SORUŞTURMA
Giriş Tarihi : 22-02-2016 00:01   Güncelleme : 22-02-2016 00:01

Cem Bozlu, Vahdet; birlik, ümmet, kardeşlik, sevgidir...

Cem Bozlu; Vahdet soruşturmasını sizler için yanıtladı.… Bilinç ışıklarının yakılması gerekiyor, yolun aydınlanması, zihinsel karanlıklardan azad olmak için..

Cem Bozlu, Vahdet; birlik, ümmet, kardeşlik, sevgidir...

1. Öncelikle sizi tanımak istiyoruz. Kendinizi tanıtır mısınız?

1971 izmir doğumluyum. 20 yıldır İstanbul’da yaşıyorum çeşitli STK larda üyeliğim var Üsküdar’da SIMA-DER derneğinin kurucusu ve yöneticisiyim. Maişetimi ticaret yaparak sağlıyorum. 

2. Vahdet nedir yada Vahdet denilince siz ne anlıyorsunuz?

Tabi hem anlamı hem de çağrışımı itibariyle pozitif ve muhteşem bir karşılığı var zihnimde /zihnimizde; birlik, ümmet, kardeşlik, sevgi vs gibi. Fakat bu kelimenin artık yokluğundan mülhem dramatik ve elem verici bir karşılığı var yani olmadığında neler olabilir dense yaşadığımız çağ, ümmetin hatta insanlığın düştüğü durum vahdetin olmayışının acı bir resmidir.

3. Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzenizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (Al-i İmran 103) ayetini dikkate aldığımızda Vahdet anlayışını Kuran’i sorumluluğumuz açısından değerlendirir misiniz?

İşte temel prensip! Vahiy bize evrensel ve çağlara şamil bir öğreti /ilke bahşetmiş önceki soruda ifade etmeye çalıştığım gibi aksi bir hali Ateş çukurunun kıyısı, düşmanlık ve kalplerin uzlaşamaması olarak tanımlamış.   Ve görüyoruz ki hidayetin şartını vahdete bağlamış. Karamsarlık olarak anlaşılabilir belki ama ayetin net emri ve düsturuna sığınarak söylemek gerekirse: bizler toplumsal olarak, İslam toplumu olarak Hidayet üzere değiliz.

Hayatın bireysel kurumsal ve toplumsal yönü olduğunu inanmışımdır. Bireysel olarak iyi, güzel olmak bir şeydir fakat örneğin insan ancak kendisine yapılan yaptırım yada saldırılara yine bireysel karşılık verebilir. Ve kişisel bir yanlışa mesela birey olarak itiraz edebilir veya düzeltebilir. Durum kurumsal yada toplumsal bir hal aldığında buna bireysel olarak karşılık veremez, dur diyemez. Bu bağlamda tümden gelerek bakacak olursak toplumsal olarak vahdet teki zaafiyet kurumları ve kişilerde etkiliyor. İyi insanlar, ve idealleri kayboluyor ümmetin evlatları modern/seküler/kapitalist zamanın anaforunda kayboluyor. Ben ticarette, siyasette ve sokaklarımızdaki ahlaki problemleri bile vahdetin olmayışına bağlıyorum. Zira doğa boşluk kaldırmıyor Alternatif ve ideal bir toplum modeli sunamazsanız insanlar cari düzene boyun eğmek zorunda kalıyor. Yani fert ten topluma ve toplumdan ferde iki taraflı, birbirinin içine girmiş birbirini şart koşan Kuran’ı bir sorumlulukla karşı karşıyayız diye düşünüyorum.  

4. Sizce Müslümanların Vahdetinin önündeki en büyük engel, yada engeller nedir?

Üretemedik!
Üretememenin anlamı aslında tüketmek değil midir? Değerlerimizi, bilincimizi, siyasetimizi, ticaretimizi tükettik. Vahdetin önündeki engeller birden bire oluşmadı bulunduğu fanusun yavaş yavaş ısıtılıp kaynayan suyu fark edemeyen kurbağa misali tarihi bir tükeniş serüveni yaşadı Müslümanlar. Bilinçsizlik cehaleti getirdi oda Fitnenin işini kolaylaştırdı

5. Fitnenin çok arttığı, mezhepçiliğin, milliyetçiliğin arttığı vahdet anlayışının zayıfladığı bir dönemde yaşıyoruz. Müslümanları birbirlerine düşüren bu fitnelere nasıl engelleyebiliriz.

