MAKALE
Giriş Tarihi : 29-09-2021 19:04   Güncelleme : 02-10-2021 10:31

Ayten Zaman yazdı: Adı güzel bahtı kara Zehra’m..

Bu hikâye ailesi tarafından terk edilen bir kızımızın hikayesi.

Ayten Zaman yazdı: Adı güzel bahtı kara Zehra’m..

Evimiz, çocuk esirgeme kurumunun hemen bitişiğinde olduğundan dolayı çocukları görüyordum.

Birgün tesettürlü bir kızın kurumun bahçesinde, çocuklar tarafindan itildigini, başörtüsünün çekildiğini ve bütün bu yasananlara rağmen başındaki örtüye dört elle sarılıp bırakmadığını gördüm.

İçindeki iman aşkı dikkatimi çekmeye yetti.

Çocuklarım eve geldiğinde kız hakkında bilgileri var mı, diye sordum.

“Evet, anne kız iranlı ama durumu hakkında bir malumatımız yok” dediler.

Çocuk esirgeme kurumunda bir Müslüman çocuğunun olması içimi sızlamaya yetti.

Avrupa’da, aile içinde şiddet gören çocukları, devlet ailelerden alip, çocuk yetiştirme yurduna yerleştiriyor, biliyorum. Kızımızın o mağdur çocuklardan biri olduğunu düşündüm önce.

Sabah olduğunda kızı yakından görmek, tanımak için, biraz meyve alıp çocukların yanina gittim.

Aralarına girip yanımda götürdüğüm meyveleri hepsine dağıttım.

Yanlarında olduğum süre içinde hayatları, aileleri hakkında bilgi edinmeye çalıştım, özellikle Zehra hakkında...

Bunu sık sık yapmaya çalıştım, artık çocuklarla arkadaş olmuştuk.

Bir sabah Zehra’nın kurumun bahçesinde bağırıp, ağlaması beni tedirgin etti, bunun üzerine koşarak yanına gittim.

Çocukların onu dövdüğünü ve görevlilerin de döven çocukları koruduğunu, müdahale etmediğini söyledi.

Bunun üzerine görevlilerden bilgi almak için bürolarına gittim.

Durumun Zehra'nın anlattığı gibi olamadığını söyleseler de ikna olmadım.

Artık Zehra'nın gölgesi gibi takip etmeye başlamıştım.

Zehra'ya birileri bir şey yaptığında, kendi çocuğum gibi koruyup kolluyordum.

Zamanla görevliler benden rahatsız olmaya başladılar.

Açık net bir şey demeseler de görevlilerin, hareketlerinden, bana karşı tutumlarından anlaşılıyordu.

Bu durum karşısında Zehra için ne yapabilirim, nasıl yardımcı olabilirim düşünmeye başladım.

Ve kendimce bir karar aldım.

Artık dışarı çıkma günlerinde evime getirecek, aile özlemini biraz da olsa dindirmeye çalışacaktım.

Zehra ile konuşup onayını aldıktan sonra, büroya başvurdum. Onlar da çok memnun olduklarını ve bu durumun Zehra’nın psikolojisine iyi geleceğini söylediler.

İzin aldıktan sonra artık Zehra bana gelmeye başladı.samimiyetimiz arttıkça hakkında daha fazlasını öğrenmeye başlamıştım.

Parçalanmış bir ailenin çocuğu olduğunu, anne ve babasının yollarını ayırıp başka insanlarla evlendiğini söyledi.

Annesinden sonra ninesi sahip çıkmış ama artık yaşlandığı için torununa bakmakta zorlanmış. Bu yüzden tedavi görmesi için Almanya’ya göndermişler kaçak yollardan.

On dört yaşında Almanya’ya gelmiş. Ben tanıdığım da on sekizine girmesine üç ay vardı.

Zehra ile artık hayal kuruyoruz, birlikte ailesine gideceğiz özlemi sona erecek.

Ben ondan daha heyecanlıyım.

Ailesiyle buluşmasını hayal ediyor, onların yerine kendimi koyuyorum. Heyecanım artıyor.

