ANALİZ
Giriş Tarihi : 02-03-2022 09:39   Güncelleme : 06-03-2022 09:02

Fehim Taştekin yazdı: Erdoğan Ukrayna’da gri bölgeden çıkamıyor...

 Fehim Taştekin yazdı: Erdoğan Ukrayna’da gri bölgeden çıkamıyor...

Erdoğan NATO’yu Ukrayna için somut adım atmamakla eleştirirken, Rusya ile bozuşmak istemiyor. Rusya’ya yaptırımlara katılma çağrısı, Boğazların Rus gemilerine kapatılması talepleri ve korunması gereken ticari ilişkiler Erdoğan’ı anlaşılmaz bir dansa zorluyor.

Türkiye, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali karşısında tutum belirmeye çalışırken karışık sinyaller veriyor. Ukrayna ile geliştirdiği askeri ilişkiler nedeniyle Moskova’yı kızdırmış olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir yandan NATO’yu somut adımlar atmaya davet ederken diğer yandan Rusya ile ilişkileri korumanın öneminden söz ediyor.

Malum Erdoğan’ın Rusya lideri Vladimir Putin’le geliştirdiği sıra dışı ilişkiler ve S-400 alımı yüzünden ittifak içinde Ankara’ya karşı bir güvensizlik oluştu. Erdoğan başından beri NATO’dan çıkacak kararlara göre tutum belirleyeceğini söylerken bir anlamda engelleyici bir pozisyonda olmayacağını hissettirdi. Fakat Erdoğan ileri adımlar için sorun çıkaran değil sanki NATO’yu doğrudan işin içine çekmeye çalışan bir lider görüntüsü veriyor. 

Krizdeki tırmanışa Afrika gezisi sırasında yakalanan Erdoğan, “NATO artık tavrını belirlemelidir, ne yapacaksa yapmalıdır. Malum, şu ana kadar Ukrayna’ya ciddi manada bir asker gönderme gibi durumla karşı karşıya henüz kalmadık. Herkes sadece laf yapıyor, iş yapan yok” ifadelerini kullandı

Erdoğan aynı açıklama içinde ileri derecede ilişkiler nedeniyle ne Ukrayna’dan ne de Rusya’dan vazgeçebileceklerini vurguladı. Açıklamanın bu kısmı Erdoğan’ın Ukrayna’yı Rusya’ya, Rusya’yı Ukrayna’ya feda etmeden bu krizi atlatmak istediğini gösteriyor. Fakat çok yakın bir ilişki geliştirdiği Ukrayna lideri Volodimir Zelenski’ye verdiği dayanışma sözü de Erdoğan’ı daha fazlasını yapmadığı için NATO’ya çatmaya itiyor.

Erdoğan 25 Şubat’taki NATO liderler toplantısı öncesinde eleştirilerin dozunu biraz daha artırdı: “Sıradan bir kınama cümbüşüne dönmemeli, (NATO’nun) daha kararlı bir adım atması gerekir. Tüm liderlerin duruşunu görerek, biz de duruşumuzu açıklayacağız. Şu anda Batıcı bütün zihniyetler ciddi kararlı bir duruş sergilemedi. Hepsi Ukrayna’ya bol bol nasihat çekiyorlar. Atılan herhangi bir adım yok. Temenni ederim ki NATO zirvesi daha kararlı bir duruş ortaya koyar.”

Erdoğan kararlı bir adım bekliyor ama paradoksal olarak NATO’yu toplantıya çağıran liderler arasında değildi. Erdoğan somut adımların yokluğundan yakınırken zirveye ne tür taleplerle katıldığı da meçhul. Fakat bu arada samimiyet testi anlamında Türkiye’nin önüne iki şey geldi. Türkiye, Avrupa Konseyi’nde Rusya’nın üyeliğini askıya alan kararla ilgili oylamada çekimser oy kullandı. Yani Rusya’ya karşı sivrilmek istemedi. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bazı kararlarını yerine getirmediği için Avrupa Konseyi’nde olası yaptırımlarla yüzleşme ihtimaliyle de bu tür bir tutum sergilemiş olabilir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin dış politika kurmaylarından Ünal Çeviköz, “Türkiye’nin çekimser oy vermesini tarih unutmayacaktır” diye eleştirdi. 

