ANALİZ
Giriş Tarihi : 16-02-2022 21:18   Güncelleme : 24-02-2022 09:08

Leyla Taşdemir Yazdı: Peki Ya Tesadüfün Olmayışı...

Leyla Taşdemir Yazdı: Peki Ya Tesadüfün Olmayışı...

Karşılaşmaları bilirsiniz; apansız, belirsiz, ne olduğu bile anlaşılıp bir anlam verilemeyen karşılaşmaları… Yaşam bir uzun yıllar, yılların içinde haftaların sürekliliği ve haftaların içinde bizlerin günlük tatlı, hüzünlü telaşları… Bu hüzünlü tatlı telaşların arasındaki karşılamalar…  Ve geriye tüm bunlardan kalan ise bir ömür denilen insan yaşamının hepsi ve biricikliği… Bir yazı gözüme takılmıştı az önce “öldüğümüz zaman aradan zaman ve yıllar geçtikten sonra hiç kimse ve hiçbir şey tarafından hatırlanmayacağız” diye. Durup da üzerinde biraz düşündüğümde evet, çok sevenlerimiz, anılarımızı paylaştığımız kimseler dışında ciddi anlamda yaşam doğmalara ve ölmelere devam edecek. Ben öldüğümde birileri yeni doğmuş olacak. Tıpkı ben doğduğumda birilerinin ölümünden haberdar olmadığım ölümler gibi. Zaten yaşamda da her şey böyle değil mi? Ağaçlar yapraklarını döküyor tüm gücü ve naifliğiyle, çimenler sararıyor;  sular berraklaşıyor... Ya da tam tersi ağaçlar çiçek açıp yapraklanmaya başlayınca kar suları tüm bulanıklığıyla akıyor derelerden, arklardan.

Tüm bu “yaşam-ölüm-biz-insan” güzellemelerinin tesadüflerle açıklanamayacak kadar planlı, sistemli ve tam da olması gerektiği gibi yaşandığına inanıyorum. Bazen aslında bir seyyah gibi plansızlığı seçiyor olsak da “Gün içinde başımızın üzerinden uçan bir kırlangıcın bile enerjimiz üzerinde büyük bir etkisi vardır.” Bilgisini taşıdığımdan bu yana herhangi bir zaman diliminde çalan telefonu, hiç görmediğimiz biriyle karşılaşıp kurduğumuz birlikteliği, gittiğimiz mekânlardaki varlığımızı, tanık olduğumuz olayları, deneyimlediğimiz yaşantıları, benim bu insanla nasıl bir ilgim olabilir sorusunu, daha birçok şeyin hiçbirini ve hiçbirini tesadüfle açıklayamıyorum. Çünkü bunların hiçbiri tesadüfün sade ve etkileyici yaşantısında yer almıyor. Tesadüf sade bir karşılaşmadır ama sade bir yaşantı değil. İçinde fırtınaları, kaosları barındıran bizleri; fırtınadan alıp sevginin kollarında sakinleştiren bir eylemdir. Aslında biz insanları “kendi kendini tanımaya kısa yoldan götüren ama derin yaşanımları içeren bir adı konulamazlıktır, tesadüfün içinde yaşadıklarımız. Değil midir ki zaten yaptığımız en küçük bir eylemin bile içerisinde bulunduğumuz tüm her şeyle birlikte dengesinin değişmesi, diğer yaşamları da içine alıyor olması…  

