MAKALE
Giriş Tarihi : 21-06-2022 00:27   Güncelleme : 20-06-2022 14:27

Esra Kovancılar yazdı: Bizim Yolumuz Dikenlidir, Ayağını Seven Gelmesin...

Esra Kovancılar yazdı: Bizim Yolumuz Dikenlidir, Ayağını Seven Gelmesin...

Kazvinlilerden bir adam bir dövmeciye gider ve dövmeciden omzuna kükreyen bir aslan nakşetmesini ister. Dövmeci işe başlar fakat bir süre sonra Kazvinli acıdan sabredemez olur ve dövmeciye aslanın hangi uzvunu yaptığını sorar. Dövmeci, ‘’kuyruğunu’’der. Kazvinli de ‘’İki gözüm, kuyruğu hiç lüzum değil, varsın aslan kuyruksuz olsun’’ der. Dövmeci aslanın kulağını nakşetmeye başlar fakat yine Kazvinli inler: “Kulağı bırak canım çok yandı.’’ der. Dövmeci aslanın karnını yapmaya başlayınca Kazvinli feryadı basar: “İğnenin acısı canıma yetti, aslan karınsız olsun.’’ deyince dövmeci dayanamaz iğneyi yere atar: “Kim dünyada böyle bir şey görmüştür; kulaksız, karınsız, kuyruksuz acayip bir aslan. Cenab-ı hak bile böyle bir aslan yaratmamıştır.’’

Mevlana hikâyenin sonunda şöyle öğüt veriyor:

‘’Ey kardeş! İğnenin acısına sabret ki, nefis kâfirinin iğnesini kırasın.
Varlığı terk edenlere gök de, güneş de, ay da secde eder.
Putperest nefsini kahredersen güneş de bulut da emrine mahkûm olur.
Zira gönül mumu alevlenmiş olanı güneşin ateşi yakmaz.
Gör ki Allah, Ashab-ı Kehf’i güneşin hararetinden korumuştur.
Diken, gülün güzelliği yüzünden affedilir. Cüz, küll’ün içinde yok olur.
Hakk’ı yüceltmek, varlığı yok etmek nedir bil: Horluk ve tevazu ile secdeye kapanmaktır.
Hakk’ın tevhidinin gerçeği nedir bil: O Bir için kendini feda etmek…’’

Hz.Peygamber’in (as) tebliğ ettiği, her öğretisiyle tevhid temeline oturtulan din-i İslam’la; bugün, La İlahe İllallah… Cümlesini söyleyerek kişinin, kendi dünyasına çekilmesi ve Müslümanlığı namaz, oruç, hacdan ibaret bilip, belirli kandil gecelerine hasretmesi sonuçlarıyla şekillenen din-i İslam arasında dağlar kadar fark var. Müslümanlar Müstakim Yol’un niteliğini kaybetti:  Dün,  Hz.Peygamber  ve ashabı tek yürek halinde,  cihad meydanlarında, ezilenlerin, sömürülenlerin hakları verilsin diye canlarıyla, mallarıyla savaşırken;  bugünkü  Müslümanlar,  mezhebî, ırkî, cemaatçi  tartışmalarla boğuşarak, dünyanın birçok yerinde zulüm altında kalan kardeşleri  uğruna zalime karşı ‘’her türlü kuvvet’’ hazırlamayı  unuttular.  Elbette niyetim burada,  Asr-ı Saadet’le günümüzü karşılaştırarak bu farkları ortaya koymak değil;  biliyoruz ki bu farkların sebebi, tevhid temelinin unutulması ve fedakârlığın yerini menfaat ve zevke düşkünlüğün alarak yeni bir Müslümanlık üretilmesi. Değinmek istediğim asıl nokta;  ne değişti de,  Hz.Peygamber  ve ashabının çektiği acıların, fedakarlıkların, sabrın, dik duruşun  yerine artık biz, rahatlığı, bolluğu, tembelliği, menfaati, bencilliği, yalakalığı getirdik? Aslında değişen hiçbir şey yok, şekiller değişse de “Hak ile Batıl”ın mücadelesi hep devam ediyor, fakat Müslümanları saran bir tembellik var. Bu konuyla ilgili Mevlana, hikâyesinde bize, bizim sulandırdığımız, belki ucundan hafifçe tuttuğumuz/tutunduğumuz tevhidin aslından bahsetmiş. Bu yola baş koyan insanın kendi köşesinden ayrılması, zorluklara sabretmesi,  varını yoğunu bu yolda harcaması gerektiğini söylüyor Mevlana.  Tevhid için can verecek, acı çekecek, hapse atılacaksın. Tevhidin karşısındaki batıl, nasıl heva ve hevesine düşkün, rahatından vazgeçmeyen, menfaatçi,  tağutçuysa ve batıl uğrunda gece gündüz nasıl çalışıyorsa; bizlerin ondan ayrılmaları, Allah’ı tek Mabud belleyen, canıyla/ malıyla/kafasıyla batıla karşı savaşıp “Müstakim Yol”un hakkını veren,  rahatı ve zevki ahirete saklayan Müslümanlar olmamız ve çok çalışmamız gerekiyor. Fakat böyle Müslümanlar olmak tabiî ki kolay değil, sen uğruna canını koyacak, gerekirse eşinden, çocuklarından ayrı kalacak, malın varsa infak edecek, geceleri gündüzlere katıp ter ve yaş dökecek, gerekirse kan dökeceksin, bu ancak tevhide yürekten bağlananların yapabileceği iş. Bugün, hangimizde ashabın dilinden düşürmediği  ’’Anam babam Sana feda olsun Ya Resulallah’’diyebilecek kadar yürek var? İbrahim’in oğlunu Rabbi’nin emri için boğazlamaya niyetlendiği kadar vazgeçiş var mı, maalesef bizde  “Fakat Allah, kendilerine salih bir evlat verince, her ikisi de tuttular, verdiği evlatlar üzerine O’na ortak koşmaya başladılar.‘’ayetinin yansımaları var.

Hz.Peygamber’in öğretisine inananların hepsi, bu yolun ne denli çile ve ıstırap dolu olduğunu görüyor, buna rağmen teslim oluyorlardı gerçeğe. İnanmayanlar da bu fedakârlığı göze alamayanlardı zaten. Bizler, şayet hakiki Müslümanlar olmak istiyorsak, önce bu tevhidin bir bütün olduğu gerçeğini anlayıp her türlü fedakârlığı göze almamız gerekiyor. Yoksa Kazvinli’nin dediği gibi kuyruğu olmasın, yok kulağı olmasın, cihad olmasın sadece namazla idare edelim ya da cihad olsun namazla idare edelim ve bunların hiçbirinde acı çekmeyelim, nefsimize karşı koymayalım diye seçmeci bir Müslümanlık yaşamaya devam edersek,  böyle bir Tevhid anlayışı ancak bizim heva ve hevesimizden kaynaklanır, Allah tüm eksikliklerden yücedir.

AdminAdmin