MAKALE
Giriş Tarihi : 23-01-2021 09:35   Güncelleme : 23-01-2021 09:36

Kadına ve Aşka Dair Vefa Önal yazdı: Kadın Tanrının Son Kalesi

Tanrı’nın nurani “görünüşünün” sureti olan kadın, bir mecaz değil de, bu görünüşün ta kendisi, bizzat sahibi olarak algılandığında, duyulan aşk “hakiki” kaynağıyla irtibatını yitirecek, düşüşe geçecektir.

Kadına ve Aşka Dair  Vefa Önal yazdı: Kadın Tanrının Son Kalesi

Ne midir kadın güneşe tutulan bir ayna Ki ışığı vurur erin gönül duvarına

Zarı zarı ağlayarak, hasretinden yanıp kül olduğu Leyla’sı Mecnun’un karşısına dikilip, “işte buradayım gel al beni” dediğinde, Mecnun, hiç duraksamadan  “hayır der, beni seni değil seninle olanı istiyorum, sen bir kadehsin, sana doldurup doldurup içtiğimi istiyorum”, der. Leyla’da, tüm kalbiyle takdir ederek “ben de zaten senin aşkının hakiki olup olmadığını sınamak istemiştim” der.

Erkek, kadında kadından “fazla” bir şeyi sever. Kadının yaşanılmasıyla kadın azalarak kadın olmaya “indirgenir.”   Daha doğrusu kadın azalmamıştır, aşk duyulan “fazla şey” in kadın olmadığı anlaşılmıştır. Kadını yaşamak kadını bitirmez, kadınla duyulan  “fazla şey”in onda duyulmasını bitirir.

“Zevceye duyulan aşk, zevce aşkı değil, zevcedeki Atman aşkıdır.” Upanişadlar.

Aşık olunan kadın, duyulan aşkın hiçbir zaman tam karşılığı değildir. En tutkulu aşk duyulan en güzel kadın dahi bir mecazdır.

Tanrı’nın nurani “görünüşünün” sureti olan kadın, bir mecaz değil de, bu görünüşün ta kendisi, bizzat sahibi olarak algılandığında, duyulan aşk “hakiki” kaynağıyla irtibatını yitirecek, düşüşe geçecektir.

Aşkın menzili kadından ötedir.  Hiçbir aşk kadına varılarak durdurulamaz,  kadında kalarak canlı tutulmaz.

Aşkın menzili kadını geçer, ama kadından geçer.

Kadın vazgeçilmez bir “aşk mira” sıdır.

Menzile varmak, doğru yolda gitmek gerektirir.

Aşkı, yolunu yordamını, hiçbir şeyde olmadığı kadar kadınla tanır bilir erkek.

Kadın, aşkta erkeği yetiştirir olgunlaştırır, ona aşkın özünü, yani gitmeyi öğretir.

Aslında terk edilen kadın yoktur, mezun eden kadın vardır.

Ne var ki, bir yandan gitmeyi öğreten kadın, öte yandan, sonuna kadar erkeğini yanında tutmak ister. Çünkü kadının Tanrı’yı arama ve duyma ihtiyacı, bulduğu erkeğinde yaşadıklarıyla yatışacak kadar tatmine uğrar.
Kadının aşkı, yeryüzünde karşılığını bulabilen yaratıcı bir aşktır. Bu dişisel aşk, erkeğinde adeta Tanrı’sını da “doğurur.”

Yeryüzü kadının evidir, onun gibi dişidir. Aşkına gurbet kokusu karışmaz.

Ev/dünya kadının hayalidir, yol/ dünya dışı erkeğin hayalidir.

Biri toprağın bitmez tükenmez doğurganlığına indirir gözlerini, diğeri göğün sonsuzluğuna kaldırır gözlerini.
“Ölü Timur gökyüzüne bakıyor / Nereye bağlasam atımı” M.C. Anday

Biri duygulandıkça ağlar güler, diğeri düşündükçe ağlar güler.

