SORUŞTURMA
Giriş Tarihi : 17-05-2016 00:01   Güncelleme : 17-05-2016 00:01

İmam Azam'ın beslendiği asıl damar Hz. Ali ve Abdullah b. Mesud’dur.

Halil Yücel hoca Ebu Hanife soruşturmasını sizler için cevaplandırdı.

İmam Azam'ın beslendiği asıl damar Hz. Ali ve Abdullah b. Mesud’dur.

1. Öncelikle sizi tanımak istiyoruz. Kendinizi tanıtır mısınız?

Halil Yücel.1973 Edremit /Balıkesir doğumluyum.1992 yılnda Edremit İHL’ den, 2008 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden  mezun oldum.15 yıldır Diyanet'te görev yapıyorum. Şu an Bursa'da müezzinlik yapmaktayım. Evli ve 3 çocuk babasıyım.

2. İmam-ı Azam kimdir.? İmam-ı Azam’ı bize nasıl tanıtırsınız?

İmam Azam Irak'ta yaşamıştır. Ehl-i Sünnet fıkıh ekolleri içinde en yaygını olan Hanefiliğin kurucusu ve öncüsüdür.

İslâm dünyası hilafetten saltanata doğru evrilen siyasi çalkantılarla birlikte düşünsel, sosyal birçok problemle karşılaştı. Her dert sahibi insan Müslümanların içinde bulunduğu açmazlara cevaplar üretmeye çalıştı. Özellikle saltanatçı Emevilerin safında yer almayanlar içinde bulundukları durumlara İslam'ın vereceği cevapları aramaya koyuldular. Bu durum ictihat müessesini oldukça geliştirdi. Özellikle sahabiler ve onlarla görüşme fırsatı elde etmiş olan Tabiiler, bulundukları bölgelerde gerek dini gerek sosyal gerekse siyasal konularda görüşler ileri sürüp taraftar topladılar. Zamanla bu gruplaşmalar iki ana damar şeklinde belirginleşti. Bunlardan ilki Medine'de oluşan ve öncülüğünü İmam Malik'in yaptığı Hicaz ekolü, diğeri Irak'ta şekillenen ve öncülüğünü İmam Azam'ın yaptığı Kufe ekolü (rey ekolü)dür.

İmam Azam Irak'ta ortaya çıkan ve başlangıcı Hz. Ali ve Abdullah b. Mesud'a dayanan bu ekolü oluşturmuş, Hicaz ekolünden farklı olarak rey ve ictihada daha ağırlık vererek talebeler yetiştirmiştir. Çağındaki diğer müctehid imamlar gibi İmam Azam da fetvalarında ve ictihatlarında delil olarak kitabullahı temel almıştır. İkinci kaynak yine Sünnet'tir. (Ancak onun sünneti değerlendirme teknikleri biraz değişiktir.) Hicaz ekolü Medinelilerin amelini sahabe kavlinden önceye koyarken, İmam Azam sünnetten sonra direk icma ve kıyasa başvurmuştur. Bu durum Hanefilikte aklın, naklin iki ana kaynağından hemen sonra esas alındığını gösterir.

İmam Azam'ın düşünsel arka planında hocası Hammad ve İbrahim en Nehai'nin güçlü etkileri varsa da asıl önemli etken Irak'ı Irak yapan iki büyük sahabi olan Hz. Ali ve Abdullah b. Mesud'dur. Bilindiği gibi Hz. Ali bizzat Rasulullah tarafından –ilmin kapısı- olarak tanıtılmış; firaseti, değerlendirme ölçütleriyle sahabe arasında temayüz etmiş büyük bir sahabidir. Abdullah b. Mesud da Kur'an'a vukufiyeti ve Rasulullah'ın en yakınlarında bulunması gibi hasletlerle herkesin kabul edeceği bir otoritedir. İşte İmam Azam'ın beslendiği asıl damar bu iki büyük sahabidir. Bu sahabiler, Ashab içinde rey konusunda öne çıkmış ve nakle değil akla daha  ağırlık veren görüşlere sahip olmuşlardır. İmam Azam'ın yetiştiği ilmi havza rey havzası olmuştur.

