SORUŞTURMA
Giriş Tarihi : 13-05-2016 00:17   Güncelleme : 13-05-2016 00:17

Tunahan Bozkurt; Ebu Hanife; Direniş ve Emek demektir…

Kurani Hayat ve Hilal Haber yazarı Tunahan Bozkurt, Ebu Hanife soruşturmasını sizler için cevaplandırdı.

Tunahan Bozkurt; Ebu Hanife; Direniş ve Emek demektir…

1. Öncelikle sizi tanımak istiyoruz. Kendinizi tanıtır mısınız?

Tunahan Bozkurt. Öğretmenim ve ayrıca Hilalhaber.com'da haftalık, Kur'anî Hayat Dergisi'nde de iki aylık periyotlarla yazılar yazıyorum.

2. İmam-ı Azam kimdir? İmam-ı Azam’ı bize nasıl tanıtırsınız?

Öncelikle Ebu Hanife'yi konu aldığınız bu soruşturma dosyasında şahsımdan da görüş talep ettiğiniz için teşekkür ediyorum. Ben İmam-ı Azam hakkında öyle 'efradını camî ağyarını manî' sözler edebilecek bir seviyede değilim. Söyleyeceklerim yaptığım okumaların üstadla ilgili bende uyandırdığı izlenimlerin ötesine geçemeyecektir bu nedenle. Ayrıca yine aynı sebep, benim sorularınızın tamamına değil ancak kendimde söz söyleme haddi bulduklarıma cevap vermemi gerektiriyor.

Ebu Hanife dendi mi benim aklıma gelen iki kelime 'direniş' ve ‘emek’ olmuştur hep. İslam’ın doğru anlaşılması, doğru anlatılması ve gereği gibi yaşanması için verdiği muazzam emek, bunun için ödediği bedeller ve haksızlığa karşı daima dik duruşu Ebu Hanife’nin İslam davasının öncü şahsiyetlerinden ve örnek önderlerinden biri olmasını sağlamıştır. Dolayısıyla o, benim kendime örnek aldığım ve çevreme örnek gösterdiğim birkaç isimden biridir.

3. Büyük çoğunluğu Hanefi olduğunu söyleyen toplumumuz, mezhep imamı olarak kabul ettiği İmam-ı Azam Ebu Hanife’yi yeterince tanıyor mu? Tanımıyorsa neden?

Bu soruya ‘evet’ cevabını vermek tek kelimeyle imkansız. Suç olarak bizim toplumumuza Ebu Hanife’nin adıyla işlediği asabiyet, gelenekçilik, mezhepçilik, tek tipleştirme, hakikat tekelciliği suçları yeter de artar bile. Öğrencilerine görüşlerini yazdırırken söze “Bence”, “Ebu Hanife’ye göre” başlamayı telkin eden, kendisininkinden daha makul bir görüşle karşılaşıldığı zaman yeni görüşe direnilmemesi, kendisininkinin yerine bu yeni görüşün benimsenmesi gerektiğini sıklıkla vurgulayan Ebu Hanife, kendi düşünce ekolünü temsil iddiasında olanların karakter haline getirdikleri mutlakçı, tekfirci, dışlayıcı, ötekileştirici tavırlarını görseydi, “Ehl-i rey” (Fikir/düşünce ehli) olarak olarak kabul edilen, ilk temsilcilerinden olduğu akımın farklı düşüncelere zinhar tahammül göstermeyen bir akıma dönüştüğünü bilseydi hiç şüphesiz büyük bir öfke ve hüzne kapılır, adını kirletenlerden hesap sorardı (ki vakti geldiğinde soracaktır da).

Toplumumuzun bu “cahilce sahiplenme” tavrı maalesef Ebu Hanife ile sınırlı değil, bu tavrın artık bizim ayırt edici özelliklerimizden biri halini aldığını söyleyebiliriz hatta. Neredeyse her konuda ateşli bir biçimde koruyuculuğunu ve savunuculuğunu üstlendiğimiz aidiyetlerimize karşı alabildiğine lakayt, samimiyetsiz ve bilgisiziz. Bunun sebebinin her şeyden önce dine olan yaklaşımımızda aranması gerektiği kanaatindeyim. Din, toplumların zihnine “belli başlı ritüelleri ve sembolleri olan bir dogma” olarak yerleştirildiğinden, inanç da Hıristiyanlıkta olduğu gibi “inanıyorum; çünkü saçma” mottosuyla açıklandığından beri bu haldeyiz biz. İslam’ın yaratıcı, geliştirici, düzenleyici, iyileştirici işlevlerinden bihaberiz. Onu belirli gün ve haftalara, camilere ve mezarlıklara hapsettik. Başka yerlerde onunla bir iş görülebileceği aklımıza dahi gelmiyor. Bu yüzden “Dinin ne?” sorusuna “Elhamdülillah Müslümanım”, “Mezhebin ne?” sorusuna “Hanefilik” deyip geçiyoruz. Samimiyetsizce, duygusuzca, akılsızca, fikirsizce… Ne İslam’dan haberimiz var ne de Ebu Hanife’den. 

