GÜNCEL
Giriş Tarihi : 26-02-2022 08:54   Güncelleme : 26-02-2022 08:54

Dr. Muhammed Maruf: Erbakan hocamız adİl Düzen’i sömürüyü ortadan kaldırmak için kurdu..

Dr. Muhammed Maruf: Erbakan hocamız adİl Düzen’i sömürüyü ortadan kaldırmak için kurdu..

Ulusların zenginliğinin temel dinamiği üretim olarak görüldüğü için Adil Ekonomik Düzen’de ekonominin tüm unsurları üretimi artıracak şekilde organize edilmiştir. Vergi ve kredi esasları başka olmak üzere tüm ekonomik düzenlemeler üretimi teşvik edici nitelikte belirlenmiştir.

Kapitalizm dünyada sömürünün çok daha yaygınlaşmasına sebep olurken onun antitezi olarak ortaya çıkmış olan komünizm de insan fıtratına uygun olmayan yapısı nedeniyle problemlere çare olmak bir yana, derin yaralar açmıştır.

Şubat demek özlem, hasret demek… Şubat demek Erbakan demek biz Millî Görüşçüler için. Tabii onu anmak, onun mücadelesini anlatmak için belirli gün ve haftaları beklememize gerek yok ancak Şubat ayında onsuz bir çalışma yapıp geçemeyiz de… Zaten bu aralar ne çok “Erbakan olsaydı” diyor, ne çok dizimizi dövüyoruz, farkında mısınız?

Halbuki sağlığında uyarmıştı, gün gelecek dövecek diziniz kalmayacak diye…

Gerek ekonomik gerek ahlaki krizlerin had safhaya ulaşmasından sebep “Ah Hocam! Seni anlasaydık böyle mi olurdu?” şeklinde hayıflanmaların arttığına şahit oluyoruz. O halde bu sene Erbakan ve Adil Ekonomik Düzen konuşmalıydık. Öyle de yaptık. Dr. Öğretim Üyesi Muhammed Maruf Bey ile Adil Ekonomik Düzen üzerine bir röportaj gerçekleştirdik.

Erbakan Hocamız hayatı boyunca dünyadaki bozuk düzeni eleştirmiş ve yaşanabilir bir dünya için çalışmıştı. Haliyle konu Erbakan Hocamız ve Adil Ekonomik Düzen olunca mevcut dünya düzenini ve ekonomik sistemleri konuşmadan olmazdı. Dr. Maruf, ekonominin insan hayatı için önemine değinirken, Adil Ekonomik Düzen’de, adil paylaşım ve tüm insanları gözeten bir sosyal yapının inşa edileceğini vurguladı;

“Ekonomi, insan hayatını başta sosyal ve siyasi açıdan olmak üzere birçok açıdan etkileyen en önemli etmenlerden biridir. Dünyada egemen olan sistemin etkilediği en önemli yaşam faktörlerinin başında da ekonomi gelir. Aynı zamanda dünyada hâkim olan sistem ve anlayışların en somut etkisinin görüldüğü alanların başında da ekonomi gelmektedir.

Hakka dayalı Adil Ekonomik Düzen’de adil paylaşım ve tüm insanları gözeten bir sosyal yapı tesis edilecektir. Bu durum gelir ve refahın adil paylaşımını beraberinde getirecek, insanlığın saadetinin zemini iktisadi açıdan sağlanmış olacaktır. Günümüzde olduğu gibi kuvvete, sömürüye dayalı bir düzende ise gelir ve refahın dağılımında adaletsizlik, giderek artan sömürü neticesinde küçük bir zümre her geçen gün daha zengin olurken insanlık sefalete sürüklenecektir. Özellikle 20. yüzyılda dünyada uygulamaya geçirilen komünizm ve kapitalizm bu noktada insanlığın dertlerine derman olamamıştır. Kapitalizm dünyada sömürünün çok daha yaygınlaşmasına sebep olurken onun antitezi olarak ortaya çıkmış olan komünizm de insan fıtratına uygun olmayan yapısı nedeniyle problemlere çare olmak bir yana, derin yaralar açmıştır. Aslında hem kapitalizm hem de komünizm madde temellidir ve tahakkümü esas alır. Sadece iki sistemde tahakkümü sağlayacak olan zümre farklıdır. Kapitalizmde baskın grup sermaye sınıfı iken komünizmde proletarya sınıfı diye ifade edilen emekçi kesimin hakimiyeti öngörülmektedir. Hülasa her iki sistem de madde ve tahakküm temelin dayandığı için doğaları itibarıyla insanlığa saadet getirmeleri beklenemezdi zaten.”

