeneriz”

İşte bu sırada inen ayetler –ortada somut belirtiler olmamasına rağmen- mucizevi bir dille kısa zamanda “birkaç yıl içinde“, hem de “yakın bir yer“de Rumların Sasanileri yeneceklerini kat’i bir dille haber veriyordu. Kur’an dilinde geleceğe ilişkin bir olay di’li geçmişle (mazi) ifade ediliyorsa vukuu bulması kesin demektir. “Rum (orduları) yenilgiye uğradı” ama yakın bir yerde ve yakın zamanda galip geleceklerdir. “Yakın bir yer” olarak tercüme ettiğimiz “edna’l arz” Araplara en yakın Rum bölgesi veya Rumlara en yakın Arap bölgesi demektir. Bazı tefsirciler bunun “yeryüzünün en alçak bölgesi” olduğunu söylemişlerdir. Ben ilk görüşü tercih edenlerdenim.

 “Birkaç yıl içinde” diye çevirdiğimiz “bid’” 3 ila 9 yılı ifade eder. Nitekim rivayetlere göre Bedir savaşı sırasında (miladi 624) ayetlerin haber verdiği gibi Rumlar Sasanilere karşı büyük bir sefer başlatıp imparatorluğun merkezine girdiler. Bizanslılar kesin zaferlerini 627’de Ninova’da ilan edeceklerdi, bir sene sonra da İranlıların merkezi şehri Destgird’i ele geçirip Kral II. Hüsrev’i tahtından indirip öldürdüler. Ninova, bugünkü Musul’un hemen yanı başında Araplara pek yakın bir bölgedir.

Kur’an-ı Kerim’in Bizans’ın zaferini önceden haber vermesi gerçekten olağanüstü bir hadisedir. Zira savaş öncesi yıllara, mesela 609’a bakıldığında Bizans, Sasanilerin kuşatması altındadır; hakimiyetleri altında bulunan Mardin ve Amida (Diyarbakır) 609’da, Urfa ve Antakya 611’de, Kayseri 612’de, Şam 614’te, Kudüs 615’te, İskenderiye 617’de Hüsrev Perviz’in eline geçmiş bulunuyordu, 617’e gelindiğinde İran orduları Kadıköy ve Üsküdar’a kadar gelmişlerdi; 620’de Ankara ve Rodos Sasanilerin eline geçmiş, ardından Mısır da ele Bizansın elinden çıkmıştı. (Yılmaz Öztuna, Devletler ve Hanedanlar  İlkçağ Afrika ve Asya Devletleri, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı y., Ankara-2005, III, 83.) Bizans’ın başı sadece doğudan Sasaniler’le dertte değildi; kuzey batıdan Sasanilerle ittifak kurmuş bulunan Avarlar ve Slavlar da onu sıkıştırıyordu, Bizans neredeyse iki etkili askeri güç arasında tam bir çöküşe doğru gidiyordu, öyle ki Herakleios başkenti Karaca’ya taşımayı düşünüyordu; Patrik Sergios ve Bizans halkının baskısı sonucunda bu düşüncesinden vazgeçmişti.

Peşpeşe gelen bu zaferler Sasanilerin hiçbir zaman yenilmeyeceğine dair bir kanaatin yayılıp yerleşmesine yol açmıştı; işte tam böyle bir askeri ve zihni atmosferde Kur’an-ı Kerim Sasanilerin,  kısa zamanda Bizans’a yenileceklerini haber veriyordu ki, hayretâmiz olan husus buydu.

Haberin Medine’ye ulaşması Müslümanları üç yönden sevindirdi: İlki Kur’an’ın gaybten verdiği bir haber doğrulanmıştı , zira bu ayetler indiğinde Mekkeli müşrikler Müslümanlara böyle ‘kehanetler’le avunarak teselli bulabileceklerini söylüyorlardı. (Rivayete göre bu sıralarda sahabelerden Ebû Bekir, Mekkeli paganlardan biri olan Übey bin Halef ile bu olay üzerine 100 develiğine bahse girer. Ancak Übey bin Halef, 625 yılındaki Uhud Muharebesi‘nde Peygamber Muhammed‘in mızrağından aldığı bir yarayla ölür. Bunun sonucu olarak Ebu Bekir, 100 deveyi daha sonra Übey’in varislerinden alır. Hz. Peygamber, bahisle kazanılan 100 devenin sadaka olarak yoksullara dağıtılmasını buyurur. (Tirmizi, Sünen, XII. 67-68; Taberi, Tarih, II. 141-142; Hamdi Yazır, Hak Dini, V. 3795-3800..) İkincisi kitapları semavi olan Bizans Hıristiyanları Mecusi olan Sasanilere karşı galip gelmişlerdi. Bunun bir altyapısı vardır, zira samimi Hıristiyanların Müslümanlara karşı daha içtenlikli ve yakın bir tutum içinde oldukları Kur’an-ı Kerim’de belirtilmektedir (bkz. 5/Maide, 82; 6/En’am, 114). Her ne kadar Maide ve En’am sûreleri Medine’de inmişse de Müslümanlar Kur’an’ın fışkırdığı vahiy pınarının İncil’le aynı pınar olduğunu biliyorlardı. Üçüncüsü ve belki en önemlisi Müslümanlar Bedir’de düşmanları Kureyşli müşriklere karşı galibiyet kazanmışlardı. (Ali Bulaç, Kur’an Dersleri/Tefsir, V, 359-361.)

