SORUŞTURMA
Giriş Tarihi : 30-05-2016 03:31   Güncelleme : 30-05-2016 03:31

Abdurrahman Kılıç; İmamı Azam'ın dinamik, canlı, yenilenebilen, bir içtihad usulü vardır.

İlahiyatçı Yazar Abdurrahman Kılıç Ebu Hanife soruşturmasını sizler için cevaplandırdı.

Abdurrahman Kılıç; İmamı Azam'ın dinamik, canlı, yenilenebilen, bir içtihad usulü vardır.

1. Öncelikle sizi tanımak istiyoruz. Kendinizi tanıtır mısınız?

Abdurrahman KILIÇ, Gaziantep/ İslâhiye doğumluyum. Bursa İlahiyat Fakültesinden mezun oldum.  Bir İmam Hatip Lisesinde idareci olarak görev yapıyorum…

2. İmam-ı Azam kimdir? İmam-ı Azam’ı bize nasıl tanıtırsınız?

İmam-ı Azam (r.aleyh) en özlü tanımı ile “ Peygamber (s.a.v.) varisi âlimlerden birisidir.” Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Nebinin bireysel ve toplumsal düzeyde evrensel yorumunu yapmayı başarabilmiş bir âlimdir.

İmam; Pers, Roma, Hind kültürlerinin harmanlandığı bir bölgede yetişmiştir. Siyasi çalkantıların merkezinde yaşamıştır. İslam’ı bölgeye gelen 4-5 sahabeden bizzat yüz yüze görüşerek ve sonra da onların yetiştirdiği âlimlerden öğrenmiştir. Ticaretle uğraşması sosyal yapıyı derinlemesine analiz etmesine fırsat vermiştir.

Bu ortam onun İslam ve fıkıh anlayışını derinleştirmiş ve özgün bir mezhep ortaya çıkarmasına vesile olmuştur.

Usulü, takvası, siyasi duruşu, tevhidi bakış açısı kalıcı medeniyetleri taşıyabilecek sağlam bir mezhep oluşturabilmesine zemin hazırlamıştır. Dinamik, canlı, yenilenebilen, hareketli, insani bir içtihad usulü oluşturabilmiştir.

O’nun izlediği usül sonradan -selefiler hariç- bazen farklı isimlendirmelerle üç aşağı beş yukarı diğer mezheplerce de benimsenmiştir.

3. Büyük çoğunluğu Hanefi olduğunu söyleyen toplumumuz, mezhep imamı olarak kabul ettiği İmam-ı Azam Ebu Hanife’yi yeterince tanıyor mu? Tanımıyorsa neden?

Toplumuz maalesef uzun süre dinini asli kaynaklarından öğrenme imkânından mahrum bırakılmış. Bu nedenle dini konularda kulaktan dolma bilgilere sahip. Toplum dinle ilgili bilgilerini aileden tevarüs yolu ile kulaktan dolma bilgilerle almakta ve benimsemektedir. Kendi bilgisi, araştırması sonucu bilinçli bir tercihle benimseme, kabul etme söz konusu olmamakta. Dinini bile tevarüs yolu ile benimseyen insanların mezheplerini, meşreplerini kendi tercihleri ile araştırmaları sonucu belirlemesi beklenemez.

Bu nedenle, Kur’an- Kerim, Peygamber, Mezhep v.b. konularda yaygın kanaatlerle, benimsendiği iddia edilen konuların asılları arasında kopukluk bazen de zıtlık bulunmakta.  

Toplumuzun büyük bölümünün peygamber tasavvuru ile İslam’ın peygamber tasavvuru; toplumun Kur’an tasavvuru ile İslam’ın Kur’an tasavvuru arasında derin uçurumlar bulunmakta maalesef. Sıra mezheplere geldiğinde durum içler acısı bir hal almakta. Toplumun, benimsediğini iddia ettiği hem kelami hem fıkhi mezheplerin görüşleri ile halkın sahip olduğu görüşler arasında uçurum daha da derinleşmekte.  Türkiye’de taklit edildiği iddia edilen kelami mezhep Maturidilik iken, yaygın kanaatin Eş’arilik kısmen Cebriyecilik olduğunu görüyoruz.