4. İmam-ı Azam’ın tanınmasını önemli buluyor musunuz? Bu topluma İmam-ı Azam'ı tanıtmak için sizce neler yapılabilir?

3.soruya verdiğim cevapta anlatmaya çalıştığım sorunlara dikkat çeken ilk isimlerden olan, ömrünü bu ve benzeri sorunların üstesinden gelmeye adayan Ebu Hanife’yi tanıyıp tanıtmamız elbette çok önemli. Ona, ölüm dahil bütün bedelleri ödemeyi göze aldıran iman kararlılığını ve mücadelesini çok iyi bilmemiz gerekiyor. Onun, ölümünün üzerinden bin küsür sene geçmesine rağmen, halen gündemde kalmasını, unutulmamasını sağlayan gücünün ne olduğunu görmemiz, göstermemiz gerekiyor.

Bu topluma Ebu Hanife’yi tanıtmadan önce kendini tanıtmamız gerekiyor. Toplumumuzun “Bir toplumun bireyleri kendilerini değiştirmedikçe Allah bir toplumu değiştirmez.” (Rad, 11) ilahi yasasının farkına varmasını sağlamalıyız öncelikle. “Neden böyle oldu?”, “Nasıl düzeliriz?” sorularını toplum gündemine taşımak olmalı öncelikli çabamız. Bunlar sağlandıktan sonra bir kapı açılacağı ve girilen o yerde Ebu Hanife ve onun gibi diğerleriyle karşılaşılacağı kesin diye düşünüyorum.

   

5. İmam'ın İslam Fıkıh mirasındaki yeri nedir? Sizce ümmet içinde bu kadar hüsn-i kabul görmesinin nedenleri nelerdir?

Ebu Hanife’nin İslam fıkıh mirasındaki yeri elbette baş köşedir. Ayrıca şurası bir gerçek: Tarih fark yaratanları yazar. Değişimin/dönüşümün öncüleri, akıl terlerini alın terleriyle birleştiren fikir önderlerinin, yürek güçlerini bilek güçleriyle birleştiren cesur insanların, hakikatin hatırını diğer her şeyin hatırına önceleyenlerin tarih kitaplarındaki yerleri daima hazırdır. İşte, en zor dönemlerde ortaya attığı ve geliştirdiği istihsan, rey, rivayetlerin Kur’an’a arzı gibi fikirleriyle, zulme baş eğmeyen dik duruşuyla Ebu Hanife de fark yaratanlardan olmuş ve böylece büyük bir teveccühe mazhar olmuştur. 

6. Genel olarak üç mezhep imamı, hatta zaman zaman İmam-ı Azam’ın talebeleri olan İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed de aynı görüşte olduğu halde İmam-ı Azam farklı görüşte oluyor. Mezhepler fıkhında şöyle bir deyim var: "Eimme-i Selase'ye göre şöyle, İmam-ı Azam’a göre böyle!" Bunun nedeni sizce nedir?

Bir önceki soruya verdiğim cevabı bu soru için de tekrarlayarak şunu ekleyebilirim: Öyle anlaşılıyor ki Ebu Hanife’nin durmak yorulmak bilmeksizin işleyen bir akli faaliyeti vardı. Sürekli öğreniyor, gelişiyor, yenileniyordu. Yeniliğe açıktı. Hakikatin kendi tekelinde olduğunu düşünmüyor, daima daha iyisi için mücadele ediyordu. Tüm bu özellikleri onun umumdan ayrı düşünmesine, yer yer çok yakınındakilerden bile ayrı düşünmesine yol açıyordu.

7. İmam-ı Azam’ın hadis usulü, hadis kabul şartları konusunda neler söylersiniz? Senet tenkidinden fazla metin tenkidi yaptığı ve hadisleri Kur'an’a arz ettiği tespitine katılır mısınız?

Üstada atfedilen oldukça meşhur bir söz mealen şöyledir: “Biz bazı rivayetleri kabul etmeyerek Allah Resulü’nü değil, ona atılmış bir iftirayı reddetmiş oluyoruz. Allah Resulü’nün ağzından Kur’an’a aykırı söz çıkmaz. Bu yüzden Kur’an’a aykırı olmasına rağmen Allah Resulü’ne atfedilen bir söz, senedi ne kadar sahih olursa olsun, ona ait olamaz.” Bu sözlerin İmam’a ait olduğuyla ilgili şüpheler olduğu söylense de, Ebu Hanife’nin genel usulünü göz önünde bulundurursak İmam’ın bu sözleri söylemiş olması gayet mümkündür ve bunlar, onun hadis usulü ile ilgili, bizim üzerine bir şey söylememizi gerektirmeyecek biçimde, açıklamaktadır.

8. Soruşturmamıza katıldığınız için teşekkür ederiz.

Rica ediyorum, bu fırsatı tanıdığınız için ben de size teşekkür ediyorum.