Biri hayatın trajik özünü duyar hayatla uğraşır, diğeri varoluşun trajik özünü duyar kendiyle uğraşır.

Biri kendi varlığıyla doludur, sergilemek ister, canlı poker diğeri kendi yokluğuyla doludur, varlık göstermek ister.

Birinin inancı daha çok somut pratikler üretir, çabıt bağlar, kurşun döktürür, mevlit okutur, türbe ziyaret eder, diğerinin inancı daha çok soyut pratikler üretir, şiirler yazar, vaaz verir, tefekkür eyler.

Biri buradır, diğeri oradır.

Biri kalmaktır, diğeri gitmektir.

Kalmak /kadın, gitmek’i/erkeği durdurmak ister, gitmek’se kalma’yı bir “mola” kılmak ister.

Bu yüzden kadının içgüdüsel bakışında erkek “alıkonması” gereken, erkeğin içgüdüsel bakışında kadın “uğranılması” gereken bir hedeftir.

İdeal bir kadın erkek ilişkisinde dahi, arka planda, kadın sürekli terk ediliyormuş gibi, erkek de sürekli esir ediliyormuş gibi hissetmekten kendini alamaz.

Kadının “alıkoymak” erkeğin “uğramak” yönelimli yaklaşımından çıkan çatışmada, genellikle erkeğin yönelimi başka bir şeye evrilir, ya bağlanır, ya da başka bir kadına gider. İki durumda kadının erkeği alıkoymasıdır.
Kadından başka bir kadına gitmek, kadından gitmek değildir. Erkeğin “zaptının” “ortak dişi özne” tarafından gerçekleştirilmesidir.

Kadından gitmek, ancak Tanrı’ya gitmekle mümkün olabilir.

Kadın, Tanrı’nın son kalesidir.

Kadın, ilhamını verdiği “Güzellik”in sahiden aslıymış duygusunu verecek kadar çekicidir. “İlahi Güzellik” in en yüksek biçimiyle tecelli ettiği kadındaki güzelliğe takılıp kalmamak çok zordur.

Erkek, kadındaki güzellikten büyülenerek, kadını bu güzelliğin ebedi ve asıl sahibiymiş gibi görüp, kadına “sahip” olarak bunu ele canlı poker geçirebileceğini sanmak yanılgısına çoğunlukla ve kolaylıkla düşer.

Oysa kadındaki güzellik, kadınla sınırlı, salt kadınla yaşanabilecek bir güzellik değildir.

Kadındaki güzellik Tanrı’ya dairdir.

Zaten de, “Güzellik” nerde görülürse görülsün, göründüğü nesneye aşkındır. Aşkınlık güzelliğin özüdür.
“Güzellik Allah’tan Allah’adır” F. Schuon

Güzellik’i, Tanrı’nın kendinden kendine bir “taşması”, kadını da bu taşmayla tecelli eden bir “suret” olarak görebildiğimizde aşkın yanıyla kavramış, mecazı, “gerçeğin” yerine koymayı ve bunun yaratacağı “hayal kırklıklarını” engellemiş oluruz.

Gene de bu, sorunun asıl düğüm yerini çözmez. Düğüm yeri, erkeğin Tanrı’nın güzelliğine yönelmesinde, kadının ilham vericiliğindeki rakipsizliğidir.

Ne var ki, kadın, Tanrı yolcusu için “ilham” edici de olabilir “imha” edici de.

Kadın, hem bir yol tarifidir, hem de çıkmaz sokaktır.

Kadın, hem erkeğin Tanrı güzelliği hakkındaki ilk fikridir, hem de Tanrı hakkındaki kafa karışıklığıdır.

Söylenecek söz şudur, tefekkürle, zikirle, ibadetle yol almaya çalışan her erkeğin kendisi “Özel Rabb”ıyla  “muhabbetine” halel getirmeyecek “ilişki” biçimini keşfedip, kadınla ya da kadınsız, şöyle veya böyle yoluna devam etmek durumundadır.

Vefa Önal 
Kadınnews