ANALİZ
Giriş Tarihi : 05-11-2021 14:23   Güncelleme : 08-11-2021 14:24

Orhan İlçin Yazdı: Gömleğin İlk Düğmesi!

Orhan İlçin Yazdı: Gömleğin İlk Düğmesi!

Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim ve Resulü Ekrem'in hadisi şeriflerini okuyup anladığımız Arapça dili, ilmî olarak üzerinde hassasiyetle durulması gereken büyük bir zaruret haline gelmiştir.

Tek bir Kitap'tan nasıl olur da bu kadar farklı mezhep, izim , cemaat veya tarikat çıkabilir...

"Bir birine çoğu yerde zıt akaidler, nasıl olur da  aynı kaynaktan ortaya çıkabilir" sorusu çıkış noktası olmalıdır...!

Gördüğümüz kadarıyla, Kelam, Hadis , belagat ve fıkıhta, usul ve yöntem  açısından neredeyse icma ile, bütün Müslümanlarda aynı anlayış birliği hakimdir... Öyle ki bu anlayış birliği, bir birine düşman kutupları bile aynı yöntemi çizgide birleştirmiştir ( Şii, Sünni , Mutezili, Eşari vs gibi ). 

 

Mutezili ve Eşari düşüncenin uslude ki benzerliği, İmam Şafii nin öğrencileri ile bilinen ilk Şii ulema olan El-Kâsım er-Rissi ( H. 169-246 ) nin  usulde ki benzerlikleri neredeyse birdir...  Bu usul; Akıl, Kitap ve Resul birlikteliği ilkesi üzerine kurulmuştur...

İnsanı derinden düşündüren ve aslında hep kaçılmaya çalışılan çarpıcı sorular, peş peşe  zihinlere hücum edip durmaktadır ! Öyle ya,  bu ayrılıkları, bu kadar benzerliğe rağmen  tetikleyen unsur nedir ? Yoksa İslami ilkelerde tutarsızlık mı vardır..?

Aslında bu kadar korkulan, kaçılan, soruların basit bir açıklaması vardır..

Sorunun kaynağı; Arap dilinde gizlidir..!

Bu konuda kafa yoranların görmesi gereken İlk husus, diğer tüm baplardan önce  Arap dilinin tedvini yani kalıp ve kuralaştırılması (formülleştirilmesi) hususunun gerçekleştiği hakikatidir...

Bu bağlamda tarihî gerçeklikler "İslâm Aklının yürüttüğü ilk düzenli ve ilmi çalışmanın Arapça'nın derlenmesi ve kurallarının konması olduğunu kuşkuya mahal bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır.

Cabiri'nin deyimiyle dil üzerinde ki bu çalışmalar daha sonra ki ilmî çalışmaların tümü için dayanak ve model olmuştur... 

İlim adamları Dil kalıplarına uymayan rivayetleri zayıf kabul ederek ret etmişlerdir. Neredeyse tüm mezhepler nizam ve fikirlerini dayandırdıkları her ayet ve hadisin tercümesini, bu dil ve dilin dilbilgisi formülleri üzerinde oluşturulan ve kalıplara göre, savunup, kabul veya ret etmiştirler...

Olayın vahametini  ve ciddiyetini anlamak için İbnu'l Esir'in: "Tabiun dönemi sona erdiğinde (II. asrın ortaları) Arap dili neredeyse bir başka dile dönüşmüştü " " ( 1) tesbiti harikulade önemlidir...

İşin ilginç yanı ise dili formüle eden ve bütün ondan sonra ki dilci ve ulemanın mirasını dokunmadan ( büyük bir tabu olarak ) alıp devrettiği Halil b. Ahmet el-Ferahidi ( Ö. H.170 ) ve öğrencisi Nasır b. Seyyar'ın oğlu Leys'in Arapça kelimelerin, iki, üç, dört ya da beş harften oluştuğu tezinin , Kur'an'da ki bir çok kelimeyi bile Arapça saymaması hakikati ile bizleri yüz yüze bırakmaktadır...

Halil b. Ahmet ve  tüm diğer Arapça dilbilimcileri için dilin kaynağının, Kur'an ve Sünnet olmaması sanırım çoğumuzun bilmediği bir şeydir.

Günümüzde kullanılan Arapçanın bilimsel verilerinin de İslam'dan önce den kalma bilgiler ile bize ulaştığı zan edilmektedir. Hayır durum öyle değildir. Kaynak, hatta yegane tek kaynak , Hicri 2. yüzyılda yaşayan Arap Bedevi kabileleri oluşturmuştur...!