Daha önemlisi, İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki geçiş rejiminden sorumlu olan Türkiye, Karadeniz havzasındaki sıcak gelişmelerden dolayı yine bir ikilemle karşı karşıya. Kiev, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 19’ncu maddesine göre boğazların Rus gemilerine kapatılmasını bekliyor. Talep, Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Vasyl Bodnar tarafından resmen Türk Dışişleri’ne iletildi

Ankara önce hukuken bir savaş halinin olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği yönünde bir tutum sergiledi. Montrö Sözleşmesi’nde önce savaş halinin tespiti gibi bir önkoşul yok.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu işgalinin ikinci gününde bir soru üzerine “Biz savaşın tarafı değiliz” diyerek bir nevi ön alırken Ankara’nın olası tavrına ilişkin şunları söyledi:
"Boğazlardan savaş gemilerinin geçişini Türkiye durdurabilir. Ama Montrö Sözleşmesi’nde ayrıca bir şey var: Burada savaşın tarafı olan ülkelerin gemilerinin kendi üslerine dönme talebi olursa, o zaman ona izin verilmesi gerekiyor. Uzmanlarımız bir kere savaş hali var mı, onu çalışıyor. Savaş halini hukuken kabul edersek bu süreç başlayacak. İkincisi, savaş halini kabul edersek, Montrö bağlamında savaş gemilerinin geçişini yasaklayacağız. Ama yasaklasak da Rusların böyle bir hakkı var. Sözleşme yapılırken, Rusya kendisince madde koydurmuş. 19, 20, ve 21'nci maddeler bunları düzenliyor. En sonunda diyor ki, kıyıdaş ülkenin gemisi kendi üssüne dönme talebiyle geçmek isterse buna izin verilir.”

Montrö’de 19’ncu maddede geçen istisna şöyle: “Savaşan devletlere ait olup da bağlama limanlarından ayrılmış bulunan savaş gemileri, limanlara dönebilirler.”

Bu durumda Rusya’nın Akdeniz’deki gemilerini Karadeniz’e geçirmekte zorlanmayacağı aşikâr. Sözleşmenin 20'nci maddesi Türkiye’nin savaşan ülke olması hâlinde boğazlarda dilediği gibi davranma hakkını veriyor. 21'nci maddesi ise Türkiye kendini yakın bir savaş tehdidi karşısında sayarsa boğazları kapatma hakkını tanıyor. Kıyıdaş olmayan ve savaşta yer almayan devletlerin savaş gemileri ise 15 gün önceden bildirim, 15 bin tonaj sınırlaması ve Karadeniz’de en fazla 21 gün kalma şartlarına tabi. 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde 10 yıl yargıçlık yapmış eski büyükelçi Rıza Türmen’in yorumuna göre Rusya iki karşı argüman kullanabilir. Birincisi savaş gemilerinin üslerine döneceklerini ileri sürebilir. İkincisi ortada bir savaş durumu olmadığını, Donbas eyaletlerinin bağımsızlığını ilan ettiklerini, Rus silahlı kuvvetlerinin bağımsız bir devletin daveti üzerine bölgeye girdiğini, dolayısıyla 19. maddenin uygulanamayacağını söyleyebilir. 

Bu tartışmalar olurken Zelenski 26 Şubat’ta Erdoğan’la telefon görüşmesinden sonra ''Arkadaşım Erdoğan ve Türk halkına güçlü destekleri için teşekkür ederim. Rusya’nın savaş gemilerinin Karadeniz'e geçişinin yasaklanması ve askeri destek Ukrayna için son derece önemli. Ukrayna halkı bunu unutmayacak'' diye mesaj attı

Bu medyaya "Türkiye Rus savaş gemilerinin Karadeniz'e girişini yasakladı” diye yansıdı. Fakat Rusya’nın Ankara Büyükelçiliği resmi bir bildirim almadıklarını açıklarken Reuters'e konuşan bir Türk yetkili de henüz bir karar alınmadığını söyledi. İstanbul Kıyı Emniyeti de boğazların Rus gemilerinin geçişine açık olduğunu bildirdi.

Boğazları Rusya’ya kapatıp Ukrayna ve NATO güçlerine açık tutmak Türkiye’yi güç duruma düşürebilir. Rusya’nın sözleşmeden çekilmesi, Türkiye’nin 1936’da elde ettiği ama şu an uluslararası hukukta olmayan kontrol avantajlarını yok edebilir. Bu yüzden bir çıkış yolu olarak savaş hâlinden söz etmeyip gemilerin üslerine dönebilmesi istisnasını hatırlatıyor. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Ömer Çelik de Türkiye’nin takdir yetkilerini savaşı derinleştirmek değil barıştan ve gerilimi düşürmekten yana kullanacağını söyledi. 