Ortadoğu’da son gelişmeler selefiliğin yaygınlaşmasına zemin hazırlamaktadır.

İmam-ı Azamla ilgili bilgiler menkıbe seviyesinde.

İmam-ı Azam toplum tarafından mahrumiyet sebebi ile tanınmadığı gibi cemaatler tarafından da dikkate alınmamakta hatta topluma İmam-ı Azamı anlatması gereken cemaat liderleri, kanaat önderleri tarafından da yeteri kadar ilgi görmemektedir.

İmam-ı Azamı taklit ettiklerini iddia eden cemaat liderleri, kanaat önderleri onun siyasi duruşundan, içtihad usulünden, takvasından, eğitim metodundan oldukça uzak maalesef.

 

4. İmam-ı Azam’ın tanınmasını önemli buluyor musunuz? Bu topluma İmam-ı Azam'ı tanıtmak için sizce neler yapılabilir?

Yeni bir İslami diriliş, yeni bir medeniyet inşası iddiasında olanların İmam-ı Azamın usulünü, fikrini, metodunu göz ardı ederek bu işi yapması imkânsız görünüyor. Hem içinde yaşadığımız toplum hem de çağımız dünyası, onun siyasi duruşuna da mantalitesine,  içtihad usulüne de ihtiyaç duyuyor.

İslam coğrafyasında hızla yayılan tekfirciliğin, yaşanan fitnelerin önü İmamın siyasi duruşu ve usulü ile alınabilir.   

Müslümanlar içine düştüğü fasid daireden imamın mantığı, düşünce metodu ile çıkabilir.

İmam-ı Azamı tanıtmak öncelikle cemaat liderleri ve kanaat önderlerinin ödevi. Onlar öncelikle İmam-ı Azamın usulünü anlamak, bireysel ve hareket bazında yaşamalarına geçirmek ve sonra da takipçilerine anlatmakla yükümlüdür.

5. İmam'ın İslam Fıkıh mirasındaki yeri nedir? Sizce ümmet içinde bu kadar hüsn-i kabul görmesinin nedenleri nelerdir?

İmam-ı Azam bireysel ve toplumsal bazda yaşayan, canlı, hoşgörülü, dinamik gelişmeye ve büyümeye açık bir usül kurmuştur. Bu nitelikler sebebi ile ürettiği fıkıh, derin ve kalıcı medeniyetleri taşıyabilmiştir. Bu da hem bireyler hem de devletler tarafından hüsnü kabul görmesine sebep olmuştur.

İmamın, makasıd-ı şeria anlayışı, makasıd-ı şeriayı gerçekleştirmek için, kıyas yanında maslahat-ı mürseleyi, istihsanı geliştirmesi, örf ve adetleri benimsemesi fıkhını geliştirmiş, dinamikleştirmiştir. Birey ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamada esneklik ve genişlik kazandırmıştır.

Selefilerin fıkıh anlayışını damaya benzetirsek, İmamın fıkhını satranca benzetmek yanlış olmaz sanırım. Bir olay karşısında farklı çözüm önerileri, satrançtaki bir hamleye farklı hamlelerle cevap vermek gibidir.

6. Genel olarak üç mezhep imamı, hatta zaman zaman İmam-ı Azam’ın talebeleri olan İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed de aynı görüşte olduğu halde İmam-ı Azam farklı görüşte oluyor. Mezhepler fıkhında şöyle bir deyim var: "Eimme-i Selase'ye göre şöyle, İmam-ı Azam’a göre böyle!" Bunun nedeni sizce nedir?

İmamın diğer mezhep imamları ve kendi öğrencileri arasındaki farklı konular etrafında ittifak ve muhalefet oranları farklı meselelerde farklılık gösteriyor. Bazen imam tek kalıyor bazen öğrencilerden biri.   Bu ihtilafların hepsi İmamın vefatından sonra ortaya çıkmıyor. İmam hayatta iken de farklı görüşler kayda geçiyor.  