Tesadüf diye bir şeyin olmadığını sanıyorum ki hayatın bizle karşılaştırdıklarıyla biliyoruz. Milan Kundera “Yaşam bir rastlantılar dizisidir.”1 Yaşadıklarımız, rastlantılar dizisi de olsa biz bunu böyle rastlantılar ya da öyle denk gelmiştir olarak adlandırsak da yine de tesadüfün öylesine yaşanmadığını, hiçbir karşılaşmanın, hiçbir olayın öylesine yaşanmadığını, esen rüzgârların yönünün öylesine olmadığını, rüzgârların önüne kattığı yaprakların tesadüfle buluşmadıklarını… Mesela gün içinde bulutların şekillerini istemsizce gökyüzüne sunmadığını hepimiz bir kez olsun deneyimlemişizdir. Denemesek bile hayatın bize sunduklarıyla, yaşananlara, etraftaki olaylara bakışıyla bunu gösterdiğine inanıyorum. Mesela aynı olayların değişik değişik versiyonlarıyla benliğimizde yaşanması bir tesadüf mü? Ya da aynı duraklarda olup kendimizin başka başka hallerini görmek yine tesadüfle açıklanabilir mi? Ya da yine farklı ama birbirine benzeyen mekânlarda aynı duyguların içinde kaybolmak, mekânlar farklı da olsa benzer şeyler hissetmek bir tesadüf değildir değil mi?

Yıllardır içimizde büyüttüğümüz hayalleri, hisleri ve inşaları da tesadüf diye tanımladığımız olur; varlığından haberdar olmadığımız insanları ve yaşamları da… her ikisi de olabilir. Mesela bir anda denk gelen radyodaki şarkı, bir müzede dolaşırken seyrettiğimiz biblonun varlığı, bir kitapta yazarın bir anısı aslında ne kadar da bizlerin yaşamıyla ilgili değil mi? Aa ne güzel bir tesadüf bu böyle dediğimiz şeyler mesela… Peki ya tesadüfün olmayışı? Ne zaman olduğunu hatırlamıyorum şöyle bir dinlemiştim: “İnsanın aslında bu yaşamda kendi için en ideal bir yolu var ama bu yola gidecek bir sürü yolları var.” diye. İşte, kanımca tesadüf bu yollara verdiğimiz isimler. Bu durumu Buket Uzuner bir kitabında şöyle yorumlar: “Hiçbir şey tesadüf değildir, hiçbir şey tesadüfen olmamıştır ve olmayacaktır. Evrende varoluşumuz ve varlığımızın özellikleriyle kendi kaderimizi hazırlarız. Aslında hepimiz bunu bilerek doğuyoruz. Fakat kişiliğimize göre kimimiz; kendiyle yüzleşmeyi sevmediğimizden gizlice, kimimiz; kendimizi delik deşik edercesine yüzleşmeyi bir hayat memat meselesi yaptığımızdan açık açık biliriz bu gerçeği. Bazılarımız bunu dini, bazıları felsefi, bazıları da biyolojik( genetik) yollarla açıklasak da yaşamdaki tesadüfleri kendimiz bir anlamda kişisel eğilimimiz karakterimiz hazırlamaktadır.”2 Bu şuna da benziyor aynı zamanda, “İnsanlar kararlarını bir anda vermezler. Yaşadığı deneyimler bir karar aldığında ona rehber olur ve bir anda karar vermiş gibi gözükür. Oysaki karar vermenin geçmişi çok daha derindir, çok daha sağlam temelleri vardır.”3

İnsanın anlam bulmaya olan inanışı böyle düşünmelere sebep olabilir, diye düşünmelere sebep olabilir tüm bu yazdıklarım. Ama yaşananların ve karşılaşmaların insanın benliğine bu kadar yakın olması tesadüfle açıklanamaz değil mi? Kendi yolculuğumuzda kendimizin en iyi haliyle buluşmak, kendimizin başka başka en iyi hallerini görmek için sunulan yaşantılar ve karşılaşmalar. Biz tüm bunlara tesadüf desek de aslında öğrenmemiz ve o öğrendiğimizi heybemize alıp geride bıraktığımız yola bıraktığımız, dönüp baktığımızda gördüğümüz her şey. Ama ne ilginçtir ki biz kendimizi bıraksak da yaşam bize kendi iyiliğimiz için aynı temadaki olayı farklı farklı resimlerle koyuyor önümüze hiç bıkmadan, usanmadan. Tâ ki iyi olana kadar…

İyi okumalar..  

ZehraZehra