DÜNYA
Giriş Tarihi : 25-01-2022 10:14   Güncelleme : 25-01-2022 10:14

Suudi Arabistan rejimi Yemen’de sivilleri neden vuruyor?

Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun Yemenli sivillere karşı saldırganlığının artması, koalisyonun Yemen savaşındaki çeşitli cephe hattında uğradığı büyük hezimetine işaret ediyor.

Suudi Arabistan rejimi Yemen’de sivilleri neden vuruyor?

Geçen hafta Pazartesi günü, Yemen Ensarullah Hareketi, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) hayati öneme sahip mevzilerine karşı operasyon başlattı. Füze ve insansız hava araçları ile yapılan misilleme operasyonu Suudi koalisyon için büyük bir hezimettir.

Bu nedenle koalisyon güçleri, yenilgiyi telafi etmek için Yemenli sivilleri öldürmeye başvurmakta ve yerleşim alanlarını ve hatta Yemen hapishanelerini hedef almaktadır.

BAE'liler ve Suudilerin Yemenli sivillere yönelik saldırılarına BM Güvenlik Konseyi ve Batılı ülkeler tarafından sessizlikle karşılık verilmesi talihsiz bir durumdur, ancak Yemenlilerin bu suçlara karşı meşru tepkisi ve Suudi Arabistan'ın askeri bölgelerinin hedef alınması Avrupa ülkeleri, ABD ve BMGK tarafından şiddetle kınanmaktadır.

Suudi koalisyonunun Yemen'in Saada kentindeki bir hapishaneye yönelik düzenlediği hava saldırısında en az 80 kişi hayatını kaybederken 260'tan fazla kişi yaralandı. Bunun ardından Yemen silahlı kuvvetleri bir kez daha BAE'yi uyardı.

Yemen güçlerinin yayınladığı bildiride; Ensarullah füzelerinin Dubai ile Abu Dabi'yi hedef alabileceği vurgulandı ve yabancı şirketlerden en kısa sürede BAE'den ayrılmaları istendi.

Yemen'in Şam Büyükelçisi Abdullah Ali Sabri, Tesnim Haber Ajansı için kaleme aldığı yazısında Yemen’deki durumu değerlendirdi.

Büyükelçi Ali Sabri’nin yazısında şu ifadelere yer verildi:

“Saldırgan Suudi-BAE koalisyonunun Yemen'e karşı işlediği barbarca ve korkunç cinayetlerin BAE'nin içlerindeki hassas ve hayati öneme sahip mevzileri hedef alan son Ensarullah operasyonuna karşı misilleme olarak yapıldığı kabul edilemez; çünkü sivillere, özellikle de kadınlar ve çocuklara saldırmak, aralıksız devam eden sistematik bir yöntemdir. Bu tutum işgalci koalisyonun 2015'ten beri başlattığı sözde “Kararlılık Fırtınası'' operasyonu kapsamında devam etmektedir.

Bu barbarca tutum, düşman işgalci koalisyonunun doktrininden ayrı değildir. Koalisyonda yer alan ülkeleri terör, saldırganlık ve işgal üzerine kurulu ve Suudi Arabistan yönetiminin Arap Yarımadası'nın ortasında nasıl kurulduğunu hepimiz biliyoruz. Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) nasıl ortaya çıktığını da biliyoruz. İngiltere ve ABD’nin desteklediği her iki ülke de aşırılıkçı Vahhabilik ideolojisine dayanıyor. Siyonist Rejim’in BAE ile Arap ülkeleri ile ilişkilerini normalleştirmesi, Suudi koalisyona üye devletlerinin, işgalci Siyonist Rejim’in Filistin halkına karşı işlediği cinayetlerde bu rejimle aynı çizgide olduğu anlamına geliyor. Ayrıca ABD'nin Yemen savaşına açık bir şekilde destek vermesi göz önünde bulundurulduğunda dirençli ve azimli milletimize yönelik yapılan saldırıların devam etmesi şaşırtıcı değildir.

Yemenli sivilleri katletme kampanyası, yakın zamanda Saade kentindeki bir hapishaneye yapılan saldırıyla zirveye ulaştı.

Suudi koalisyonunun ahlaki çöküşünü ve skandal yenilgisini gösteren bu tür saldırılar sahada yaşadıkları başarısızlıktan sonra tekrarlanıyor.

Saldırgan koalisyonun Yemen’deki iletişim ve internet merkezlerini hedef alan saldırıları, masum sivillerin kanını dökmekten farklı değildir, çünkü bu tür saldırılar gerçeği gizlemeye ve Suudi koalisyonunun suçlarının etkilerini silmeye yönelik yapılmaktadır.

Elbette, saldırganların bu yöntemi yeni değil; Savaş yıllarında, işgalci koalisyon Yemen medyasını engellemek istedi ve Siyonist Rejim medyası tarafından yürütülen kara kampanyalarla suçlarını unutturmaya çalıştı.

Belki de onlar bu tür eylemlerin Yemen halkı arasında korku ve paniğe yol açabileceğini düşünmüş olabilir ve tüm cephelerde düşmana ağır kayıplar veren, füzeleri ve insansız hava araçlarıyla Suudi Arabistan ve BAE'nin derinliklerinde yüzlerce mevziye ulaşan kahraman güçlerin caydırıcı gücünü etkilediğini sanmış olabilir. Ancak yenilginin ve boyun eğmenin Yemen sözlüğünde yeri yoktur, haksız yere dökülen kanlar, Yemen öfkesinin ateşini alevlendiren odun gibidir ve bu alev düşmanın derinliğini yakana kadar sönmeyecek.

Yemen ordusu ve halkı ile saldırgan güçler arasında değerler ve ahlaki yaklaşım açısından çok büyük fark var.

Tüm operasyonlarımız saldırganların askeri noktaları hedef almaktadır.

Şu ana kadar sivillere yönelik herhangi bir saldırı veya kuşatma eylemi yapmayan Yemenliler, esirler ve yaralılar da iyi muamele etmiştir.

Ancak BM Güvenlik Konseyi ile ilgili olarak, 2015 yılında 2216 sayılı kararın yayınlanmasından bu yana, BMGK'nın ülkemize yönelik savaşı ve kuşatmayı meşrulaştırdığını ve konseyin tüm açıklamalarının cellatların lehine olduğunu söylemeliyiz.

Yemen ile ilgili BMGK kararlarının hepsinin ABD'nin tavrını yansıttığı açıktır, bu savaşın başından beri bir Amerikan savaşı olduğunu ve ne yazık ki bir Arap ülkesinin araç olarak kullanılıp Siyonist-Amerikan projesine hizmet ettiğini biliyoruz. Bu yüzden BM Güvenlik Konseyi'ne güvenmiyoruz.

Birleşmiş Milletler, en azından sessizliği ile Yemen'e yönelik saldırganlığın suç ortağı olarak görülüyor.

Daha da kötüsü, birçok uluslararası kuruluşun Yemen'in yağmalanmasında rolü var ve Birleşmiş Milletler en büyük küresel felaket olarak kabul ettiği Yemen krizi ile ilgili sayısız siyasi ve mali anlaşmaya imza atmıştır.”

Rast Haber

ZehraZehra