SORUŞTURMA
Giriş Tarihi : 04-03-2016 00:03   Güncelleme : 04-03-2016 00:03

Havva Baykoz: Vahdet, küfre karşı Müslümanların varlık zeminidir.

Havva Baykoz, Vahdet soruşturmasını sizler için yanıtladı. “Vahdet; ‘ama’sız, ‘acaba’sız Müslümanlara yönelik açık bir emirdir.”

Havva Baykoz: Vahdet, küfre karşı Müslümanların varlık zeminidir.

1. Öncelikle sizi tanımak istiyoruz. Kendinizi tanıtır mısınız?

Havva Baykoz, İlahiyat Fakültesi mezunuyum.

2. Vahdet nedir ya da Vahdet denilince siz ne anlıyorsunuz?

Vahdet, özelde Müslümanların bireysel, ırksal ve mezhepsel farklılıklardan azade tevhit ve adalet düzleminde dünya müstekbirlerine karşı siyasal nitelikteki birliği, birlikte hareket etmesidir.

3. Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin ürenizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (Al-i İmran 103) ayetini dikkate aldığımızda Vahdet anlayışını Kuran’i sorumluluğumuz açısından değerlendirir misiniz?

Vahdet, küfre karşı Müslümanların varlık zeminidir. Eğer vahdet sağlanamıyorsa organik manada bir ümmetin varlığı söz konusu olamaz. Müslümanların aralarındaki siyasal birliği de ifade etmek ve onlara ‘ümmet’ denilebilmesi için vahdet olmazsa olmaz asgari şartlardan biridir.

Yukarıdaki ayette de belirtildiği gibi vahdet; ‘ama’sız, ‘acaba’sız Müslümanlara yönelik açık bir emirdir. Peygamberin sîreti ve pratik uygulamaları da bu ayetin açık bir emir olduğunu net bir şekilde ortaya koyar.

4. Sizce Müslümanların Vahdetinin önündeki en büyük engel, ya da engeller nedir?

Vahdet önünde en büyük engel kanaatimce Müslümanların zihinlerinden bir türlü atamadıkları  ‘Bu şartlar altında Müslümanların bir araya gelmesi mümkün değil!’ fikridir. Maalesef bizi biz yapan bu düşünceyi bile ütopya olarak nitelemek Müslümanca bir düşüncenin ürünü değildir, hele ki geçmişimiz bunun olumlu örnekleri ile doluyken. Belki bir takım odaklar böyle düşünmemizi istiyordur kim bilir?! Neticede sömürü ilk zihinlerde temayüz eder ve malum fikir beslendiğinde toplumsal bir gerçekliğe kavuşur. Üzücüdür ki biz de bu toplumsal gerçekliğin içinde yaşıyoruz.

Bir diğer önemli engel ise her grubun vahdeti kendi düşüncesinde birleşmek olarak algılamasıdır. Bu tam bir yanılsamadır. Bir Müslüman hakikatin yılmaz talebesidir; takdir edeni değildir. Dolayısıyla takip edinilen fikri başkaları için merkez kabul etmek insanın fıtrat sınırlarını hadsizce zorlayan bir durumdur.

5. Fitnenin çok arttığı, mezhepçiliğin, milliyetçiliğin arttığı vahdet anlayışının zayıfladığı bir dönemde yaşıyoruz. Müslümanları birbirlerine düşüren bu fitnelere nasıl engelleyebiliriz.

Mezhep, ırk bir Müslümanın en temelde kendisini tanımladığı, eşitlediği bir durum olmamalıdır. Müslüman önce Müslümandır sonra Sünnidir, Şiidir, Türktür, Kürttür, Araptır… Bütün bunlar İslam toplumunun çeşnisi olarak görülmeli, biri birinin tam karşısına kendisini konumlandırmamalıdır. Biri diğerinin panzehiri şeklinde algılanmamalıdır.

