ANALİZ
Giriş Tarihi : 21-10-2021 15:42   Güncelleme : 21-10-2021 15:47

İmam Musa Sadr'ın Lübnan’ın Ehl-i Sünnet Müftüsü Şeyh Hasan Halit’e Yazdığı Vahdet Mektubu...

İmam Musa Sadr'ın Lübnan’ın Ehl-i Sünnet Müftüsü Şeyh Hasan Halit’e Yazdığı Vahdet Mektubu...

İmam Musa Sadr Ekim 1969 da Lübnan’ın Ehl-i Sünnet Müftüsü Şeyh Hasan Halit’e tarihi bir mektup yazarak mezhepler arasında ihtilafların bir kenara atılıp, vahdet oluşması için Müslümanlar arasında ciddi ve kapsamlı çalışmaların bir an önce başlatılmasını istedi.

Bu mektubun tam metni :

Bismillahirahmanirrahim

Lübnan'ın değerli müftüsü kardeşim Şeyh Hasan Halit'e Allah’ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun...

Ümmetimizin derin düşüncelere daldığı ve her taraftan muhasara altına alınarak geçmiş ve geleceğimizin yok edilmeye çalışıldığı şu zorlu günlerde Müslümanların kapsayıcı bir vahdete muhtaç olduğu bariz bir şekilde görünmekte ve her geçen gün biraz daha fazla kendini hissettirmektedir. Müslümanların önlerini iyi görmeleri, tarihlerini yazıp geleceklerini kurmaları ve mesuliyetlerini yerine getirip özgüvenlerini kazanabilmeleri için gevşemiş saflarını ve birbirlerinden ayrı olan faaliyetlerini birleştirmeleri gerekir. Güçlerin birleştirilmesi ve bunların işlevselliğinin arttırılıp, geliştirilmesi peygamberlerin ve onların vasilerinin öncelikli dini hedefleri olmuş, hayati bir meseledir. Bu vahdet slogan veya yazılı bir söz şeklinde olmamalıdır. Aksine düşüncenin nuru ve kalbin hareketi, yolumuzu belirlemede ve geleceğimizi kurmada temel olmalıdır. Bu da ancak fevkalade bir çaba ve insanın derunundan, telaşından ve gece gündüz çalışmasından kaynaklanan özel bir çabayla müyesser olur. Öyleyse bu durumda başkalarına örnek olacak bir vahdete sahip olmalıyız.

Azizi kardeşim! Mütevazı tecrübelerimi sizinle paylaşacak olursam; hatırlarsanız on dört ay önce Daru'l İfta'daki görüşmemizde size Müslümanların aklen ve kalben sağlam duygusal ve fikri temeller üzerine inşa edilecek derin bir vahdete ancak iki yolla sahip olabileceklerini söylemiştim. Bu iki yol şunlardır:

1-Fıkhın Birleştirilmesi:

Bildiğiniz gibi İslâm binası tek bir temele dayalıdır. İslâm ümmeti de inanç bakımından aynı kaynağı kabul etmekte ve semavi kitaba sahip olma hususunda görüş birliği içerisindedirler. Temel noktada bir oldukları gibi diğer cüz'i konularda da birlik olmaları gerekir. Cüz’iyatta vahdetin tahakkuk bulması veya en azından tarafların birbirilerine yakınlaşması salih seleflerimizin ve duyarlı âlimlerimizin hayallerini süsleyen bir konudur. Bildiğiniz gibi Şeyh Ebu Cafer b. Muhammed b. Muhammed b. Tusî bundan bin yıl önce “Tatbikî fikih" alanında Hilaf adlı kitabı kaleme almış, Allame Hilli (Hasan b. Yusuf b. Mutahar) de El-Tezkire kitabını yazmakla Şeyh Tusî’nin yolunu devam ettirmiştir.

Tatbikî fıkıh, fıkhî vahdetin kendisine bağlı olduğu mübarek bir çekirdektir ve şerî ahkâmın vahdeti bununla kâmil olmaktadır. Bundan otuz yıl önce El-Ezher Üniversitesi Şeriat Fakültesi Dekanı Merhum Ali Ekber Şeyh Mahmud Şaltut, Merhum Şeyh Muhammed Medeni ve Seyyid Abdulhüseyin Şerefuddin Şiilerin büyük Mercii Merhum Ayetullah Seyyid Hüseyin Burucerdi, değerli insan Allame Şeyh Muhammed Taki Kumi ve Allame Tabatabai gibi İranlı, Iraklı 1 Lübnanlı âlimler kahire'de "Darul Takrib el-Beyne'l Mezahub ul-İslamiye" (İslami Mezhepleri Yakınlaştırma Müessesesi) adında bir merkez kurdular. Yakınlaştırma kurumu yaptığı hizmetlere ilave olarak Müslümanların Kur'an'dan sonra başvuracağı ikinci kaynak kitap olarak peygamberden elimize ulaşmış ve tüm İslâmî mezheplerin üzerinde ittifak ettikleri hadisleri toplama düşüncesini hayata geçirmeye çalıştı.(1) Bu çalışma Peygamber Efendimizin (s.a.a.) sünnetini kapsayan hadislerin, tek ve güvenilir bir yerde toplanması yolunda atılmış olumlu bir adımdır. Bu merhalede bu âlimlerden bazıları ve başka âlimler fıkıh ve İslâm mezhepleri hakkında araştırmalarını ve eserlerini sundular. Daha sonra ſikih ansiklopedisini yazmaya sıra geldiğinde ise Şam Üniversitesi “El-Musua el-Fikhiye" adlı kitabı, el-Ezher Üniversitesi “Musua Abdulnasır el-İslami” adlı kitabı ve büyük âlim Seyyid Muhammed Taki Hakim de tatbikî fikhin genel ilkeleri hakkında birer kitap yazdılar. Biz bu yapıcı çalışmaların ilk semeresini çeşitli İslâmî firkalara mensup âlimlerin fetvasında açıkça müşahede etmekteyiz. Görünün o ki, Allah'ın izniyle Fıkhî vahdete ulaşmamıza sadece birkaç adım kalmıştır.

