ANALİZ
Giriş Tarihi : 15-03-2022 16:26   Güncelleme : 15-03-2022 16:26

Selime Sümeyye Abatay, Yazdı: Başörtüsü, İnanç Özgürlüğü ve İfsat Çalışmaları

Selime Sümeyye Abatay, Yazdı: Başörtüsü, İnanç Özgürlüğü ve İfsat Çalışmaları

Selime Sümeyye Abatay, Milli Gazete'de " Başörtüsü, İnanç Özgürlüğü ve İfsat Çalışmaları" başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İşte o yazı: 

Yan yana gelemeyecek şeyler vardır. İnanç ve özgürlük adı altında bu şeylerin yan yana gelebilmeleri için uğraşıldığını görüyoruz. Bunu mevcut düzenin diliyle kadın propagandası altında yapıyorlar. Malum kadının özgürlüğü her şeyin üzerinde ya! Müslüman insanlar üzerinden yapılsa bu kadar etkisini göremeyecekleri için başörtülü kadın imajı üzerinden yapmaya çalışıyorlar. Bir zamanlar okullara almadıkları başörtülüler şimdi dilekleri her yere gidebilmeliymiş. Ne kadar masumane duruyor değil mi? Dilediği her yere gidebilmek…

Bir başörtüsü mağduruna “dilediğin her yere gidebileceksin” deseniz aklına özgürce okuluna gitmek, ilim tahsil etmek gelir. Başörtülü olduğu için başvurduğu iş yerinden reddedilmeyeceğini, parkta, bahçede, müzede, otobüste başörtülü olduğu için horlanmayacağını düşünür. Ama hiçbirimizin aklına günahların işlendiği bir mekâna girebilmek gelmez.

Başörtülü kadınlar diledikleri her yere gidebilir derken meğer kastettikleri içkili mekâna girebilmekmiş. Yan yana gelemeyecek şeylerden biri tesettür bir diğeri de alkoldür. Bir Müslüman günaha düşer ve içki içerse bu günahtır, bu kişiyi uyarmakla mükellefizdir. Ancak tesettürlü kadınların da içki içebileceği algısı oluşturulmaya çalışılırsa buna sessiz kalmamız beklenmesin. Başörtüsünü, başörtüsü mücadelesini ve inanç özgürlüğünü kendi bağlamından kopartmak yozlaşma kapısını ardına kadar açmaktır. Bir günahı normal göstermek, hoş görmek hele de bunu dinin bir vecibesi üzerinden yapmaya çalışmak dini ifsat etmeye çalışmaktır.

Gün geçmiyor ki başörtüsünün içinde bulunduğu bir ifsat çalışması ile karşılaşmayalım. Bu sefer sahnede din görevlisi olduğunu iddia eden başörtülü bir ablamız var. “Bu benim hayalimdi” diyor içki servis ettiği düğünü için. “Seküler dostlarıma bizzat ben ikram edeceğim dedim” diye devam ediyor. Her dinden dostlarını çağırmış ve herkesin gönlünü yapmak istemiş güya. Kim kimin düğününe kimi çağırır karışamayız elbette. Ancak biz biliriz ki Müslüman eliyle, diliyle ve kalbiyle tüm kötülüklere karşı mücadele eder.

İçki dediğimiz melunsa tüm kötülüklerin anasıdır. Bugün toplumda yaşadığımız kötü olayların çoğunun altında alkol faktörü bulunmaktadır. Cinayetler, tecavüzler, cinsel istismarlar, hırsızlıklar çoğu alkollüyken yapılan eylemlerdir. Bırakın Müslüman bir insanın içki servisinde bulunmasını, aklı başında ve alkolün zararlarını bilen bir insanın içki servis etmesi hoş görülemez. İçki dediğimiz şey tüm insanlığın mücadele etmesi gereken bir kötülüktür. Zaten İslam dininde bunun yasaklanması da bundandır.

Farklı bir dine mensup olan biridir saygı gösterirsin ama içene saygı gösterilmez. Çünkü alkol alan kişi o an aklını kaybettiği için hayvandan daha aşağı fiillerin içinde olabiliyor. Böyle bir bağımlılığı olan kişi rehabilite edilir. Burada mevzu ne hoşgörü ne birbirine saygı. Açıkça görülmektedir ki burada inançlar üzerinden bir ifsat projesi yürütülmektedir. Alkolün girdiği hiçbir yerden hayır gelmeyeceğini bildiklerinden saygı adı altında inanç ve alkolü yan yana getirmeye çalışıyorlar. Maalesef ki bu ifsat çalışmasını yine kadın üzerinden yapıyorlar… Çünkü onlar da biliyor kadın bozulursa aile bozulur. Aile bozulursa toplum da bozulur.

Modernite her türlü değeri öğütmeye devam ediyor. Asıl hedefleriyse toplumların ve milletlerin inançları. Zira küresel dünyada gelenek, örf kalmadı, tek direnç noktası inançlar. Modernite bunun bilinciyle inanca dair kuşatmayı daraltmaya başladı. Artık önünde direnç ve engel bırakmamaya kararlı. Dinler arası kavramını çokça tartışmıştık. Şimdi bunun meyvelerini, sonuçlarını topluyorlar.

ZehraZehra