Müslümanların, ırk ve mezhepsel ayrılıkların çeşitlilik olarak görülmemesi emperyalistlerin İslam coğrafyalarındaki çıkarlarına hizmet etmektedir. Kendi dininden ama falanca mezhepten, ırktan olan Müslümana karşı savaşan Müslümanlar acaba küfür ile mücadele için yeterli miktarda zaman ve enerji bulabilir mi? Müslümanlar bu gerçeğe bir an önce uyanmalı ve ellerindeki güç ile hep beraber ‘gerçek düşman’a karşı koymalıdır.

6. Bugün küresel güçler İslam dünyasını Şii- Sünni diye bölmek istiyor ve İslam dünyasının iki güçlü ülkesi İran ve Türkiye’yi birbirine düşman ederek İslam dünyasında Şii- Sünni savaşı çıkarmak istiyor tezine katılır mısınız? Katılırsanız bu büyük fitneyi engellemek için neler yapmalıyız?

Küresel güçler sömürü için nerede kullanışlı bir malzeme (ırk, mezhep, din vs.) varsa çekinmeden kullanırlar. Evet, yukarıdaki tez maalesef ki kısmen doğrudur. Mezhepsel ayrılıklar emperyalistler için böyle bir fırsatı barındırıyor kendi içinde. Burada dikkat edilmesi gereken şey parçaya (mezhepler) değil bütüne (İslam’ı) odaklanmaktır. Esasında emperyalistlerin hedef aldığı şey herhangi bir mezhebin varlığı-yokluğu değil; kendi varlığını kayıtsız-şartsız İslam’a ait gören Müslümanlardır. Dolayısıyla sömürüye elverişli olan bu tehlikeye dikkat edilmeli ve onların nihai amacına uygun refleksler göstermekten kaçınılmalıdır.

Neticede bir Müslümanın takip ettiği mezhep olabilir, fakat mezhebî ayrılıkların ihtilaf oluşturacak kadar temsili ‘Ben Müslümanım!’ diyen birine yakışmayacak bir durumdur.

7. Günümüzde Müslümanlar arasında Vahdet’in gerçekleşe bilmesi için Müslümanlar olarak neler yapmalıyız, ya da neler yapabiliriz?

İlk olarak ‘vahdet’in bir ütopya değil geçmişte de yaşanmış realite olduğunu bilmek, bildirmek gerekir. Vahdet fikri yılmadan konuşulmalı, konuşulmalı, konuşulmalıdır. Zihinlerdeki engellerin kalkmasıyla birlikte zaten çok geçmeden pratik sonuçlar da ortaya çıkacaktır.

Kur’an’ın dediği gibi bizler her sözü dinlemeli ve en güzeline uymalıyız. Allah, yarattığı insana kendi varlığı-yokluğu meselesini konuşma fırsatı veriyorken, Müslümanlar, aralarındaki görüş ayrılığı sebebiyle hangi meseleyi ‘Konuşulamaz!’ sayabilirler ki! Bu itibarla Müslümanlar arasında konuşulmayacak hiçbir mesele yoktur, olmamalıdır!

8. “Dünyadaki bütün Şiiler, Sünni düşmanı olsa, Dünyadaki bütün Sünniler, Şii düşmanı olsa ben Şii-Sünni kardeşliğini savunmaya devam edeceğim” sözüne katılır mısınız? Böyle bir anlayış vahdete nasıl bir katkı sunar.

En içten dileklerimle katılıyorum. MezhebÎ farklılıklar Müslümanlar için zenginlik olarak algılanmalıdır, onlar için bir zaaf olmamalıdır. Küfür odakları için fazlaca kullanışlı olan Müslümanların aralarındaki zafiyet, kendilerine karşı bir güç olarak geri dönüyor her seferinde. Dolayısıyla Müslümanlar zaaflarını eğiterek böyle hayati bir sorunu fırsata döndürebilirler.

9.Soruşturmamıza katıldığınız için teşekkür ederiz.

 

Böyle bir meseleyi gündem ettiğiniz için ayrıca ben teşekkür ederim.