ANALİZ
Giriş Tarihi : 25-12-2021 16:10   Güncelleme : 25-12-2021 16:10

Fehmi Koru yazdı: Muhalefet cephesi seçimi çantada keklik görüyor ya.. Büyük yanılgı…

Fehmi Koru yazdı: Muhalefet cephesi seçimi çantada keklik görüyor ya.. Büyük yanılgı…

Fehmi Koru kişisel web sitesi fehmikoru.com'da  "Muhalefet cephesi seçimi çantada keklik görüyor ya.. Büyük yanılgı…" başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İşte o yazı: 

Önce uzun gelebilecek bir alıntı: 

‘‘Bakın ülkede tarihî bir dönüm yaşanıyor. Bankada vatandaşın atıl vaziyette duran 147 milyar dolarlık serveti kademeli olarak ekonominin çarkları arasına sokulacak. Bu gelişmeyi yazılarımda defalarca dile getirmiştim. Sonunda Hükûmet aradığı kaynağı kendi içinde buldu, ele güne avuç açmaktan kurtuldu… Hem kur baskısı ortadan kalktı, hem maliyet artışı önlendi, hem enflasyondaki yükseliş trendi kesildi.

Demek ki Türkiye’de faiz artırılmadan da kurlar düşebiliyormuş! Demek ki seçim kararı almadan da Türk lirası değer kazanabiliyormuş. Demek ki klasik iktisat kuralları uygulanmadan da ekonomide denge sağlanabiliyormuş. Demek ki, vatandaş hükûmetine büyük güven duyuyormuş, sistemi aynen benimsedi. Kur balonu sönecek almayın demiştim. Dolar paraşütsüz düşecek diye yazmıştım. Benimle alay ettiler…  

Şimdi şapkayı öne koyup: Biz niye söz dinlemedik, büyük zarar ettik diyorlar.

Hayatta başarılı olmak için Amerika’da yetişmiş profesörlerin değil, ‘hayat profesörleri’nin sözünü dikkate alacaksınız. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ne kadar büyük bir lider olduğunu gördünüz değil mi? 15 Temmuz’da halkı sokağa davet ederek ülkeyi darbeden kurtardığı gibi, kur garantili sistemi devreye sokarak ekonomiyi batmaktan kurtardı. Söylenecek tek kelime var: Helal olsun Başkan’ım…’’

Bu yazı iktidara her konuda destek veren bir gazetede, genellikle ‘ekonomi’ konularında yazan ve TV’de yorumlar yapan, ifadelerinden kendisini ‘hayat profesörü’ olarak gördüğü anlaşılan bir yazar tarafından kaleme alındı. Yazının alıntıladığım bu bölümü, bir kesimin, AK Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan ‘yeni model’ hakkında düşüncelerini pek çok yönden bire bir yansıtıyor.

AK Parti için ‘‘Bitti, bitiyor’’ denilirken, bir süreliğine ‘‘Yoksa gerçekten her şey kaybediliyor mu?’’ tereddüdüne düşen o kesim, sonunda yeniden ve çekinginliği üzerlerinden atacak kadar iktidara sarılacak bir gerekçeyi ‘yeni model’ ile bulmuş oldu.

‘Yeni model’ olarak devreye alınan tedbirlerin, ‘nass’ ile irtibat kurulup ortadan kaldırılması için önceleri 128 milyar dolar, şu yakınlarda da yine ekstradan milyarlarca dolar sarf edilmiş faizin aslında isim değiştirilmiş –‘örtülü faiz’– biçimi olmasının o kesim için bir önemi yok. 
Sorulduğunda ‘‘Döviz düştü, hala düşüyor ya, siz ona bakın’’ cevabı alınıyor.

Dövizin düştüğü görüntüsünü sağlamak için, literatürde ‘arka kapı’ olarak bilinen ve iyi gözle bakılmayan bir yöntem uygulanıyor ve bu amaçla Merkez Bankası kaynakları ile kamu bankalarının kullanılmış olması da onlar için önemli değil.

Aynı ‘‘Döviz düşüyor ya’’ cevabı, yönteme dikkat çekmek için yapılan yayınlar gündeme getirildiğinde de o kesimden alınıyor. 

Onlar için ‘yeni model’ faizi artırmadı.

