ANALİZ
Giriş Tarihi : 05-12-2021 15:04   Güncelleme : 10-12-2021 22:06

Emin Güneş Yazdı: Hangi İslam?

Emin Güneş Yazdı:  Hangi İslam?

Bir itiraftan…

  • Yalan ve hurafeleri sevdim…!
  • Sonra yalan ve hurafeleri savundum!.
  • Sonra onlara inanmayanlardan nefret ettim.
  • Sonra yalan ve hurafeleri keşfetmeye başladım.
  • Bu sefer onlara inananlardan nefret etmeye başladım.
  • Ve şimdi onlara saldırıyorum, bütün sadakatim ve hırsımla alanımızdan temizlemeye çalışıyorum.
  • Bütün bunlar dürüst, özgür ve zarif bir hayatı yaşamak için.

İçimizden bazıları maalesef bu yalan ve hurafeler denizinde boğulmakta, bütün güçleri ile yalan ve hurafeler uğruna hakikatle savaşmakta, bazıları da yalan ve hurafeyi keşfedince ondan süratle kaçmakta ancak nerede duracağını bilemediğinden veya hakikatin limanına ulaşamadığından küfrün zifiri karanlığında kaybolmaktadır.

İktidarın ahırında yemlenen âlimlerin oluşturduğu fıkıh aziz İslam’ı tahrif etmiştir. “İnil hukmu İlla Lillah” emri fermanı maalesef İnil hukmu İlla ‘SULTAN’A dönüştürülmüştür. Ümeranın zulüm ve saltanatlarını pekiştirmek için bozduğu Ulema; “Sultan zalim de olsa fasık da olsa itaat farzdır” diyerek yöneticilerin zulümlerine çanak tutmuştur. Birbirini karşılıklı olarak ifsat eden bu ki zümre toplumun topyekûn tefessühüne neden olmuştur.  Öyle ki rüşvet yiyen hâkimin görevden alınmasının gerekmediği mezhebin görüşü haline getirilmiştir. Yani bir Müslüman “zalim sultana itaat caiz değildir ya da rüşvetçi hâkimin görevden alınması şarttır” dediğinde mezhep dışı sayılmıştır.

İktidarın ahırında yemlenen âlimlerin tahrif ettiği aziz İslam karşısında kimileri “asıl İslam bu değil” diye savunmaya geçerken, kimileri de “işte İslam!” diyerek saldırıya geçmişlerdir.

Zorba iktidarlar daima zulümlerine “meşruiyet” sağlayan muharref İslam’a destek vermişler, muhalifleri irtidat ve tuğyanla itham edip ya susturmuş ya da bir şekilde tecrit etmişlerdir. Hatta iktidarın desteklediği, gücü arkasına alan ve haliyle büyük çoğunluğun (sevad-ı azam) kabul ettiği İslam, “hakikatin” ölçüsü olarak kabul edilmiştir. Bu gün “sevad-ı azam”ın Amerika ile hareket ettiği, İsrail’le normalleştiği ancak her ülkedeki küçük gurupların buna itiraz ettiği açıktır. Ümmet coğrafyasının nerdeyse tamamına yakını Amerika ve NATO üsleri ile donatılmıştır. Bu şartlarda Sevad-ı azam ölçü kabul edildiğinde Amerika’ya muhalefet dalalet addedilir…!(haşa)

Saray ulemasının yaptığı tahrifata itiraz edenler, itiraza konu hükümlerin ya ‘Kur’ana’ ya da ‘akla ve mantığa’ aykırı olduğunu ileri sürdüklerinde ya “Kur’ancılıkla” ya da “akılcılık ve pozitivistlikle” suçlanmışlardır. İslam’ı tahrifte kullanılmak üzere uydurulmuş hadislere itirazlar da “Peygamber ve hadis düşmanlığı” olarak yaftalanmıştır.

Hadislerin uydurma olanı ile sahihi muhaddislerimiz tarafından belirlenmiştir. Artık her bir hadisin sıhhat derecesi bellidir. Ravilerin her biri didik didik araştırılmış, güvenilmeyen olanlardan hadis alınmamıştır” denilebilir. Hadis usulü üzerinde yaptığım araştırmalarda ravilerin güvenlik kriterleri içerisinde “iktidarla ilişki”lerinin araştırıldığına dair bir kritere rastlamadım. Aksine en çok hadis rivayet edenlerin Zalim iktidarlarla uzlaşan ya da onlara açıkça muhalefet etmeyenler olduğu görülmektedir.

Kuşkusuz hurafeleri hakikat zannedenler, muhaliflerini delalette kabul ederler. Bunlar her zaman kavgalı da olmazlar hatta çoğu zaman birbirlerinin hidayeti için duacı bile olurlar. Mesela on yıl kadar önce çevremdeki bazı FETÖ’cülerin hidayetim için yani cemaatlerine dâhil olmam için duacı olduklarını biliyorum.

“Cihadın en faziletlisi zalim sultana karşı hakkı söylemektir” hadisi pratikte ‘cihad’ olarak değil ‘fesat çıkarmak’ olarak nitelendirilmiştir. Bu nedenle tarihimizde zalim sultanlara karşı hakkı söyleyen mücahit sayımız parmak sayısıncadır. Rabbim bizleri de o azların arasına dahil etsin!

Allahım! Bize Hakkı hak olarak göster, ona tâbi olmayı nasip et; bâtılı bâtıl olarak göster ondan kaçınmayı nasip et. Âmin... 

Hürseda