Böyle bir durumun oluşmasının sebebi İmamın içtihad ve eğitim metodu elbet. Onun usulü aynı usulle farklı sonuçlara ulaşılmasını mümkün kılan bir metod. Bu nedenle aynı usulle imam ve öğrencileri farklı sonuçlara ulaşabilmiştir. Yine İmamın özgürlükçü eğitim metodu bu durumun diğer bir sebebidir. Bu nedenle Hanefi düşünce sisteminde birçok imam yetişmiştir.

Aynı özelliği Hanbelî mezhebinde görmek mümkün değil. Maliki ve Şafii mezhebinde ise daha düşük oranlarda görmek mümkündür. Onlarda mezhep İmamlarının gölgesinde kalmaktan kurtulamamışlardır.

Günümüzde hem ülkemizdeki hem de dünyamızdaki cemaat liderleri ve kanaat önderlerinin dikkatini çekmesi gereken önemli bir konu bu.

7. İmam-ı Azam’ın hadis usulü, hadis kabul şartları konusunda neler söylersiniz? Senet tenkidinden fazla metin tenkidi yaptığı ve hadisleri Kur'an’a arz ettiği tespitine katılır mısınız?

İmam-ı Azamın bu konudaki usulü bellidir. O senet şartlarını biraz daha ince elemiş sık dokumuştur denilebilir.  Ravilerin taşıması gereken şartları ağırlaştırmıştır. Hadis rivayet edenin âlim olması gibi. Yoksa sadece metin kritiği yapmıştır demek çokta doğru bir tespit olmaz.

8. İmam-ı Azam'ın fıkhi mirasına sahip çıkan öğrencilerinin siyasi mirasına sahip çıkmadıkları anlaşılıyor. Bu durumun nedeni sizce nedir?

İmamın fıkhı ile öğrencilerinin fıkhı arasında da fark var. İmamın öğrencilerinin hadis konusunda daha farklı tavırları ortadadır. Ama bu farklılık onları İmamın genel çizgisinden çıkarmamıştır. Onların farklı bir isimle isimlendirilmesine gerek duyulmamıştır.

Siyasi miras meselesine gelince, bu soruda imamın “siyasi mirası” ile neyin kastedildiğinin açıklanması gerekir.

İmamın siyasi duruşu yaşadığı dönemde bazı sultanlara muhalefet üzere idi. Ancak İmamın muhalefeti bireysel düzeyde kalmıştı. Kendisi örgütlü bir muhalefet oluşturmamıştı. Ancak örgütlü bir muhalefeti dışarıdan desteklemişti.

Abbasilerin ilk dönemini desteklemiş Bağdat’ın planlanmasına aktif olarak katılmıştı.

İmamın tüm talebeleri aynı tavrı göstermemekle beraber çok aykırı tavır da geliştirmemiştir.

İmam Züfer (r.aleyh) resmi görev kabul etmemiştir.

İmamın öğrencileri İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed, (r.aleyhima) Abbasi halifesi Harun er-Reşid zamanında kadılık görevlerinde bulunmuşlardır. Harun er-Reşid döneminin nispeten sakin olduğunu söylemek mümkündür.

İmam Muhammed kadılık teklifini önce reddetmiş bu nedenle bir müddet hapis yatmış daha sonra Rakka kadılığını kabul etmişti. Ehl-i Beyt adına kıyam eden Yahya bin Abdilleh et-Talibi meselesindeki tutumu nedeni ile sorgulanmış, azledilmiş sonra affedilerek Horasan’a âdete sürgün edilmiştir. Yani İmam Muhammed kadılığı taviz vererek yapmamıştır.

İmam Yusuf önce kadılık ve sonra baş kadılık görevlerinde bulunmuş ama saltanatın emir eri olmamıştır.