Türkiye’de siyaset, sağ ve sol diye okunuyordu. Dünyada da ekonomi kapitalizm ve komünizm diye okunuyordu. Kapitalizm aynı zamanda Batı’yı temsil ediyor. Komünizm de Doğu Bloku’nu temsil ediyordu. Bu açıdan baktığımızda hemen akıllara ekonomi ve savaşlar arasında bir bağlantı mı var sorusu geliyor. Dr. Maruf böyle bir genelleme yapmanın doğru olmayacağını söylerken son 300 yıldır savaşların ekonomik sömürünün tekmillenmesi amacı taşıdığını ifade etti;

“Tüm zamanlar için böyle bir genelleme yapmak çok doğru olmaz. Zira biz inancımıza göre tarihe ekonomik çıkarların mücadelesi perspektifinden bakmıyoruz. Ancak dünyada son 300 yıldır olduğu gibi kuvveti üstün tutan zihniyetin hâkim olduğu dönemlerde savaşlar genel olarak ekonomik sömürünün tekmillenmesi amacı taşımıştır. Özellikle 20. asrın başından bugüne yaşanan savaşlara baktığımız zaman temel etkenin Siyonizm’in hedeflediği dünya nizamının tesis edilmesi ve ekonomik sömürünün egemen güçler lehine artırılması amaçlı olduğunu görebiliriz. Kanaatimce iki dünya savaşının da yakın geçmişte ve günümüzde yaşanan savaşların da temel nedeni budur. Burada temel problem hâkim zihniyetin hak anlayışı ile ilgilidir. Gücü, menfaati, çoğunluğu, imtiyazı hak sebebi olarak gören anlayış emperyal hedeflerine ulaşmak ve idealize ettiği tam dünya hâkimiyetini tesis etmek için savaşlar çıkarmaktan da, milyonlarca insanı öldürmekten de geri durmamaktadır.”

ÇÖZÜM ADİL EKONOMİK DÜZEN
Dr. Muhammed Maruf, Erbakan Hocamızın İslam dünyasının çözüm iradesi ortaya koyabilmesi için fikri, siyasi ve sosyal problemleri çözerek ekonomik geri kalmışlığa son vermek istediğini söyledi:

“Erbakan Hocamız özelde İslam dünyası, genelde ise insanlığın içinde bulunduğu buhranın nedenlerini iyi teşhis etmiş, teşhis etmekle de kalmayarak problemlerimizin çözülmesi ve insanlığın saadetinin temin edilmesi için atılması gereken adımları da belirlemiş büyük bir liderdi. Öncelikle inanç ve sahip olduğumuz değerler itibariyle insanlığın saadetini temin edecek çözümlerin ancak Müslümanlar tarafından ortaya konulabileceğini biliyordu. İslam dünyasının ihtiyaç duyulan çözüm iradesini ortaya koyabilmesi için fikri, siyasi ve sosyal problemlerini çözerek ekonomik geri kalmışlığına son vermek gerektiğini düşünüyordu. Ancak güçlü bir Türkiye’nin İslam dünyasının genel uyanışına önderlik edebileceği kanaatinde olduğu için “Yaşanabilir Türkiye”, “Yeniden Büyük Türkiye” ve “Yeni Bir Dünya” diye sıraladığı idealler ortaya koymuştu. Bu çerçevede gerek 54. Erbakan Hükümeti döneminde gerekse 1970’li yıllarda iktidar ortağı olduğu dönemlerde Türkiye’nin ekonomi alanında atılım yapmasını sağlayan adımlar atmıştır. Millî Görüş partilerinin iktidar ortağı olduğu dönemler bir bakıma Türkiye ekonomisi için onarım ve atılım dönemleri olmuştur.”

