MAKALE
Giriş Tarihi : 06-10-2021 14:06   Güncelleme : 12-10-2021 13:34

Zeynep Taş yazdı: Mezarlıkta Dünyaya Doğdum

 Zeynep Taş yazdı: Mezarlıkta Dünyaya Doğdum

Daha yumuşacıktı elleri... Minik ağzı ile annesinin göğsünü arıyor, koklaya koklaya emiyordu... Tıpkı bir oğlak gibi... Tıpkı bir yavru dana gibi... 

Analık ve dişilik bir taraftan ve küçücük yavrucakla güvenli bir bağlanma sürecinde ilk farkındalık diğer taraftan... 

Daha yumuşacıktı elleri... Ağzından yüreğine güven akıyordu.. Annesinden şefkat ve güven akıyordu süt yerine... 

Yani öyle umuyordu...! 

Dudakları acı bir meme emen,gülümseyişi sert, hikayesi durgun, ruhu cenderede sıkışmış bir anayı emen çocuğun çektiği ızdırabı kim anlatabilir...? 

Söyleyin bana, bu yavru için hangi kelimeden hüzün en iyi akar, hangi türkücü o yavrucağın acısını en iyi okuyabilir...!? 

Dişi bir ana değil..! Aksine eril bir ana'dan gerekli şefkati alamayan yavru sığamadığı çocukluğunu  hangi saklambaç oyununda tekrar bulabilir...? 

Yeni doğmuş bir çocuktu... Yukarı kalkık çeneleri olan bir gurup insan ile hem hal olmak, Firavunu daha bebekken tanımak gibi bir şeydi hayat onun için... Yavru Musa değildi yalnız...! 

Hangi onuru, hangi izzeti çiğnemiş olabilirdim diyordu ? 

Yeterince beyaz değil miydim, yada yeterince güzel değil miydim ? Neden herkes bu kadar soğuk davranıyordu bana... Üstelik emdiğim memeden bana huzur akmazken neden böyle bir dünyaya gönderilmiştim... 

Hem kim gönderdi ne dişi vardı etrafımda ne eril...

Topraktan henüz başım görülmüştü... 

Neden kusurlu yaratılmıştım...? 

Ezilmek için hangi kusurun sahibi olabilirdim...?

Yeterince güzel mi değildim... Varlığım yeterince gülümsetemedi mi yahut..? 

Neden annem bana soğuk neden hiç gülmüyordu ..

Neredeyse bedeninde benim için hazırlanan o süt çeşmelerini kapatacaktı... Zoraki veriyordu bana kendini... Yoksa o ana değil miydi? 

Aç kaldığımda neden kimse bana acımıyordu...? 
Hangi kusurum sebebiyle aç bırakılıyordum..? Hangi kusurumdan dolayı öldürüldüm der gibi.....!?.... 

Serzenişlerin, şikayetlerin, şükürsüzlüğün çocuğu muydum diye düşünüyordum annemi emerken...? 

Küçümsenişime acımayanların dolu olduğu bir mezarlıkta doğmuştum sanki.. Doğarken öldün sen diye kulağıma ezanla bağırıyorlardı... Küçük görülüyordum, bu gözden düşme hangi kusurumun sonucu idi.

Soruyordum annemi emerken?

Minik gözlerimde beni sevdiğine dair bir iz bir işaret ararken buluyordum kendimi.

Hayatın içinde yerini çoktan almış yetişkinlerin hepsinin ayrı bir görevi vardı, öyle ya ben de zaten sadece vazife çocuğuydum.

"Hala çocuğunuz yok mu ?" sorusunun cevabı idim, başka da hiçbir şey değildim... Vazife çocuğu, desinler çocuğu, annemin varlığını anlamlı kılma statüsünü kurtarma çocuğu idim... 

Yetişkinlerin eğlence aracı, ellerinde oynayacakları bir topaç gelmişti dünyaya.. Kimliğim, birey oluşum sevgiye muhtaç oluşum sadece onların sevmeye olan ihtiyaçları hasıl olunca az bir miktar gideriliyordu... Ya sonra... 

Sonrası... Vazifen ne ise o kadardın sen çocuk.... 

Özgüvenli olmaları için gerekli talimatları verdikleri çocukları için gösterdikleri müsamaha benim için geçersizdi... 

Hangi gururu incitmiş olabilirdim ki "her gece her gece senin için uyanacak mıyım senin için..! " diye daha 1 yaşını doldurmamış bir çocuğa kulağı hasar alacak kadar yüksek sesle bağırmayı hakedecek.... 

Çok mu çirkindim...

Kime yük idim... 

Oysa kalbinizdeki derin sevgisizliği o derin çaresizliği gidermek için kucağınıza verilmiştim... 

Mezarlıkta dünyaya geldim....

Doğarken kulağıma öldün diye ezan okusunlar için....

hertaraf