Boğazlardaki geçiş gidişatı değiştirir mi? Rusların Sivastopol’deki Karadeniz Filosu zaten tam tekmil bölgede. Hazar Denizi’ndeki gemiler de Volga-Don Kanalı ve Azak Denizi üzerinden Karadeniz’e geçiş yapabiliyor. Buna karşın olası bir senaryoda Kiev’e yardıma gidecek müttefik gemileri boğazları geçemeyeceği için bundan Ukrayna zararlı çıkabilir. Kiev’in bu taleple daha fazla Türkiye’yi taraf almaya zorlamaya çalıştığı anlaşılıyor.

Erdoğan’ın bir diğer açmazı yaptırımlarda kendini gösteriyor. Erdoğan 2014’te Kırım’ın ilhakında somut adım eleştirilerini eksik etmezken ABD ve AB’nin Rusya’ya yaptırımlarına uymadı. Ukrayna’nın işgaline karşı geliştirilen yeni yaptırımlara uyulup uyulmayacağı sorulduğunda da AK Parti sözcüsü Çelik bunun Ankara’da değerlendirme konusu olmadığını söyledi. 

NATO zirvesinden Erdoğan’ın sözünü ettiği türden ileri adımlar çıkmadı. İttifak tehdit algısı içerisindeki üyelerin savunma kapasitesini artırmaya dönük kararlar aldı. Bu minvalde ittifakın doğu kısmında ek kara ve hava savunma güçleri ve NATO alanı boyunca ilave deniz unsurları konuşlandırılacak. 

ABD Başkanı Joe Biden defalarca NATO üyesi olmayan Ukrayna için savaşmayacaklarını dile getirdi. Hâliyle daha ileri bir adımın çıkmayacağı, buna mukabil üye ülkelerin Ukrayna’yı kendilerinin silahlandıracağı ve bir bakıma yeni bir vekalet savaşının şekilleneceği belliyken Erdoğan’ın olmayacak duaya amin demesi farklı hedeflere işaret ediyor. Erdoğan, Biden seçildiğinden beri Ukrayna üzerinden ortaklarla soğukluğu gidermeye çalışıyor. Türkiye’nin NATO’daki önemini hatırlatan Erdoğan, Ukrayna kriziyle aradığı fırsatı buldu. Bu sayede Erdoğan’ın Türkiye’nin çıkartıldığı F-35 programı, F-16’ların modernizasyonu, Halkbank davası ve Suriye’de Kürtlere destek gibi dosyalar üzerinde elinin güçleneceği düşünülüyor.

Bunların ötesinde Erdoğan, Ukrayna ve Rusya ile ilişkilere sıra dışı boyutlar katmış olmasının getirdiği açmazlarla yüzleşiyor. Ukrayna’daki tırmanış ortadayken Erdoğan, Kiev’e SİHA temin ederek Donbas’ın askeri yolla geri alınması perspektifini güçlendirip Rusya’nın öfkesini çekti. Diğer tarafta Rusya’dan S-400 alarak Batı ittifakı ile güven krizini tetikledi. Erdoğan, Rusya’ya yaptırımlara uymadığı gibi Putin’in Kırım’ın ilhakı sürecinde Ukrayna’dan Avrupa’ya giden transfer hattını işlevsizleştirme amacı güden Türk Akım Boru Hattı önerisini havada kapmıştı. Son dönemeçte Biden’ın temaslarında Erdoğan’ın geri sıralarda yer alması oluşan güven sorununun altını çiziyor.

24 Şubat’ta Rus işgali başladığında Türk lirasının para piyasalarında rubleden daha fazla değer kaybetmesi, Erdoğan’ın düşünmek zorunda olduğu başka şeyleri hatırlattı. Türkiye tükettiği doğalgazın yüzde 40’ını, petrolün yüzde 25’ini Rusya’dan ithal ediyor. Türkiye’nin ithal ettiği buğdayda Rusya’nın payı yüzde 66, Ukrayna’nın payı yüzde 18.5. Enerjide sıkıntıların baş gösterdiği ve hane halklarının faturalarının iki üç katına çıktığı bir süreçte Rusların inşa ettiği 4800 MW kapasiteli Akkuyu Nükleer Santrali’nin 2023’te devreye sokma planının suya düşmesi Erdoğan’ın tam da seçimlere giderken görmek istemeyeceği bir sonuç. Türkiye savaşın uzaması ya da genişlemesinden en fazla etkilenecek ülkelerin başında geliyor. 

Al-Monitor

ZehraZehra