ANALİZ
Giriş Tarihi : 21-11-2021 14:37   Güncelleme : 23-11-2021 20:13

Ahmet Taşgetiren Yazdı: 'Nass'ı siyasi zemine taşımak

Ahmet Taşgetiren Yazdı: 'Nass'ı siyasi zemine taşımak

Ahmet Taşgetiren Karar gazetesinde "'Nass'ı siyasi zemine taşımak" başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İşte o yazı: 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, faiz konusundaki genel yaklaşımdan farklı tavrının parti, belki hükümet içinde yadırganıyor olmasına tepki olarak “Bu konuda nass var, nass” gibi bir cümle kurdu. “Nass sizi bağlamıyor mu, nass varken hala neden benim tavrımı tartışıyorsunuz?” gibi bir sitem de okunuyordu sözlerinden.

Nass (çift ‘s’li) “kesin kural” anlamına geliyor. Kimi medya organlarına yansıdığı gibi “Nâs suresi”nden bahsedilmiyor.

Doğru, Kur’an’ın “Faiz – riba” ile ilgili beyanları açık ve “Allah ve Rasulü ile savaşmak” gibi, “Şeytan çarpmış olmak” gibi “Ateş ehli olmak” gibi oldukça kınayıcı bir muhteva taşıyor. O ayetleri okuyalım:

Faiz yiyenler, şeytan çarpmış kimsenin kalkışı gibi kabirlerinden kalkarlar. Bu, onların “Alışveriş de faiz gibidir” demeleri yüzündendir. Oysa Allah alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt ulaşır ve o da bundan vazgeçerse, evvelce almış olduğu kendisine aittir; işi ise Allah’a kalmıştır. Her kim tekrar faize dönecek olursa, öyleleri de ateş ehlidir ve orada ebedî olarak kalacaklardır.” (Bakara, 275)

Allah faizi mahveder, oysa sadakaları bereketlendirir. Allah günahta ve inkârda direnen hiç kimseyi sevmez.” (Bakara, 276)

Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve artık faizin peşini bırakın, eğer gerçekten müminler iseniz.” (Bakara, 278)

Eğer böyle yapmazsanız, o zaman Allah ve Resulü tarafından size savaş açılmış olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz, sermayeleriniz sizindir. Haksızlık etmezsiniz, haksızlığa da uğramazsınız.” (Bakara, 279)

Kur’an’ın bu hükmünü bilen insanlar, faizli işleme dokunmaktan kaçınırlar, kaçınmaları lazım.

Ancak faizle ilgili geniş bir tartışma zemininin de bulunduğu biliniyor. Önce faizle riba arasında fark var mı, sorusu etrafında, sonra faizle enflasyon arasındaki ilişki sebebiyle faizin oranlarıyla ilgili tartışmalar sürüp gidiyor. Bir de “küresel ekonomik sistem, onun her ülkeye yansıması yüzünden faizden korunmanın imkânı” tartışmalara kapı aralıyor.

Peygamberimizden bir hadis-i şerif rivayet ediliyor: “Öyle bir zaman gelecek ki faiz yemeyen kimse kalmayacak, faiz yemeyenlere de faizin tozu bulaşacaktır.” (Ebu Davud, Kitabul Buyu’, 3331)

Diyelim “ faizin en azından tozundan etkilenecek” bir ekonomik iklim oluştu, nasıl korunacak insanlar, sorusu soruluyor. Fertler kendi hayatları içinde, iş insanları iş hayatları içinde sürekli bir ikilem yaşıyorlar. Toplum içinde, faizli her türlü işlemden, hatta vade farklı alışverişten bile kaçınan insanlar olduğunu biliyorum. Ama bu hassasiyet, insanları faizli bir dünyadan ne kadar soyutlayabiliyor? Bütün sistemin faizli yapı içinde oluştuğu bir zeminde kim bireysel olarak “Faizin tozu”ndan etkilenmeyebilir? Maaşı bankaya yatan, banka üzerinden havaleler yürüten, bankalardan kredi kartı kullanan, Diyanet’in verdiği fetva ile düşük faizli ev kredisi çeken insanlar en azından faizin tozundan etkilenmiyorlar mı? Faizsiz finans kuruluşlarıyla ilişki ne kadar faizsizdir mesela? Mesela, mesela?

Sayın Cumhurbaşkanı’nın faiz – nass yaklaşımına gelince, orada ortaya ciddi sorular çıktığı bir gerçek.

İnsanlar, “faize ‘nass’ sebebiyle karşı iseniz, o zaman neden sıfırlamıyorsunuz?” diye sormakta haksız olmazlar. Aynı şekilde “Faizin yüzde 16’sı nassa aykırı da 15’i nass içinde mi?” diye sormakta da haksız olmazlar. “Yatırımcılara faizi yüzde 15’e indirdik neden kredi kullanmıyorsunuz?” diye sormak da insanları faizli işleme teşvik değil mi?” diye sorduklarında da haksız olmazlar. Aynı şekilde “Şu şu alanlarda en küçük gecikmelerde neden faiz uygulanıyor?” diye sormakta da haksız olmazlar. Aynı şekilde “Dünyada pek çok ülke çok düşük faizlerle kredi bulurken, Türkiye neden risk primi sebebiyle üstelik döviz bazında çok yüksek faiz ödüyor, kredi bulmak için küresel finans odaklarının kapısını çalıyor?” diye sormakta haksız olmazlar.

Sokaktaki insan bunları sorar. “Z kuşağı” diyoruz ya hani, “Gençlerin İslam’la ilişkileri” diyoruz ya, “nass”ı bu kadar siyasetin içine taşıdığınızda ve kendi politikalarınızı desteklemek için kullandığınızda, ortaya çıkan soruları da cevaplamalısınız.

Tabii ki bu sorular sayın Cumhurbaşkanı’na sorulamıyor. Ama konu, İslam hukukçularını, İslam fıkhını, laik bir kurulu düzende “nass ve hayat ilişkisi” açısından tüm islami ilimleri, dolayısıyla bu konularla iştigal eden ilim adamlarımızı ilgilendiriyor.

Çünkü gelinen noktada siyasi iktidarın politikalarına karşı olan insanlar, nass’ı da yani Kur’an’ın hükümlerini de tartışmaya yöneliyor. Sizin niyetiniz böyle bir tartışmaya kapı aralamak olmasa bile, üretilen sonuç bu oluyor.