Bu anlatılanlar İmam Azam'ın ilmi karakteridir. İmam Azam'ın bir de siyasi ve sosyal karakteri vardır. O dönemin siyasi çalkantıları içinde -belki de yaşadığı Kufe'nin atmosferinden etkilenerek- Ehl-i Beyt'e çok yakın olmuştur. Bu durum siyasi otorite tarafından İmamın itibarsızlaştırılmasına çalışılmasına yol açmıştır. İmam Kufe'de ticari faaliyetlerde de bulunduğundan halkın yanında değeri yüksek bir kişiydi. Bu yüzden İmam Azam kişisel özellikleriyle değil fıkhi metoduyla (akılcılığıyla, aklı çok ön plana almasıyla) eleştirilmiş, hadise önem vermediği, hatta hadisleri inkar ettiği (!) ithamlarıyla gözden düşürülmeye çalışılmıştır. Yine de İmam, Ehl-i Beyt'e sevgi duymaktan vazgeçmemiş, Ehl-i Beyt imamı Cafer-i Sadık'tan ders almış, bir başka Ehl-i Beyt imamı Zeyd'in kıyamına destek olmuştur. Böyle yapması sadece Ehl-i Beyt sevgisiyle açıklanamayacak durumlardır. Bunda şüphesiz İmam'ın kişisel olarak zulme ve zalim idareye karşı olmasının da payı büyüktür. Abbasi kıyamında parasıyla direnişçileri desteklemiş, ilmi kariyerini ve itibarını vs. mesele etmemiştir. Çünkü o Emevi iktidarından rahatsızdı. Aynı desteği Zeyd'in kıyamında bu defa tağutlaşan Abbasilere karşı İmam Zeyd'e vermiştir. O'nun karşı olduğu, aileler soylar değil, zulümdü.

 

3. Büyük çoğunluğu Hanefi olduğunu söyleyen toplumumuz, mezhep imamı olarak kabul ettiği İmam-ı Azam Ebu Hanife’yi yeterince tanıyor mu? Tanımıyorsa neden?

Hanefilik sadece Türkiye'de değil; Irak, Suriye, Türkistan, Balkanlar gibi Osmanlı bakiyesi sayılan geniş bir coğrafyada yaygındır. Ama şaşılacak derecede Hanefi olduğu söylenen bu toplumlar, İmam Azam'ın aksine siyasi olarak iktidarla hemen hemen -dini anlamda- problem yaşamamış, iktidarı eleştirmemiş, aksine hep siyasi otoritenin yanında yer almıştır. Örneğin Türkiye'de Hanefilik Osmanlı Hanefi ulemasının ürettiği devlet-i ebed-müddet teorisinin hala bile yılmaz savunucusudur. Bu teorinin dayanağı eski Türk gelenekleridir. (Belki adil bir iktidar olduğunda makul sayılabilecek bu teori, zalim bir idarede İslam'ın zulme desteği olarak sırıtacaktır.)

Hanefi toplumlar siyasi olarak İmam Azam'ı tanımadıkları gibi fıkhi olarak da onun metoduna uygun olmayan bir Hanefiliği tanıyorlar. İmam Azam hadisleri oldukça kritize eden, her hadisi kabul etmeyen, bunun yanında diğer rivayetler konusunda daha da temkinli biri olmasına rağmen şimdiki fıkıh literatüründe Hanefilik hadislerden bolca beslenen ve reyi esas almayan bir ekol gibi sunulmaktadır. Ama işin bu tarafında sebebin; kanaatimce öğrencileri Ebu Yusuf ve Muhammed'in İmam Azam'ın ölümünden sonra Ehl-i Hadis'ten, İmam Şafii'den, İmam Malik'ten etkilenmeleri olduğunu söyleyebiliriz.

Hanefi toplumların İmam Azam'ı yeterince tanımamasının sebebi olarak, Osmanlı'nın kendi zamanındaki Hanefi literatürü dondurarak  ictihat kapısını kapatmasını da zikredebiliriz. Varolan külliyat esas alınmış, yeni görüşler yasaklanmış, "Hanefilikse buyurun Hanefilik" diyerek üzerine fikir ve ictihat üretilmemiş, öncekilerin tekrarı ve ezber bir mezhep mukallitliği türemiştir. Belki de Osmanlı bunu kendisi açısından bazı maslahatları gözeterek yapmıştır, ama en büyük kötülüğü, İslam'a ve Hanefiliğe yapmış, dinin ezberci bakış açısıyla ele alınmasına sebeb olmuştur. Yüzyıllarca medreselerde aynı görüşler tekrar edilmiş, ortaya İmam Azam'la alakası olmayan suyunun suyu bir Hanefilik ortaya çıkmıştır. Bugünkü toplumlar da Osmanlı bakiyesi olduklarından, Hanefiliğin bu donuk versiyonundan İslam'ı öğrendiklerinden sonuçta İmam Azam'la alakasız bir Hanefilik ortaya çıkmıştır.