Öğrencileri ile İmamın tavır farklılığının cevabı bir sonraki soruda biraz aralansa da üzerinde uzun uzun konuşulması gereken bir konu.

Yok, İmamın Siyasi mirasından ehl-i beyte yakınlık kastediliyorsa elbette bu mirasa sahip çıkılmıştır.

Birebir ötüşmese de İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in; İmam Zeyd İle İmam Ca’fer’in (a.s.) farklı tavırları da malum.

Sonuç olarak İmamın öğrencileri İmamın hem fıkhi mirasına hem de siyasi mirasına yüzde yüz bağlı kalmamışlar. Ancak bu onların imamın mirasına sahip çıkmadıkları sonucuna götürecek kadar da değil.

9. Abbasi saltanatı tarafından şehid edilen İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin mezhebinin daha sonra saltanat mezhebi haline gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu çerçevede İmam-ı Azam’ın saltanat karşısındaki tavrı nedir?

Bu sorunun yanıtı saltanat kavramının tanımı ve saltanat algısı ile ilintili olacaktır.

Emevi saltanatı da Abbasi saltanatı da homojen bir yapıya sahip değildir. Yani tüm sultanlar aynı fikir, düşünce ve metotla hükmetmemiştir. Emevi saltanat üyesi Ömer bin Abdulaziz (r.aleyh) gibi.

İmamda ilk dönemlerinde “ Emevi saltanatına”  karşı “ Abbasi saltanatını “ desteklemiş(mi)dir.

Göz ardı edilmemesi gereken bir başka konu Sultanların Fakihlere ihtiyacının, fakihlerin sultanlara ihtiyacından daha fazla olmasıdır. Hukuki boşluk oluşmaması amacı ile Harun er-Reşid önce İmam Malik’e (r.aleyh) Muvatta’ı devlet fıkhı yapma teklifinde bulunmuştu. Bazı Abbasi sultanları Mu’tezileyi desteklemişti.

Bu dönemlerde Abbasilerin hâkim olduğu tüm bölgelerde aynı fıkhi uygulama da yoktu. Farklı bölgelerde farklı mezhepler uygulanıyor, her mezhep mukallidi kendi mezhebinin kadısından fetva soruyordu.

Yani Hanefilik, Abbasi saltanatının değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükmünde anayasası olmamıştır.

10. İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin dönemi mezhep imamlarından İmam Cafer ve İmam Zeyd olan ilişkisini değerlendirdiğimizde bu durum günümüzde artan mezhepçilik fitnesine karşı Müslümanların vahdetine nasıl bir katkı sağlar?

İmamın, İmam Cafer ve İmam Zeyd ilişkisi iki boyutuyla mezhepçilik fitnesine karşı vahdete katkı sağlar. İmam bir yandan İmam Cafer- İmamın hem babalığı hem de hocasıdır- ve İmam Zeyd’i desteklemiş diğer yandan da kendi mezhebini korumuştur.

Aslında mezhepçilik fitnesine karşı Müslümanların vahdetine tüm imamların öncelikle kendi aralarındaki ilişkileri sonra da ehl-i beyt imamları ile ilişkileri katkı sağlar. Ehl-i beyt ile ilgili İmamın tavrını diğer imamlarda da görüyoruz.

Ehl-i sünnet İmamları diye bilinen tüm imamlar ehl-i beyt imamlarını sevmiş ve desteklemiştir.

İmam Şafi’nin (r.aleyh) ehl-i beyt sevgisi meşhurdur. Bu nedenle elleri ayakları kelepçeli olarak Harun er-Reşid tarafından sorgulanmıştır. İmam Muhammed’in girişimi ile serbest bırakılmıştır.

İmam Malik ehl-i beyti fetvaları ile desteklendiği için kırbaçlanmıştır.

İmam Ahmed’in (r.aleyh)girişimleri ile Hazreti Ali (r.a) hulefa-i raşidine eklenebilmiştir.

11. Soruşturmamıza katıldığınız için teşekkür ederiz.