Vatandaş modelin ilanıyla birlikte ikna oldu, yabancı para olarak sakladığı tasarrufunu derhal bozdurup yeni sisteme uygun hesaplara yatırdı ve yazıda anlatıldığı üzere 147 milyar dolarlık döviz hesapları birden TL hesaplarına dönüştü onlara göre.

[Cumhurbaşkanı Erdoğan dün TL mevduatının 23.8 milyar TL arttığını duyurdu. ‘1 Dolar eşittir 10 TL’ kurundan hesap edildiğinde bu rakam 2 milyar 380 milyon dolara tekabül ediyor. Yani resmi kayıtlara göre 259.6 milyar dolar olan yabancı para mevduatının küçücük bir bölümü. Yeni model açıklamasının yapıldığı Pazartesi gününü takip eden 24 saat içerisinde, BDDK resmi verilerine göre, yabancı para mevduatı 1.7 milyar dolar artışla 261 milyar doları aştı. Vatandaşın dolarlarını bozdurduğu görüntüsü henüz yok. Bozdurabilirler, ancak şu anda öyle bir durum yok.]

Kurun düşmesi, bunun nasıl sağlandığının önemsenmemesine yol açtı bazıları için. Ekonomi alanında hükümetçe yapılagelen politik tercihler yüzünden tereddütler geçirse de, AK Parti seçmeninin partisinden kopmayı başka sebepler yüzünden zaten düşünmeyen bölümü için bu kadarı yeterli oldu.

Susmuş olanlar konuşmaya, savunmakta zorlananlar taarruza geçmeye başladı.

Esas soru şu: AK Parti’ye her seçimde oyunu veren, son cumhurbaşkanı seçiminde AK Parti adayının yüzde 52 oyla seçilmesini sağlayan, yakın zamanda yapılan kamuoyu yoklamalarında kendini ‘kararsız’ olarak tanımladığı görülen daha kalabalık seçmen kitlesi ne durumda?

Bu soruyu, kamuoyu yoklamalarına bakıp ilk yapılacak seçimin kendi lehlerine sonuç vermesini çantada keklik gören ve bu sebeple Cumhur İttifakı adayının karşısına kimi çıkartırlarsa onun rahatlıkla kazanacağı ve milletvekili seçiminde Meclis çoğunluğuna sahip hale gelecekleri kabulüyle davranan muhalefet cephesine soruyorum. 

Seçimin tarihinin muhalefetin arzusu istikametinde erkene alındığını ve iktidarın ‘‘Madem bu kadar isteklisiniz, haydi iki ay sonra sandık gelsin’’ tavrını benimsediğini düşünelim.

Tabii bu arada, asgari ücrete yapılan ‘beklenenin fevkinde zam’ benzeri iyileştirmelerin hükümet tarafından emeklileri ve memurları da kapsayacak biçimde yaygınlaştırıldığını, 3600 ek göstergenin pek çok uğraş alanını içine alarak çıkartıldığını, yaşı yetmediği için hak ettiği halde emekli edilmeyen kitlenin meramına erdirildiğini de düşünebiliriz.

Öyle bir ortamda gidilecek seçimde sandıktan nasıl bir sonuç çıkar dersiniz?

‘‘Yeni model altı ay sonra ülke ekonomisini çökertecek, göreceksiniz’’ demek seçimi kazandıracak bir propaganda için yeterli midir?

Millet İttifakı’nın ‘kimi karşısına çıkartsak kazanır’ mantığıyla belirleyeceği bir aday mı cumhurbaşkanlığı seçiminde başarılı olur, yoksa Tayyip Erdoğan yeniden mi seçilir?

Tayyip Erdoğan siyasi hayatta en baştan -1990’lı yıllardan- itibaren kendisini hafife alan muarızları sayesinde önüne çıkartılan engelleri aşarak -ve biraz da önüne engeller çıkartılması sayesinde- hep başarılı oldu.  

Nasıl bitirmiş yukarıda uzunca alıntıladığım yazısını yazarımız?

Şöyle: ‘‘Söylenecek tek kelime var: Helal olsun Başkan’ım…’’

Üç ay sonra yapılacak muhayyel seçimin ertesi günü aynı yazarın yeni yazısı da yukarıdaki cümlesiyle bitebilir.