2- Ortak Çalışmalar:

Ortak çalışmalar, bizim Lübnan'da içinde bulunduğumuz durum gibi istisnai durumlar için daha uygun olabilir ve bununla daha erken sonuç alınabilir. Ortak çalışmalardan amaç tarafların muhtelif hedeflerinin tahakkuku için harekete geçmelerini sağlamaktır. Bu yol vahdet arayışının kazanımlarından biri sayılmaktadır. İki savaşçının ortak bir amaç için tek meydanda sırt sırta verip mücadele etmesi gönüllere huzur vereceği gibi karşılıklı güven duygusunu da arttırır. Böylece ilk etapta itikadi ve duygusal birliktelik kendisini göstermiş olur. Örnek olması açısından bu hedeflerden bazılarını zikredeceğiz.

a) Seri Hedefler: Seri hedeflerden kasıt, dinî bayramlar, ezan gibi dini sloganları ve namaz gibi dinî ibadetleri tekleştirmedir. Örneğin bayram günlerinin çokluğundan ve tatillerin düzensizliğinden kaynaklanan sorunları aşmak ve bütün Müslümanların aynı günde bayram etmelerini sağlamak için ilmî yöntemlerle hilalin gözetlenip ufuktaki zaviyelerinin belirlenmesi önerisi kabul edilebilir. Aynı şekilde herkesin kabul edebileceği bir ezan şekli belirlenebilir.

b) Sosyal Hedefler: Sosyal hedeflerden kasıt, ortak çalışma alanlarının geliştirilmesi, cehalet ve yolsuzlukla mücadele, yetimlerin korunması, mazlumların hayat şartlarının iyileştirilmesi gibi toplumsal faaliyetler olabilir. Bu amaçla bazı müesseseleri kurabiliriz veya var olan müesseseleri etkinleştirebiliriz.

c) Ülkeyle Sınırlı Hedefler: Ülkemizin bir an önce vahdete kavuşması hususunda paylaştığımız duygularda şüphe var mıdır? Filistin'in özgürlüğü için birlikte etkin bir şekilde çalışmanın gereksinimi, düzenbaz düşman karşısında Lübnan'ı koruma görevi, mukaddes Filistinli güçleri savunma mesuliyeti, her an saldırma ihtimali olan düşmana karşı hazırlıklı olma, kardeş Arap ülkeleriyle işbirliği, sömürünün Lübnan’da yok edilmesi ve İsrail'in kendisine saldırmaktan korkması için Lübnan’ın bilhassa da Güney Lübnan'ın korunması gibi hedefler hakkında en ufak bir ihtilafımız yoktur. Lakin bu hedeflere ulaşmak için dakik bir araştırma yapılmalı, görevler belirlenmeli, vatandaşların kendi aralarında, yöneticilerle ve kardeş Arap ülkeleriyle uyum içinde olmaları gerekmektedir. Bütün dünya Müslümanları ve vicdan sahibi insanların güçlerini bir araya getirmeliyiz. Sorunların çabucak çözülmesi ve daimi faaliyetler arasında uyumun sağlanması için bizler de bu göreve katılmalı, bunların tahakkuk bulması için icrai programlar ile gerekli yönetmelikleri birlikte incelemeli ve elimizden ne geliyorsa onu yapmalıyız. Bunlar size önermek istediğim konulardan sadece bazılarıydı. Meseleyi bütün yönleriyle incelemesi ve uzmanların hemen işe başlaması için ortak komiteler kurulması emrini vermenizi ümit ediyorum,

Bu mektubu imzalamadan önce mübarek Ramazan ayının yaklaştığımı hatırlatmak isterim. Bildiğiniz gibi mübarek Ramazan az Müslümanların şanlı tarihlerine geri dönmeleri için kahramanlık ruhunu gençlerde canlandıracak eşsiz bir fırsattır. Bu yüzden bir an önce Daru'l Ifta'nın mesullerine “Şiî Yüksek İslâm Şurası” tebliğ ve yayın komitesi üyeleriyle irtibata geçme emrini vereceğinizi umutla bekliyorum. Aynı şekilde güzel programların sunulması, bu aya uygun bir ortamın oluşturulması ve gençlerin gönlünde kahramanlık ve hak istemini yeniden canlandırmak için etkin ve uzman müminlerin tebliğ çalışmalarına katılmaları sağlanmalıdır. İslâm için, mutlak iyilikler için, Şiî Yüksek Komisyonu'ndaki kardeşleriniz için ve sizi kalpten seven dostlarınız için sağlığınıza duacı olduğumu belirtmek isterim.

(1)-‘Rahmetli babam Seyyid Sadruddin Sadr'ın “Fi Ahbar-i Hasse ve Amme” adlı kitabı yazması bu düşünceleri hayata geçirmişti’-