İçinde bulunulan zaman ekonomik açıdan ülkenin atılım sağlaması için neyi gerektiriyorsa Erbakan Hocamızın onun mücadelesini verdiğini söyleyen Dr. Maruf, Hocamızın öngördüğü atılımları yapmış olsaydık yaşadığımız sıkıntıların hiçbiri ile karşı karşıya kalmayacağımızı vurguladı;

“Malumunuz Erbakan Hocamız, Türkiye’nin ilk yerli otomobilini üreten insandır. Gümüş Motor girişimi ile Türkiye’ye ‘üretme, tüket’ dayatmasının yapıldığı bir dönemde yerli motor üreterek ülkenin vizyonunu değiştirmiştir. Bugün biz yerli otomobil üretmeyi konuşuyoruz. Erbakan Hocamız 1961 yılında dönemin yetkililerine Türkiye’nin yerli otomobil üretebileceğine ilişkin sunumlar yapmış ve bu alanda somut adımların atılmasına vesile olmuştur. 1970’li yıllarda Türkiye’nin kalkınmasının ancak ağır sanayi hamlesi ile mümkün olacağını öngörerek birçok ağır sanayi tesisinin temelini atmış ve üretime geçmesini sağlamıştır. Ancak atılan adımlar sonrasında gelen iktidarlar tarafından devam ettirilmediği için ülkemiz açısından planlanan kalkınma tam olarak sağlanamamıştır. Ayrıca iktidar olduğu dönemlerde özel sektörün üretim yatırımlarının teşviki ve Anadolu’nun sanayileşmesi konusunda önemli teşvikler ve yönlendirmelerin sağlandığı da bilinmektedir. 2000’li yıllara gelinirken Erbakan Hocamız, Türkiye için yüksek teknoloji yatırımlarının yapılmasını savunmuştur. Şunu ifade edebiliriz ki; içinde bulunulan zaman ekonomik açıdan ülkenin atılım sağlaması için neyi gerektiriyorsa Erbakan Hocamız onu savunmuş ve mücadelesini vermiştir. İçinde bulunduğumuz durumda özellikle yüksek teknoloji ürünlerinde bu kadar dışa bağımlı ve dolayısıyla döviz ihtiyacı olan bir ülke olarak Erbakan Hocamızın öngördüğü atılımları yapmış olsaydık yaşadığımız sıkıntıların hiçbiri ile karşıya kalmayacağımızı bugün görebiliyoruz.”

ADİL EKONOMİK DÜZEN NEDİR?
Adil Ekonomik Düzen’in ne olduğunu anlatan Dr. Maruf, insanlığın saadeti için fıtrata uygun bir sisteme ihtiyaç duyulduğunu belirtti:

“Adil Ekonomik Düzen, zamanın ihtiyaçlarına cevap verebilecek İslam’ın ekonomik esaslarına dayalı bir sistem olarak ifade edilebilir. İnsanın saadetinin frekansı fıtrattır. Yani herhangi bir sistemin veya yaklaşımın insanlığın saadetine vesile olabilmesi için fıtrata uygun olması gerekir. Adil Ekonomik Düzen, her şeyden önce insan fıtratına uygun bir sistem alternatifi olma özelliğine sahiptir. Temel mefhumlara yaklaşım ve davranış modeli bakımından komünizm ve kapitalizm iki ucu ifade ederken Adil Ekonomik Düzen fıtrata uygun orta yolu ifade etmektedir. Erbakan Hocamız, Adil Ekonomik Düzen’i yeryüzündeki sömürünün ortadan kaldırılması için bir alternatif olarak ortaya koydu ama ne yazık ki, Türkiye’de uygulama imkânı bulamadı. 11 aylık Refahyol iktidarı döneminde Adil Ekonomik Düzen’in esaslarının uygulanması için imkân bulunamadı. O dönemde Millî Görüş Hareketi’nin ekonomik politikalarına uygun adımlarla Türkiye ekonomisini rahatlatacak adımlar atılmış ve geniş toplum kesimlerini oldukça rahatlatan, ülke ekonomisinin güçlenmesine vesile olan sonuçlar alınmıştı. Erbakan Hocamız Refahyol iktidarında Adil Ekonomik Düzen’in uygulanması konusunda “Refahyol hükümeti döneminde Adil Düzen’in ancak kokusunu duyduk” şeklinde bir ifade kullanmıştı.