Karanlık aydınlığın olmaması halidir, mutlak anlamda karanlık diye bir şey yoktur. Tıp dünyası her bünyede vücut için tehlike arz eden virüs, kanser vb hücrelerinin var olduğunu fakat bünyenin zayıflaması halinde bu unsurların vücudu ele geçirebileceğini savunur.

Sevgili Atasoy Müftüoğlu ağabeyin eski yıllarda yazdığı "bilinç ışıklarını yakmak" adlı bir kitabı vardı ismi bile uzun uzun konuşmaya değecek anlamda bir kitap. Bilinç ışıklarının yakılması yolun aydınlanması zihinsel karanlıklardan azad olmaktır bence. Bilinç ötekileştirmenin, tanımadan tanımlamanın, bilgi sahibi olmadan hüküm sahibi olmanın panzehridir bence. Tabi bütün bunları söylerken herkes fert fert istisnasız alim, münevver, olmalı gibi bir biraz beylik ve iyi niyetli görünse de aslında karşılığı fiilen olmayan bir şey savunmuyorum. Bu bana göre ütopyadır. Farklılıkları da olsa normalleşmeyi sağlayacak bir dinamikten bahsediyorum. Bu gün Müslümanların kendilerine ait bir gündemleri bile olamıyor, hayat oluşturulan algılar üzerine sürüp gidiyor. Yazılı görsel ve sosyal medya spot ve ispatlanmamış bilgilerle zihinleri dezenforme edebiliyor. Mesela koskoca Ramazan ayını imsak iftar vb tartışmalarla geçiriyor toplum. Burada genel halk kitlesinin birincil suçlu olduğunu düşünmüyorum yazar düşünür hoca her neyse yetişmiş öncü şahsiyetlerin gündeme ve önem sırasına dair topluma doğru bir motivasyon sunamayışının etkisinin olduğunu düşünüyorum. Tabi özelde Türkiye’de genelde ümmet coğrafyasında ilmi ve zihinsel derinliğe sahip şahsiyetlerin yeteri kadar yetişmemesi ilmi ve entellektüel iletişimi zayıflatıp vahdeti baltalayan bir unsur bence. Hz. Ali’nin “önce hakkı tanı ki haklıyı tanıyasın” sözünü belki hepimiz biliriz ama bilginin rafine hali hikmetse ve bilgi hayatta anlam bulmuyor malumat olarak kalıyor işe yaramadığı gibi aksine zarar verebiliyor zehirliyor adeta. Düşünsenize yine Hz. Ali’nin ”biri senin ya dinde kardeşindir yada insanlıkla eşindir” sözünü bileceksin ama mensubu olduğun din mezhepçiliğe ırkçılığa, ötekileştirmeye, asabiyete prim verebilecek, olacak şey değil. Burada asıl ve asil kaygılarımızı gündeme ve toplumun dikkatine sunmayı başaramamış olmamız var bence. Ümmetin asıl sorunlarıyla fikri sorulan kanaat sahiplerinin gündemlerinde bir uyuşmazlıkları var gibi geliyor bana.

6. Bugün küresel güçler İslam dünyasını Şii- Sünni diye bölmek istiyor ve İslam dünyasının iki güçlü ülkesi İran ve Türkiye’yi birbirine düşman ederek İslam dünyasında Şii- Sünni savaşı çıkarmak istiyor tezine katılır mısınız? Katılırsanız bu büyük fitneyi engellemek için neler yapmalıyız?

