EDEBİYAT
Giriş Tarihi : 14-10-2021 10:40   Güncelleme : 18-10-2021 14:45

Ayten Zaman Yazdı: İhanet...

Ayten Zaman Yazdı: İhanet...

Uzakta, karlı tepelerin üzerindeki sisler görünüyordu. Fırtına, bütün şiddetiyle devam ediyor odanın her tarafında korkunç yankılar yapıyordu. Camların sarsıntısı ormanın iniltisi, köpeklerin, çakalların uluması tüyleri diken diken etmişti.

En tehlikeli yerinden yaralanmıştı, gece sabahlara kadar ağladı. Sinirleri alt üst olmuştu. Sabahın ilk ışıklarıyla bir hışımla evden. Çocuklarının haberi olmadan.

Kendini yollara vurdu, yalın ayak.

Ne halde olduğunu bilmeden ama nereye gideceğini çok iyi bilerek.

Koşmaya başladı.

Nefes nefese...

Ayaklarına taş bata bata kabristana doğru...

Köyün yaşlılarından Hatice nine sabah namazına uyanmıştı. Ayse'nin koştuğunu gördü. Evinin balkonundan seslendi.

"Yavrum Ayşe! Ne oldu, neden koşuyorsun?” dese de Ayşe duymadı.

Hatice nine arkasından bağırdı “Dualarım seninle kızım, Allah evlatlarımızı kıymet bilenlerle karşılaştırsın. " dedi.

Arkasından bağıran Hatice nineyi, Ayşe duymadı hızla uzaklaştı.

Etrafın sisli manzarası insanın ruhuna kasvet üflüyordu.

Ağaçlarla örtülü yollardan ince uzun vucudu nazlı bir fidan gibi koşarak uzaklaşıyordu.

Kabristan, köyün biraz dışındaydı. Koştuğu yollardaki dikenler ayaklarina batıyordu. Ruhundaki derin örselenmeden, ayağına batan dikenlerin acısını hissetmedi bile. Etrafına baktı, sonra sendeler gibi oldu. Tekrar koştu.

Bir taraftan da kendi kendine mırıldanıyordu.

"Bunu bana nasıl yaptın!"

İri siyah gözleriyle, etrafi parçalar gibi kabristana baktı.

"Az kaldı geliyorum, yaptıklarının hesabını vereceksin." dedi.

Ve hızla yoluna devam etti. Kabristana yetiştiğini fark ettiği an ürperdi genç kadının tüm benliğini sardı. Sonra kendinden geçmiş bir halde oturdu yere. Deli gözlerle etrafını süzdü. Bir sağına bir soluna baktı. Etraf sisli miydi yoksa ona mı öyle geliyordu? Gözlerinde fer kalmamıştı. Vücudundaki kan, donmuş gibi yüzü bembeyaz olmuştu. İçinde tuttuğu bulutlar sağanak göz yağışına döndü. Hıçkırıklarının arasından, sesi soğuk bir rüzgar gibi kabristanın üzerinden geçti.

"Ben sana ne yaptım. Bana neden bu kötülüğü yaptın?"

Toprağı, yırtarcasına tırnaklarıyla eşelemeye başladı...

Bir yandan da "Söyle söyle" diye bağırıyordu..

Ayşe'nin hüznü bulutları da hüzne boğmuştu. Onunla beraber gökyüzü de ağlamaya başladı. Göğsünü yırtan bir hıçkırıklara ağladı. Yüzü mosmor kesildi. Göğsü şiddetle inip kalkıyordu.

“Ben seni sevmekten başka ne yaptım?” Dedi ve hıçkırıklara boğuldu...

Yağan yağmurda yüzü gibi artık bedenini de ıslanmıştı. Toprakla bir bütün olmuştu. İki eliyle başını tuturak olduğu yerden. Islak gözleriyle boş boş etrafına bakındı. Buz gibi soğuktu elleri, dudaklarının arasından sözler döküldü.

 “Seni çok sevdim. Başkasını sev diye mi?” Etrafına baktı.

Ölüm sessizliği vardı. Toprağı kazmaktan elleri kan revan içinde kalmıştı. Gözlerinin önüne bütün yaşadıkları, yaşamak isteyip de yaşayamadıkları geldi.

Sevmekten vazgeçmenin acısı o kadar kuvvetliydi ki artık dayanamıyordu. Müthiş bir iç sarsıntısı geçiriyordu. Elini sol tarafına götürdü. Acısını bastırırcasına kalbinin üzerine bastırdı.

“Ölüm bu kadar ağır ve acı değildir. Sen beni yaşarken öldürdün. Bugünden sonra seni kalbimde öldürüyorum. Seninle beraber kalbimi de bu toprağa görmüyorum." dedi ve kanlı elleriyle çukurun üzerini örttü.