ANALİZ
Giriş Tarihi : 27-05-2022 09:38

Yusuf Yavuzyılmaz Yazdı: Firavun, Belam ve Karun

Yusuf Yavuzyılmaz Yazdı: Firavun, Belam ve Karun

Yusuf Yavuzyılmaz Farklı Bakış'ta "Firavun, Belam ve Karun" başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İşte o yazı:

Peygamberlerin tevhit mücadelesinde ilk gözlemlediğimiz ilke, verilen mesaja toplumun ileri gelenlerinin karşı çıktığıdır. Bunlar genellikle iktidar sahipleri, zenginler ve yerleşik dini anlayışı savunanlardır. Kur’an’da bu önde gelenler Firavun, Karun ve Belam olarak sembolleştirilir. Toplumu baskı altına alan ve sömüren bu üç sınıf bütün zamanlar için tevhit, adalet ve özgürlük için mücadele edenlerin karşısında yer alırlar.

Gerçek din tevhit, adalet ve özgürlüğü hedefler. Bundan dolayı mesaja en yatkın olan toplum kesimleri mağdur sınıflardır. Firavun bütün zamanlar için hak, hukuk tanımayan zalim iktidarları, Karun sömürerek zengin olan şımarık zenginleri, Haman ise bu ikisine fetva veren din adamlarını temsil eder. Nihayetinde bu üç sınıf birbirine muhtaçtır. Zalim ve hukuk tanımaz iktidarlar ekonomik güce ve kendi yaptıkları hukuksuzlukları toplum gözünde meşrulaştıran din adamlarına ihtiyaç duyar.

Firavun, Karun ve Belam tarihin bir döneminde yaşamış kişilikler değildir. Bütün zamanlar için geçerli birer tipolojidir. Kur’an’da geçen bütün tarihsel olanları bu gözle okumak gerekir. Kıssaları belli bir tarih dönemine hapsetmek, verilmek istenen mesajı ihmal etmekle sonuçlanır. Bu durum kıssaların içinde barındırdığı evrensel ahlaki ilkelerin gözden kaçırılmasına yol açar.

Zalim iktidarlara karşı adalet ve özgürlüğü haykıranlar, toplumu sömüren şımarık zenginlerle mücadele edenler, zalim ve hukuk tanımaz iktidarlara ve ekonomik sömürücü güçlere fetva veren din adamlarına karşı tevhit ve adaletin bayrağını yükselenler, günümüzün hak, adalet ve özgürlük savaşçılarıdır.

Kur’an kıssalarında genellikle zaman ve mekan yer almaz. Bu olayın bir zamana has kılınmasının doğuracağı sakıncaları ortadan kaldırmak içindir. Kuşkusuz geçmişte yaşanan her olay bir yönüyle tarihseldir. Ancak Kur’an tarihin ve mekanın değil mesajın üzerine yoğunlaşarak tarihsellik tehlikesini ortadan kaldırır. Ayrıca olayların yerel olması hükmün genel olmasına engel değildir. Kuşkusuz Firavun, Karun ve Belam da tarihin bir döneminde yaşamışlardır. Ancak bütün zamanlara hitap eden yönleri vardır. Kur’an’ın bütün zamanları kapsayan yönü onu ölümsüz kılan en önemli özelliklerden biridir.

Firavun, toplumun inancına karışan ve onu yönlendiren bir konumda hisseder kendini. Bu onun mutlak iktidar sahibi olma arzu ve hırsından kaynaklanır. Firavun’un en önemli özelliği sınırsız iktidar amacında olmasıdır.

Karun, kendine karşı oluşabilecek başka güçlü ekonomik önderleri istemez. Çünkü bu durum onun iktidar üzerindeki gücünü parçalayacaktır. Karun, kendi gücünü toplumun büyük bölümünün ekonomik yetersizliğinden almaktadır. Bu yüzden onun en çok sevdiği düzen ekonomik gelir farklarının fazla olduğu düzendir. Bu durumda insanlar sadece karnını doyuracak yiyeceği bulmakla uğraşacak, kendisine dönük muhalefeti yapamayacaktır.

Belam ise her dönem adaletin değil, çıkarlarının peşinden koştuğu için iktidarlara destek verir. Bu anlamda yeni bir din dili üretir. Onu sözcülüğünü yaptığı din, toplumunu sömürenlerin eylemlerini meşrulaştıran bir dildir. Doğal olarak tevhit, adalet ve özgürlüğün gerçek dilini kullanamaz. Yeni bir din dili oluşturmak zorundadır. Belam, toplum üzerinde egemenlik kurabilmek için tevhit dilinin kelimelerini kullanmasına karşın, semantik bir müdahale ile içlerini boşaltır ve yeniden tanımlar. Böylece aynı kavramları kullanan ancak bambaşka amaçları olan paralel bir din oluşturur.

Böylece, özgürlük, adalet ve tevhit dini sömürü düzenini onaylayan bir forma kavuşur. Tarih boyunca gerçek dinin mücadele etmekte zorlandığı, kendisi ile aynı terminolojiyi kullanan, sahte dinle mücadelesidir. Çünkü sahte din de aynı kavramsal sistemi kullanmaktadır. Belam, bu haliyle hak, hukuk tanımaz zalim iktidarların ve toplumu sömürenleri en büyük ortağıdır. Bu bize dinin asıl formlarının bozularak sömürü ve hukuksuzluğa alet edilebileceğini göstermektedir.

Entelektüel, aydın ve alim kendini bir gurup, cemaat parti ve mezheple eşitlememelidir. Entelektüel bir siyasal görüşe sahiptir elbette. Kendisinin siyasal görüşünü paylaşan siyasal partiler iktidara geldiğinde o, yine eleştirel tutumunu sürdürmelidir. Çünkü siyasal kadroları yaptıkları yanlışlarda uyarmak ve yol göstermek, ufuk açmak onun asli görevidir. Özellikle İslam alimlerin böyle davranmalıdır. Çünkü İslam alimleri peygamberlerin varisleridir. Onlara zalim bir sultana hakikati haykırma misyonu yüklenmiştir. Çünkü bunu yapan alım gerçek akımdır.

Alimlerin en kötüsü ise Belam’ın takipçileridir. Onların birincil görevi hakikati eğip bükerek siyasal iktidarın haksızlıkların meşrulaştırmaktır. Kuşkusuz onlar Ali Şeriati’nin tabiriyle sahte aydınlardır. Sahte aydın, statüko ve iktidar ile el ele vererek sahte bir din üretir. Sahte âlim, hakikatin değil, iktidarları meşrulaştırmanın peşindedir.

Alim, Peygamberin mirasçısı olmak gibi bir sorumluluğu üstlenen kişidir. Alim, statükonun değil, hakikatin yanındadır. Çünkü, alimler peygamberin mirasçısıdır.

 

ZehraZehra