Millî Görüş Hareketi’nin niçin farklı bir ekonomik model arayışı içine girdiğini anlatan Dr. Maruf, ithal ekonomik ve finansal sistemlerle istenilen sonuçların elde edilmesinin mümkün olmadığını vurguladı:

“Özelde Türkiye, genelde ise İslam dünyası mevcut sömürü düzeni içerisinde kendilerine biçilen edilgen rolü oynamak zorunda bırakılmıştır. Mevcut sistem içerisinde İslam ülkeleri münferit olarak atılım sağlama noktasında adımlar atmaya çalışsa da uygulanan ithal ekonomik ve finansal sistemlerle istenilen sonuçların elde edilmesi mümkün olamamıştır. İslam ülkelerinin ekonomik açıdan içinde bulundukları geri kalmışlıktan kurtulmaları ancak mevcut sömürü sisteminin kıskacından çıkmaları, paradigma değişimi ile kendi inanç ve değerleri doğrultusunda geliştirilen bir ekonomik sistemle mümkün olabilirdi. Millî Görüş Hareketi tarafından ortaya konulan “Adil Ekonomik Sistem” İslam dünyasına bu konuda bir değişim ve kurtuluş umudu sunmaktadır. İslam ülkeleri birlikte ortak bir irade ortaya koyarak hem İslam dünyasının hem de bütün insanlığın mevcut sömürü düzeninden kurtulmasına vesile olacak adımları birlikte atabilir. D-8 Ekonomik İş Birliği Teşkilatı’nın kuruluş gayelerinden birisi de budur kanaatimce.”

Adil Ekonomik Düzen’in üretim odaklı bir ekonomik sistem olduğunu vurgulayan Dr. Maruf, İslami anlayışa da uygun olarak dengeyi esas aldığını belirtti: 

“Adil Ekonomik Düzen tüm üretim faktörlerinin ortak olduğu ve üretim sonucunda ortaya çıkan katma değerden herkesin adil bir şekilde payını aldığı üretim odaklı bir ekonomik sistemdir. Adil Ekonomik Düzen’de emek, sermaye, doğal kaynaklar, girişimci, devlet yani üretime katkı sağlayan tüm unsurlar ortaktır, aynı hedef doğrultusunda bir araya gelmişlerdir. Komünizm ve kapitalizmde ise temel üretim faktörlerinden emek ve sermaye arasında çatışma, paylaşım kavgası vardır. Ulusların zenginliğinin temel dinamiği üretim olarak görüldüğü için Adil Ekonomik Düzen’de ekonominin tüm unsurları üretimi artıracak şekilde organize edilmiştir. Vergi ve kredi esasları başta olmak üzere tüm ekonomik düzenlemeler üretimi teşvik edici nitelikte belirlenmiştir. Adil Ekonomik Düzen, üretimi teşvik ederken tüketimde İslami anlayışa da uygun olarak dengeyi esas almaktadır. İsraf ve sınırsız tüketimin önünü kesecek düzenlemeler mevcuttur. Örneğin, kişinin katma değer üretmeden ve karşılığını kazanmadan tüketim yapmasının önü Adil Ekonomik Düzen’de kapalıdır. Tüketim amaçlı kredi kullanılamaz. Kredi ancak üretim yapılması koşulu ile kullanılabilir. Bu durum hem karşılığı kazanılmamış ölçüsüz tüketime engel olur hem de piyasa dengesinin korunmasına yardımcı olur.”