Şimdi gelelim bu tarihsel olayın konumuzla ilgisine gelince. Ayetin inişi ile Bizanslıların Sasanileri ağır bir yenligiye uğratmaları arasında 6-7 sene zaman aralığı var. Bu demektir ki, Mekke’de indirilen bu ayet 6-7 sene önce vuku bulacak bir olayı haber vermektedir. İlk sevindirici haber Bedir savaşı, son yenilgi haberi de 627’de Medine’ye ulaşır. Tarihi olarak bu böyledir.

Dil açısından ayete bakalım:

وَهُم مِّن بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir.”

Arapça’da gelecek (istikbal) “yakın gelecek” ve “uzak gelecek” olmak üzere ikiye ayrılır. Yakın gelecek için “سَ (sin)” kullanılır, uzak gelecek içinse “سَوْفَ (sevfe)” kullanılır. Ayette “yenileceklerdir” için kullanılan سَيَغْلِبُونَ (Se-yağlibuvn)’dur. Yani muzari fiilin başına yakın gelecekte vuku bulacağı haber verilen yenilgi için başa getirilen “sin”dir. Ayetin gelecekten haber bildirdiği, gaybtan bilgi verdiği  her türlü te’vil ve tefsire lüzum hissettirmeyecek şekilde açıktır.

  1. ayette ikinci bir gelecek fiili var: “Ve o gün mü’minler sevineceklerdir.” Motamot tercüme “O gün mü’minler sevinir” demeyi gerektirir. Her ne kadar يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُون “yefrehu” fiili muzari gelmişse de, anlatımın genel akışından ifadenin takdiri şöyledir: “O gün mü’minler sevinecektir.” Gayet açık ki ayet-i kerime, gelecekle ilgili bir müjde vermektedir. Hatta biz yukarıda işaret ettiğimiz sevinç konularına ek, M. 636 yılında Kadısiyye Savaşı ile Sasani imparatorluğu tamamen çökmesi, İran’ın İslam hakimiyeti sahası içine girmesidir ki, bu da o günkü Müslümanları sevindiren önemli bir olaydı. Kadısiyye Savaşının kazanılmasında rol oynayan faktörlerden biri Bizans’ın Ninova’da Sasani’lere indirdiği ağır darbedir ki, bu İran’ın fethini kolaylaştıran bir amil olarak görülebilir.

Kur’an-ı Kerim hem geçmişi (18/Kehf, 22) hem geleceği “gayb” nitelendirir. Yüce Allah için söz konusu olan ilim bizim zaman-mekan/hareket ilişkisinden doğan bilgiyle mukayese edilemez. Bizim için zamanın üç hali vardır: Geçmiş, şimdi ve gelecek. Üç halde zaman-mekan/hareketle bağlantılıdır; yüce Allah’ın ezeli ve ebedi ilmini üç hal ile ne sınırlandırabiliriz ne üç hali ile mutlak olarak ilişkilendirebiliriz.

Hiç şüphesiz Bizans ve Sasani orduları insanlardan oluşuyordu, yenen de yenilen de insanlardı ve yüce Allah, önceden söz konusu insanların savaşın neresinde –yenen mi yenilen mi tarafta- olacağını, hem savaş mahalline hem zamana işaret ederek haber verdi ve haber verdiği şekilde de olay vuku buldu. El Alim, El Basir, Es Semmi’, El Habir Allah, Adem Aleyhisselamın yeryüzüne ayak bastığı günden bugüne ve kıyamete kadar sadece kozmik ve tabii olayların nasıl vuku bulacaklarını değil, biz insanların da bir an sonra ne yapacağımızı bilir. Lakin bilmek yapmak veya insanın özgür iradesine müdahale etmek değildir.

Konuya başka açılardan devam edeceğiz inşallah.

Farklı Bakış

ZehraZehra

seyyidezehra@outlook.com