ANALİZ
Giriş Tarihi : 09-06-2022 15:51   Güncelleme : 12-06-2022 13:27

İbrahim Kahveci yazdı: Dolar bilinçli yükseltiliyor

İbrahim Kahveci yazdı: Dolar bilinçli yükseltiliyor

İbrahim Kahveci Karar gazetesinde "Dolar bilinçli yükseltiliyor" başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İşte o yazı:

Bakanlar Kururlu sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları çok özel şifreler içeriyordu. O nedenle bugün dolarda yaşanan yükselişi (aslında TL’nin değer kaybedişini) o konuşmanın satır aralarında arayalım.

Türkiye artık kendi ekonomik ve sosyal programlarını hayata geçirebilen güçlü bir ülkedir. Geleceği başkalarının yaptıklarını izleyerek değil kendisi bizzat inşa ederek şekillendirmeye talip her bir evladımıza şükranlarımı sunuyorum.”

Bu cümlenin ne anlam ifade ettiğini izah edeyim: Dünya’da şu güne kadara gelen iktisat kurallarının dışına çıkıyor ve yeni bir anlayış ile ekonomi politikası uyguluyoruz. İktisat bilimi bizim için bitmiştir.

Nasıl mı? Konuşmanın devamından aktararak izah edelim:

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan:

“Türkiye’nin geldiği yol özellikle bunu yol ayrımı olarak kabul edecek olursak en çok tartışmaya sebep olan tercihi hiç şüphesiz ekonomi programı olmuştur. Bütün dünyaları faiz, enflasyon, kur ilişkisi üzerine kuran kesin inançlılar ülkemizin yatırım, istihdam, üretim, ihracat, cari fazla yoluyla büyüme stratejisini anlamaya çalışmamaktadır.

Ne diyor Erdoğan? “Bütün dünyaları faiz, enflasyon, kur ilişkisi üzerine kuran kesin inançlılar...”

Bu cümleler para politikası biliminin rafa kaldırıldığını gösteriyor. Bütün dünya enflasyon ile mücadeleyi para politikası üzerinden Merkez Bankaları vasıtası ile yürütürken biz bunu yapmayacağız demektir. Zaten Nureddin Nebati Merkez Bankası faiz politikası için “onu önemsizleştirdik” demişti ya... Tam da bu.

İyi de o vakit enflasyonla nasıl ve kim mücadele edecek? Sakın ola H&M Bakanı Nureddin Nebati’nin “yüreğimizle mücadele edeceğiz” sözünü hatırlatmayın. Çünkü enflasyonla mücadele için beyin, akıl ve bilim gerekiyor.

***

Ne diyor Erdoğan? “Kesin inançlılar ülkemizin yatırım, istihdam, üretim, ihracat, cari fazla yoluyla büyüme stratejisini anlamaya çalışmamaktadır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, faizi artırarak zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapacak emperyalist finans kurumlarının dayatması ekonomi reçetelerini bir kenara bıraktıklarını belirterek, şunları söyledi:

“Bunun yerine ülkemizin asıl ihtiyacı olan yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla büyüme esaslı kendi Türkiye Ekonomi Programımızı uygulamaya başladık. Kimse bizden şunu beklemesin, bu iktidar faizi artırmayacaktır, tam aksine biz faizi düşürmeye devam edeceğiz. Gelişmiş ülkelerin hiçbiri bu aşamada faizleri enflasyona göre olması gereken seviyelere yükselterek cari açık verme, dolayısıyla devasa işsizlik sorunlarıyla karşı karşıya gelme riskine girmez, giremez.

***

Şimdi bu konuşmaya ne diyelim? Ne anlatılıyor ve ne oluyor?

Bu programla ne oldu mesela... İlk 5 ayda ihracat %20,4 artarken ithalat %40,9 arttı. Dış ticaret açığı 18,3 milyar dolardan 43,2 milyar dolara yükseldi. Enerji hariç dış açık ise %48,2 artışla 9,3 milyar dolara çıktı.

Yani bu program ile hedeflenen ve söylenenin tam ama tam tersi bir tablo yaşanıyor. Ortada cari fazla stratejisi vs diye bir şey yok.

***

Bakın daha önemli bir nokta var: Gelişmiş ülkeler enflasyona göre faizleri yükselterek cari açık verme riskine giremezler diyor.

Bu cümlelerin nerede ise tamamı ekonomi biliminin dışında. Cari açık azaltmak isterseniz faizleri ve tüketimi kısarsınız. Hatırlayın 2019 yılını... Faizler 2018 son çeyreğinde artırıldığında 2019 yılında cari fazla vermedik mi?

Ayrıca dün yazdım: Son 8 aydır uygulanan faiz düşüşü sadece dandik MB faizinde oldu. Sayın Cumhurbaşkanının bahsettiği kredi faizleri yüzde 20-23 aralığından yüzde 26-29 aralığına yükseldi. Yani ortada düşen faiz vs de yok.

***

Ne üretim-yatırım-kredi-faiz ilişkisini kurabilmişiz, ne de cari açık-faiz ilişkisini. Bilimsel olmayan bir yolda yaptığımız tek bir şey var: Kurları patlatıp ucuz işçilik ile ülkeyi yabancılara peşkeş çekmek.

Ve bunu da yerli-milli söylemle gerçekleştiriyoruz.

Tıpkı iç borçlanmasını bile dolara çeviren, TL’sini bile dolarla sigortalayan, ihalelerini dolarla veren, Hazine garantilerini dolara bağlayan; yetmedi dolar enflasyonunu bile getiri garantisine ekleyen ve son olarak mahkemelerini de Londra’ya bağlayan bir yönetimin yerli-milli oluşu gibi.

Ne diyelim... Fakirliğe devam.

Bilimi bile hainlik ilan ettiysek geriye ne kaldı?

ZehraZehra