ASR-I SAADET’TE EKONOMİK MODEL
İslam’ın hayatın bütününün kapsadığını söyleyen Dr. Maruf, “Bütün hayatı kapsayan bir dinin yaşamın en önemli boyutlarından birisi olan ekonomi ile ilgili esas ve kaideleri olmaması beklenemez” dedi:

“İslam, hayatın bütününü kapsayan ve hayatın bütün boyutları ile ilgili esaslar ve aşılmaması gereken hudutları belirleyen bir dindir. Böyle bütün hayatı kapsayan bir dinin insan yaşamının en önemli boyutlarından birisi olan ekonomi ile ilgili esas ve kaideleri olmaması beklenemez. İslam, bu ekonomik esaslarla çizilen sınırlar aşılmadan Müslümanların kendi zaman ve toplumlarının ihtiyaçlarına cevap verecek sistemler uygulamalarına imkân tanır. Bu çerçevede Asr-ı Saadet’ten itibaren Müslümanlar kendi zamanlarının ve toplumlarının ihtiyaçlarına cevap verecek ekonomik modeller uygulamışlardır. Medine Pazarı’nın kurulması ve pazarda uygulanacak esasların belirlenmesi, faiz başta olmak üzere cahiliye dönemi gayrı ahlaki ekonomik, ticari uygulamalarına son verilmesi, Efendimiz (sav)’in mülkiyetle ilgili belirlediği esaslar Efendimiz dönemindeki ekonomik uygulamalara ilişkin örnekler olarak ifade edilebilir. Mesela bugün sağlıklı bir piyasa için öngörülen “Bir ürünün fiyatının hiçbir gücün etkisi olmadan piyasa tarafından belirlenmelidir” esası Efendimiz döneminde Medine Pazarı için belirlenen temel esaslardan biridir. Sonraki dönemde özellikle Hz. Ömer döneminde ekonomi ve ticarette sonraki dönemlerde yapılan içtihatlara kaynak teşkil eden önemli düzenlemeler yapılmıştır. Sonrasındaki süreçte de Müslüman devletler hâkim oldukları coğrafyalarda İslami esaslara dayalı farklı modeller icra etmiştir.”

MEVCUT SİSTEM EN FAZLA KADINLARI SÖMÜRÜYOR
Mevcut sömürü düzeninde en fazla sömürülen insanların kadınlar olduğunu vurgulayan Dr. Maruf, Adil Düzen’in inşasında kadın ve ailenin hayati görev üstleneceğini ifade etti:

“Bizim inancımız ve medeniyetimizde kadının müstesna bir yeri vardır. İslam toplumları bakımından kadın toplumu imar eden bir mimardır. Kadınlar mevcut sömürü sistemi içerisinde en fazla sömürülen insanlardır. Mevcut durumda kadın olması gereken konumunun çok uzağında sömürü çarklarının arasında ezilmiş durumdadır. Kadın bu durumda olunca toplumun temel dayanağı ve Müslüman toplumların gücünün en önemli kaynağı olan aile kurumu da derin yaralar almış durumdadır. Zaten modernizm sürecinde İslam toplumlarında en yoğun saldırı aile kurumuna yapılmıştır. Adil Ekonomik Düzen’le ilgili fıtrata uygun bir ekonomik sistemdir demiştik. Müslüman toplumlarda kadının fıtratına uygun bir şekilde toplum açısından üstlenmesi gereken görevi yerine getiren, mutlu ve saygın konumuna yeniden yükseltilmesi esastır. Adil Düzen bizim için ideal bir sistemdir. Ancak iyi sistemler iyi insanlarla yürütülebilir ve sürdürülebilir. Sistemin uygulanacağı iyi toplumun inşasında kadın ve aile hayati görev üstlenecektir.”

Röportajımızı Dr. Maruf’un Millî Gazete’mizin 50. yılı münasebeti ile yaptığı temenni ile bitirdik:

“Teşekkür ediyorum. Bu vesile ile 1973 yılından beri istikamet üzere, Hakk’ın gür sedası olarak faaliyet gösteren Millî Gazete’mizin 50. yılını tebrik ediyorum. Ufuk açan, istikamet gösteren duruşunu ikinci 50 yılda da devam ettirmesini temenni ediyorum…”

Milli Gazete

ZehraZehra