Kaynağın,  Bedevi aşiretler olması ise,  bir birinden bağımsız ve farklı bir çok Bedevi aşiret  lehçelerini esas alındığından; bir kelimenin bir çok anlamı yada bir anlamı ifade eden bir çok farklı kelimenin varlığı hakikati ile bizleri yüz yüze bırakmıştır...

İşte ihtilafın esas kaynağı buydu ! Öyle ya ilk dilbilimciler olan Ebu Ömer b. el-Ala ( Ö. H. 154 ) , Hammadur Raviye ( Ö. H. 155 ) ve Halil Ahmet ( Ö. H. 170 ) için dilin sıhhati için en önemli şart , kendisinden dil/kelime alınacak kişi  DERİCE SERT , DİLCE FASİH olmasıyla birlikte OKUMA YAZMA BİLMEMESİDİR hükmü/ilkesi olayı net olarak gösteriyor ...

Müslüman dünyasının ihtilaf kaynağı budur! Aynı ayet ve hadis lafzından, onlarca farklı anlam çıkarmak! İnsanı  dehşete düşüren hakikat!

İbn Abbas'dan rivayet edilen şu söz de bu mantığı ifade etmektedir: "Kuran'da ki bir şey size yabancı geldiğinde Şiire bakın. Çünkü Şiir Arapça'dır" ( 2 )

Arapça'nın o dönemde noktasız ve harekesiz yazıldığı hakikatini de alt alta koyarsak bir Arapça kelimesinin bir çok farklı anlamda kullanılmasının mümkün olduğunu belirtilir, Cabiri başta olmak üzere onun gibi bir çok Arap bilgini tarafından..!

Bedevilerin dilinin. Kur'an diline göre yoksul oluşu , o dönemde Arap medeniyetinin beşiği hüviyetinde olan başta Mekke ve Medine gibi merkezi şehirlerde kullanılan ve aslında Kur'an ve sünnete ruh veren dilden de farklı oluşu hakikati, bir başka handikaptır...

Bugün Kur'an ve Sünnete ruh veren kelimelere yüklediğimiz anlam indiği ortam ve insanları değil , onlardan hem duygu hemde dil olarak uzak olan Bedevî toplumlarından gelen esaslar üzerine kurulmuştur.

Cabiri "Bugün ve dünkü Arapça sözlüklerin , Allah Resulü ( sav ) ve dört halife döneminin Mekke ve Medine toplumlarında varolan Araçların ve ilişki türlerinin isimlerini bize aktarmadığını , insanı ancak dehşete düşürecek bir durum olarak ifade eder " ( 3 )

Akıl, bizlere işin kaynağına inmeyi emreder. Bütün ilimlerden önce tedvin edilen ve üzerine diğer tedvin ilimlerinin geldiği günün öncesine gidemezsek, ne yazık ki hakikate ulaşma yolculuğunda aşılmaz şekilde duran dev bendleri aşamayız...!

Meselenin özü günümüz İslami algılayış freaksiyonlarının iddia ettiği gibi, rivayet kültürünün varlığı veya yokluğu meselesi değildir...

Her freaksiyonun Kur'an ayetlerinden  farklı bir anlam çıkardığı hakikati aslında asıl ayrılık noktası yani meselenin özüdür. Çünkü İslami ilimlerde kıyas bütün düşünceleri Kur'an ve sünnete dolaysıyla Allah ve Resulüne bağlamak zorundadır. Buda ancak dilin doğru ve aynı şekilde anlaşılmasıyla mümkündür. Bu kördüğüm aşılamadan atılacak her adım beyhudedir.

Makalenin en başında da belirtildiği üzere, usulde her kaynak ittifak halindedir. Hepside kendilerini önce Kuran'a bağlıyor ! Kuran'a  anlam verdikleri   dilin esası ise   Peygamber ve ashabının kullandığı, Kureyş gibi yerleşik Arap kabilelerinin kullandığı dil olmadığı gerçeği, sorununun asıl esasını oluşturuyor !

Sahi Peygamber ve ashabın kullanmadığı veya farklı kullandığı bir dil ile, Allah ve Peygamberini doğru anlayabileceğimizi nasıl düşünebiliyoruz !!!

Gömleğin ilk iliğine tekrar dönmeliyiz !

1- ( Muhammed Iyd, Er rivayetul ve'l- İştişhadul bi'l-Luga , s. 106 )

2- ( Mecalisu Sa'lep s.317. Bunu Cabir Ahmed Usfur Siretul Feniye fi't-Turasi'n nakdiyil Belaği s,153 te nakletmiştir )

3-( Arap Aklının Oluşumu , s,102. Mana Yayınları, 1. Baskı , 2019 )