 

4. İmam-ı Azam’ın tanınmasını önemli buluyor musunuz? Bu topluma İmam-ı Azam'ı tanıtmak için sizce neler yapılabilir?

İmam Azam'ın tanınması elbette Hanefi bir toplum için elzemdir. Mezhep imamlarının gerçekte nasıl bir kimlik olduğunu bilmek, fıkhi konularda olduğu gibi, siyasi ve toplumsal meselelerde de ne tür tavırlara sahip olduğunu bilmek; İslam'ın düşünsel arka planını yitirmiş toplumlarımız için umut ışığı olacaktır. Son üç yüz yıldır yitirdiğimiz Kur’an'ı ve Sünnet'i akletme, düşünme, ictihat üretme, sadece Müslümanların değil, insanlığın sorunlarına çözümler getirebilme yeteneklerimizi kazanmak için çok iyi bir başlangıç olurdu İmam Azam'ı tanımak.

Bunu gerçekleştirmenin yolu kanaatimce öncelikle üniversitelerden geçiyor. Akademisyenlerimiz, İmam Azam'ın her yönünü cesurca araştırıp yayınladıkları tezlerle onu öncelikle okuyan kesime tanıtabilirler. Özellikle İlahiyat Fakültelerinde mezheplere hâlâ daha fanatik mukallitlik penceresinden bakan önemli bir kesim var. Gelecekte halkın kürsülerini işgal edecek bu kesimin İmam'ı gereğince tanıması, halka, doğru bir İslam ve Hanefilik bilinci verilmesi konusunda önemli bir önadım olacaktır.

İkinci bir adım camilerde vaaz veren vaizlerimizin de bir iç eğitimden geçirilerek İmam Azam'ın hayatı konusunda, fıkhi yöntemleri ve sosyal, siyasal bakışaçısı konusunda bilinçlendirilmesi yerinde olurdu. Hâlâ camilerimizde Hanefi olup da Hanbeli gibi hükümler veren, Maturidi olduğunu söyleyip de Eşariliğe göre hüküm veren vaizlerimiz var. Bu yüzden toplum, Hanefilikteki hoşgörü, fıkhi esneklik, maslahata göre hareket, istihsan konularında bilinçsiz ve ezbercidir. Gerçi toplumun bilinçsizliğinin bir çok sebebi vardır, ama vaizlerimizin, hocalarımızın da korkmadan İmam Azam'ı tanıyıp tanıtmaları, toplumun Hanefilik konusunda bilinçlenmesine öncülük edecektir.

Yaygın eğitim anlamında seminerler, konferanslar yoluyla yapılan etkinliklerle de İmam'ı tanıtmak yerinde olurdu. Tabii ki bu anlamda sivil toplum kuruluşlarına önemli görevler düşüyor. Bu konunun dert edinilmesi gerekiyor.

Basın yayın alanında da İmam'ı tanıtan çok fazla materyale sahip değiliz. Sadece İmam'ın hayatını anlatan az sayıda esere sahibiz. İmam'ın görüşlerini tartışan, onun satır aralarındaki fikirlerini irdeleyen eserlere, makalelere de ihtiyaç var.

 

5. İmam'ın İslam Fıkıh mirasındaki yeri nedir? Sizce ümmet içinde bu kadar hüsn-i kabul görmesinin nedenleri nelerdir?

İmam, rey ekolünün öncüsü olmuştur. Rey ekolü de; naklin değerlendirilmesinde aklın rolünü daha önemli gören ekoldür. Meselelerin çözümünde nakli esas alanlar da şüphesiz aklı kullanmışlardır. Ama onlar bir konuda rivayet varsa akla aykırı olsa bile rivayeti tercih etmişlerdir. İmam'ın ve öğrencilerinin metodu bu değildir. Akıl aslında vahyin de kullanmayı emrettiği, ön plana çıkardığı, önemsediği bir mekanizmadır. İmam'ın açtığı çığır o yüzden değerlidir. O asla nakli, hadisleri değersiz gören biri değildir. Sadece kritik ederken, önce vahyi sonra aklı esas alır. Ama senedinin sağlamlığı onun için yeterli değildir. İmam metne de odaklanır. İctihatlarını da bu kriterlerle yapar. Eğer bu sağlamlıkta rivayetler yoksa kıyas ve istihsanı önceler. Onun bu tavrı muarızları tarafından bile hadis ve rivayet düşmanlığı şeklinde algılanmamış, karşısında olanlar bile  hakkaniyetini teslim etmişlerdir. İslam'ın Arap Yarımadası dışında, özellikle Türkistan coğrafyasında rağbet görmesinin sebeplerindendir İmam. Kıyas, istihsan ve örfü kullanmasıyla ictihatta esneklik getirmiş, farklı kültürlerin İslami topluma entegrasyonunda kolaylık sağlayıcı prensipler ortaya koymuştur.