Hantington orta doğuda ki 3 üçgenden bahsediyor  ve büyük üçgen olarak Türkiye İran ve Mısır’ı görüyor. Gercekten de bu üç ülke İslam ümmetinin kadim kültür birikimine sahip coğrafi stratejik belirleyiciliğe haiz üç ülkesi.  Şu an üçgenin bir ayağı zaten devre dışı maalesef. İran ve Türkiye’nin arasında da soğuk rüzgarlar esiyor. Burada fert fert bizlerden başlayarak öncü sahsiyetlerimize aydın yazar çizerlere vs. çok büyük sorumluluklar düşüyor kişi ve kurumlarımız reel politiğe teslim olmadan hesabi tavırlardan beri olup Hasbi bir bilinçle vahdeti kardeşliği vurgulamalı, buna dönük programlar faaliyetler, forumlar açıklamalar yapmalılar. Vahdet sempozyumları vahdet namazları kılınabilir toplumun tüm kesimleri ve politik şahsiyetleri olmak üzere sağduyulu davranmaya davet edilmeli. Unutulmamalı ki; 15.yy dan başlayarak Avrupalılar asırlarca mezhep savaşına tutuşmuşlar öyle ki Avrupa nüfusunun bu mezhep savaş ve katliamları sebebiyle yarıya düştüğü söyleniyor. Geriye kalanlar sonunda vehametin farkına varıp :"Ne yapıyoruz biz hepimiz Hıristiyan kardeşler değil miyiz" deyip barış sağlamıştır. 1900 lü yılların ortalarına kadar lağv edilip tekfir edilen cizvit akımına mensup bir papaz şu anda Katolik dünyasının önderi olarak papalık yapabilmektedir. Sahih ve dinamik bir inanç sisteminin mensubu olan biz Müslümanların Vahdetten uzak bu tehlikeyi konuşuyor olmamız bile utanç sebebidir bence.  Tabi batı Emperyalizmi bu Fitnenin nasıl bir trajedi olduğunu yaşayarak çok iyi öğrendi. Bizim tarihimizde bu derece bir trajedi olmadı ama anlaşılan yaşamanız isteniyor. Bu fitneyi en az hasarla atlatmamız gerekiyor bi daha yaşamamak üzere.

7. Günümüzde Müslümanlar arasında Vahdet’in gerçekleşe bilmesi için Müslümanlar olarak neler yapmalıyız, yada neler yapabiliriz?

Yaptığınız bu vahdet soruşturması bu çerçevede önemli bir görevin ifasıdır bence. Kendi dinamiklerimizden kendi gerçek sorunlarımızdan neşet eden kaygılarımız olmalı sorgulama yapabilmeliyiz.  Sorunlarımızla yüzleşmeden onları çözemeyiz, yokmuş gibi yapamayız doğru teşhisler koyup doğru tedaviler bulmalıyız. Tabi alın teri zihin teri dökmemiz gerekiyor. Şehid Hasan el Benna’nın vahdete ilgili bir sözünü hatırlamanın belki de tam sırası: "İttifak ettiğimiz konularda birlikte hareket edelim ihtilaf ettiğimiz konularda birbirimizi mazur görelim."  Dinimiz bize tektipleşmek gibi emirde bulunmuyor. Malkom X in hac ziyareti vesilesiyle bu dinin etnik yada öteki sayan bir anlayışa sahip olamayacağı bilincine erdiği noktadaki gerçek basireti hepimize bahşetmesini temenni ediyorum Rabbimizden.

8. “Dünyadaki bütün Şiiler, Sünni düşmanı olsa, Dünyadaki bütün Sünniler, Şii düşmanı olsa ben Şii-Sünni kardeşliğini savunmaya devam edeceğim” sözüne katılır mısınız? Böyle bir anlayış vahdete nasıl bir katkı sunar.

Katılmak ne kelime bunun vahdetin olmazsa olmaz şartı olduğu o kadar açık ki. Kimse farklı bir mezhebin mensubu olması sebebiyle cennet  şansını artırmaz üstünlüğü ve kalıcı saadeti sorumluluk bilinci ve hassasiyetle hak eder. Müslüman olmayanlara bile hukukumuza Adalet üzere bir sınır koyan bir dinin aynı kıbleye, aynı Peygambere, aynı kitaba sahip bir kardeşiyle ilgili merhameti adaleti öngörmemiş olması  mümkün mü ki bu açık tuzağa düşelim? Bu anlayış vahdetin harcıdır diye düşünüyorum.  

9.Soruşturmamıza katıldığınız için teşekkür ederiz

 

Ben teşekkür ederim. Bu anlamlı çalışmanız için sizleri ayrıca tebrik ediyor başarılar diliyorum.