Zehra’nın on sekizine girmesine artık az kaldı, günleri sanıyoruz. Ben aylardır o ise yıllardır bu günleri bekliyoruz. Kafesten uçmaya hazırlanan bir kuş misali, kalbi de kuş gibi atıyor garip kızımın.

“Ayten abla büro ile konuş, artık gideceğim günü kesinleştirelim” dedi.

Bunun üzerine görevlilerle görüştüm. “Hayır gidemez,” dediler.

“Kanunen siz buna engel olmazsınız, yaşını doldurduğunda kendisi karar verme hakkına sahip ,gidecek,” diye cevap verdim.

“Ailesi istemiyor, nereye gönderelim,” sordular.

O an inanmadım. Yalan söylediklerini düşündüm.

“Tamam, ailesinin numarasını verin kendim konuşacağım,” dediğimde çok mutlu oldular. İkna” edin gönderelim biz de bunu istiyoruz. Zehra’nın üzgün olması bizi de üzüyor ama yardımcı olamıyoruz” dediler.

Babasının telefon numarasını aldım, eve geçip aradım.

İlk önce kızlarının ailesine olan özlemini, ardından yaşadığı zorlukları anlattım.

İran’a gitmesi durumunda yardımcı olabileceğimi, biletini alip gerekirse refakatçi olacağımı kendilerine bildirdim.

Babasının konuşması beni hayal kırıklığına uğrattı, soğuk duş etkisi yarattı üzerimde.

Yine de pes etmedim ikna etmeye çalıştım. “Bakın kızınıza burada, sokaklarda tecavüz edilebilir, bir baba olarak buna göz mü yumacaksınız,” diye sordum.

Adamın namusuna dokunur düşünmüştüm, fakat beni yanılttı. Sanki onun kızı hakkında konuşmuyorum gibi devam etti.

Ben onu ikna etmeye çalışırken, o beni kızına sahip çıkmam için ikna etmeye çalıştı.

“Madem o kadar merhametlisin ,sen al yanına kendin bak!” dedi.

Artık pes ettim ve telefonu kapattım.....

Benden haber bekleyen garibime nasıl durumu izah edeceğim, kara kara düşünmeye başladım.

Yıllardır bu günü bekleyen bir çocuğa, kırmadan incitmeden nasıl söylerim “ailen seni istemiyor.”

Zehra'yla konusmadan önce çocuk esirgeme kurumuna gittim, görevlilere durumu izah ettikten sonra biletini kendim alıp İran’a götüreceğimi söyledim.

“Aile, sorumluluğunu almadan burdan gidemez kanunların dışına çıkamayız” dediler.

Artık bir çıkış yolu yok, Zehra’ya durumu izah etmeliyim ama nasıl söyleyeceğim?

Garibime nasıl söylerim, anne, baba dediğinde sicimle göz yaşı akitigin insanlar artık seni istemiyor.

Bir kesi kadar değerin yokmuş ailenin yanında, seni Avrupanın göbeğinde yanlız bıraktılar nasıl söylenir.

Bir yabancı olmama rağmen bu yazıyı yazarken bile göz yaşları içinde yazıyorum o anları hatırlayıp.

Ailen istemiyor nasıl kırmadan söylenir!!!!

Nasıl söylenir?!!!

Zehra’yı aldım karşıma, “kızım tedaviye ihtiyacın var, malesef İran’da bu mümkün değil burda kalmak zorundasın.

Iyi olduğunda irana gideceksin” dedim.

Ve o günden sonra Zehra çok değişti....

Artık eski Zehra gitti, yerine agresif, kendini yerlere vuran Zehra geldi.....

İçinde yanan ateş etrafını yakmaya başladı.

Kızın her gün bir yerleri morarmaya başladı, nedenini sorduğumda kendisi yapmış deyip olayı geçiştiriyorlardi...

Olayın üzerine gittiğimde uzak tutmaya başladılar.

O da yetmedi bu sefer başka şehire gönderdiler.

Uçmaya hazırlanan hasta kanatlarını önce ailesi sonra gayrimüslimler kırdı benden uzak tutarak.