6. Genel olarak üç mezhep imamı, hatta zaman zaman İmam-ı Azam’ın talebeleri olan İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed de aynı görüşte olduğu halde İmam-ı Azam farklı görüşte oluyor. Mezhepler fıkhında şöyle bir deyim var: "Eimme-i Selase'ye göre şöyle, İmam-ı Azam’a göre böyle!" Bunun nedeni sizce nedir?

Bu bir vakıa. Ama bu durum öğrencilerinin bile İmam'ı yalnız bıraktığı şeklinde mi, yoksa İmam'ın, öğrencilerini, kendine muhalefet edecek kadar bile kendi görüşlerini serdetmede özgür bıraktığı şeklinde mi algılanmalı? Özellikle İmam'ın şehadetinden sonra öğrencilerinin siyasi mekanizmalarda kadılık görevlerini kabul etmeleriyle birlikte, İmam'ın görüşleri ve yaşantısıyla zıt sayılabilecek bir duruma düşmeleri de ictihatlarında etkileyici olabilmiş midir? Allahu a’lem.

7. İmam-ı Azam’ın hadis usulü, hadis kabul şartları konusunda neler söylersiniz? Senet tenkidinden fazla metin tenkidi yaptığı ve hadisleri Kur'an’a arz ettiği tespitine katılır mısınız?

İmam'ın hadis kabul şartları iki bölümde incelenebilir: Mütevatir hadisleri herkes gibi İmam Azam da delil olarak alır. Fakat haber-i vahid (mütevatir dışında kalan haberler) konusunda Ehl-i Hadis sened üzerine yoğunlaşıp, sened tenkidini de belli başlı ilkeler üzerine bina ederken, İmam bu ilkelere bazı ilavelerde bulunmuş; ayrıca metin tenkidiyle ilgili de ilkeler koymuştur. Sened tenkidinde ravinin fakih olmasını, ravinin rivayetiyle bizzat amel etmiş olmasını, ravinin rivayetini unutmamasını veya inkar etmemesini de şart koşmuştur. Metin tenkidiyle ilgili olarak haberin, Kur’an'a ters olmamasını örnek verebiliriz. Metin tenkidini çok önemsese de bu, onun sened tenkidini önemsemediği anlamına gelmez. İlave şartlar koymak ve kriterleri eksik olan hadislere başvurmak yerine kıyası, istihsanı öncelemek  onun metodudur.

8. İmam-ı Azam'ın fıkhi mirasına sahip çıkan öğrencilerinin siyasi mirasına sahip çıkmadıkları anlaşılıyor. Bu durumun nedeni sizce nedir?

İmam'ın öğrencilerinin onun gibi olamamaları bence doğaldır. Çünkü belirttiğim gibi devletin makamlarında görevler almışlar ve ilmi konularda özgür olabilseler de siyasi ve sosyal konularda pek özgür olamamışlardır. Çünkü o günkü siyasi irade sıkıyönetim uygulayan, ancak lehte konuşan ulemaya musamaha gösteren, başka türlü kanaat sahiplerine zulmeden saltanatçı bir idareydi. Bunun en büyük örnekleri İmam Azam ve İmam Ahmed b. Hanbel'dir. İmam, hiçbir makama eyvallahı olmayan muhalif bir sesti. Aynı zamanda ticaretle meşguldü. Yani siyasi otoriteden beslenmiyordu. Onu susturmak, çeşitli muhalif hareketlere desteğini engellemek ancak şehid etmekle mümkün olabilmişti. Ama öğrencileri siyasi tavır olarak onu takip edemediler. içinde bulundukları zorlu durumdan dolayı…

9. Abbasi saltanatı tarafından şehid edilen İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin mezhebinin daha sonra saltanat mezhebi haline gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu çerçevede İmam-ı Azam’ın saltanat karşısındaki tavrı nedir?

Bir kere İmam Azam saltanatı onaylayan bir insan değildi. Açıktan, saltanata karşı başlatılan isyanlara da katılmamıştır. Ama arka planda isyancı hareketleri maddi manevi desteklemiş, kendisi de saltanatı onaylamadığını  ifade etmiş, zulme rıza göstermemiştir. Hanefiliğin saltanatçı Selçuklu ve Osmanlı idarelerinin hem de resmi mezhebi olması sanki tenakuz gibi görünse de, bunu genelde Türk topluluklarının Hanefi mezhebini benimsemeleriyle açıklayabiliriz. Türkistan, Anadolu, Suriye, Irak coğrafyasında kabul gören Hanefilik, daha sonra oralarda iktidar olan Selçuklu ve Osmanlı'nın doğal olarak mezhebi olmuştur. Ama daha önce de belirttiğimiz gibi bu bölgelerde saltanata dönüşen idare Hanefiliği evirip çevirip kendi tarzına uygun hale getirmiş ve donuklaştırmıştır. Ama hâlâ bugün bile Hanefi mezhebi, içinde düşünsel dinamizm barındıran bir formu saklamayı başarabilmiştir.

10. İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin dönemi mezhep imamlarından İmam Cafer ve İmam Zeyd olan ilişkisini değerlendirdiğimizde bu durum günümüzde artan mezhepçilik fitnesine karşı Müslümanların vahdetine nasıl bir katkı sağlar?

Kendileriyle tartışma fırsatı bulduğum bazı mezhepçi arkadaşlarıma İmam Azam'ın İmam Cafer-i Sadık'tan ders gördüğünü ve "ders gördüğüm iki yıl olmasaydı helak olmuştum’’ dediğini aktardığımda şaşkınlıkla ve hayranlıkla tepki verdiklerini müşahede etmiştim. Bundan etkilenmişlerdi. Bubu örnek birçok müslümanı etkilemektedir. Şia'nın imamı İmam Cafer, Ehl-i Sünnet'in imamı İmam Azam'a ders vermiş. Bu önemli bir şey. Ama siyasi, fıkhi görüşleri  farklı olabilmiş. Bu olağanüstü olgunluk, Ehl-i Sünnet imamları Şafii, Hanbel, Malik için de geçerlidir. Hepsinin de birbirini öven, takdir eden beyanları var. Ne güzel, ne hoş, demek imamlarımız kavga etmemiş. Farklı görüşlere sahip olmuşlar, ilmi konularda tartışmışlar, birbirlerinin görüşlerini çok yüksek perdeden eleştirmişler, ama asla kavga etmemiş, düşmanlık yapmamışlar. Sormak lazım, o zaman biz niçin düşmanız? Bizi kim birbirimize düşman yapıyor? İmam Azam, İmam Zeyd'in kıyamında destek olmuş. Bu yüzden şehid edildi zaten. Kadılık teklifi bahaneydi. Hayatına mal olacacak kadar Şia'ya destek olmuş! Bu durum onu  Şii mi yapmış? Asla! Ölçü  nedir? Doğrunun yanında yanlışa karşı olmak. Zeydiyye mezhebi belki de bir vefa eseri olarak Hanefi fıkhını uygular. Hanefidirler yani! Zeydilerin hakim olduğu Yemen'de Osmanlıyı, Türkleri çok severler. Peki Şiiler sapık değil mi? Sapık veya batıl inançları vs. yok mu? Varsa da yoksa da ne değişir kardeşim!? Aynı batıl inançlar veya farklı versiyonları Sünni toplumlarda da mevcut değil mi? “Şeyhini düşünmek Allah'ı düşünmekten evladır“ diyor mesela birisi. Bu adam Sünni. Ne yapalım şimdi? Sapık Sünni mi diyelim? Yanlışlar var diye kardeşlerimize düşman olmak, Ehl-i kıbleyle düşman olmak müslümanın işi değil. İmam Azam  Ehlibeyt önderleriyle ortak sohbetlerde bulunduğu gibi Şii toplulukların da teveccühünü kazanmış bir şahsiyettir. Ama bu onun Şia'yı yanlış görüşlerinde de desteklediği anlamına gelmez.

İmam'ın bu tavırlarını bugün Müslümanların gündemine taşımalıyız. İmamımız, hatta imamlarımız, hepsi bizim, Allah onlardan razı olsun, kavga etmemişler. Sadece görüş olarak birbirleriyle ayrı düşmüşler, ama bize iyi bir kardeşlik, fazilet timsali olmuşlar. Şii kardeşim, Hanbeli kardeşim, Şafii kardeşim, Maliki kardeşim! Ben bir Hanefi olarak hepinize kucak açıyorum. Lütfen imamlarımızın yoluna uyalım. Bubu bir iyi niyet ve kardeşlik çağrısıdır. Selam Allah'ın salih kullarına olsun!

11. Soruşturmamıza katıldığınız için teşekkür ederiz.