ANALİZ
Giriş Tarihi : 24-09-2021 15:31   Güncelleme : 28-09-2021 08:56

Hayrettin Karaman'ın, 'İktidara zarar verecekse doğruları söylemek caizdir diyemem' dediği iddia edildi.

“Bu iktidardan pek çok beklentiniz gerçekleşti, camiayı hayretle izliyorum, bak demedi demeyin, sonra Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olursunuz, iktidara zarar verecekse haksızlık ve yanlışlardan şikayetle doğruları söylemek caizdir diyemem.”

Hayrettin Karaman'ın, 'İktidara zarar verecekse doğruları söylemek caizdir diyemem' dediği iddia edildi.

Akif Beki, Karar gazetesinde yayımlanan "Dünyaya adalet bize bulgur mu!" başlıklı yazıaında Yeni Şafak yazarı Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ın muhafazakar camiada AK Parti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik eleştirilere karşı WhatsApp grupları üzerinden ‘iktidara zarar verecekse doğruları söylemek caizdir diyemem.’ uyarısı paylaştığını ileri sürdü.

İşte o yazı: 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, New York’ta “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” konferansında konuştu.

Sabah gazetesi, haberi şu başlıkla duyurdu:

“New York’ta Başkan Erdoğan’a övgü dolu sözler! Türkiye’nin değil bütün Müslümanların lideri.”

Bu övgünün New York’la ve konferansla alakası ise şu. “Erdoğan’dan önce kürsüye çıkan New York Brooklyn Takva Mescidi kurucu İmamı Siraj Wahhaj” düzüyor.

Erdoğan’a dünya Müslümanlarının liderliğini yakıştıran başlık, ilk kez atılmıyor. Her yıl aynı mecralarda, başka ağızlardan tekrar tekrar sunulan bir haber.

Google’layın görürsünüz, yeni doğal gaz ve petrol bulunduğu müjdelerinden daha az tekrarlanmıyor.

Tarama sonuçları ilginç. 2011’de sorulması üzerine Erdoğan’ın, “Dünya Müslümanlarının lideri olmak gibi bir derdim yok” dediği de çıkıyor karşınıza.

Sene 2021. Yine de aynı haberler tekrar ediyor.

Sanki İslam dünyası yekpare bir bütün, dini-siyasi ihtilaf ve çıkar çatışmalarıyla bölünmüş değil, ümmetin liderliği diye de bir kadro var ve o kadro münhal, oraya bir lider aranıyor.

Velev ki öyle, ümmetin bir lider arayışı var diyelim.

Türkiye’nin sorunlarını hallettik, ümmetin boş kalan lider kadrosunu doldurmak mı kaldı!

Yine “daha adil bir Türkiye” kurduk mu ki sıra, “Daha Adil Bir Dünya Mümkün”ün kitabını yazıp New York’ta lansmanını yapmaya, reklam panolarında tanıtmaya geldi!

Kendimize bakmadan dünyaya nizamat verdikten sonra ne olacağını bilmiyormuşuz gibi.

Cumhurbaşkanı giderken söyledi, Amerika dönüşü bizzat ilgilenmek suretiyle marketlerdeki fahiş fiyat zulmünün üstüne üstüne gidecek.

Bu, zulmün mağduru millet de dişini sıkıp adaletin bize getirilmesini bekliyor demek değil mi?

Yönetenler beklentinin farkında, yardımcı medyaları da bunu biliyor ama önceliği dünyaya veriyorlar ne hikmetse, ülkelerinden başlamıyorlar.

İlahiyatçı Hayrettin Karaman Hoca da ‘yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele edip adaleti tesise önce bizden başlasanız’ diye iktidarı uyarmak yerine cemaati uyarıyor.

Cemaate hayrı zaten yok da... Böyle savunmak iktidara da iyilik değil, yanlışta ısrara teşvik ediyor.

Tersini yapsa belki iktidar yanlışlarını düzeltecek, homurdanmayı ve şikayeti kesmesi için cemaati uyarmasına da gerek kalmayacak. Herkes kazanacak. Din de haksızlığa alet edilmeyecek.

Fakat Hoca, şu tarz uyarılarını kah Yeni Şafak kah WhatsApp gruplarından sürdürüyor:

“Bu iktidardan pek çok beklentiniz gerçekleşti, camiayı hayretle izliyorum, bak demedi demeyin, sonra Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olursunuz, iktidara zarar verecekse haksızlık ve yanlışlardan şikayetle doğruları söylemek caizdir diyemem.”

Yani dünyanın bizden karşılanacak bir adalet, ümmetin bir iyi liderlik beklentisi var ama muhafazakar dindar camianın böyle beklentileri olmasın mı!

Müslümanlar haksızlığı, yolsuzluğu, adaletsizliği, kötü yönetimi bırakıp eldeki bulgurla yetinsin, işlerine mi baksınlar!

Bu da dinin gereği ve ahlaki bir teklif öyle mi?

Siyasetçilerden seçmenin beklentisi, dünya işlerinin adaletle yönetilmesi değil de... Bu dünyada siyasetin haksızlıklarına sessiz kalıp fedakarlıklara katlanması karşılığında ahiretinin kurtarılması mıdır?

Cevabını, Cumhurbaşkanı Erdoğan defalarca verdi oysa.

“Siyaset yapıyoruz, tekkeye mürit aramıyoruz” da dedi...

“Adaletle yürüdüğümüz, halkın hizmetinde olduğumuz sürece bize destek verin. Yoksa sakın ha...Biz halkımızı, liderlerin kulları olarak görmüyoruz. Böyle bir şeyi de kabul etmiyoruz. Sadece fikrin, ilkenin peşinde olması lazım insanın. Futbol takımı tutar gibi siyasi parti tutamayız. Bu alışkanlıkları bir defa bırakmamız lazım” da dedi...

Hoca’ya daha ne desin!

Dünyaya adalet, ümmete iyi liderlik layıkken bize bulgur mu düşecek, kısmetimize razı mı olalım yani?

Ümmet ne der?

Erdoğan’a “ümmetin lideri” övgüsü düzülen “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” konferansını, Türk Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi TASC düzenlemişti. TASC, bir gün önce de Ortodoks Yahudi Ticaret Odası’yla bir mutabakat imzaladı.

Emirlikler’in İsrail’le imzaladığı Abraham Anlaşması’na destek vermeyi içeriyor. Ve işgali bitirmesi için başlatılan İsrail’i boykot kampanyasına birlikte karşı çıkmayı...

Törende Dışişleri Bakan Yardımcısı Kıran da görülüyor. İmzalayansa TASC Başkanı Halil Mutlu.

Halbuki İsrail’le anlaşmadan dolayı Ankara, Emirlikler’e sert tepki göstermişti. Filistin davasına ihanetle suçlamış, kınamakla kalmayıp gerekirse ilişkileri kesmekle bile tehdit etmişti.

İslam dünyasındaki yönetimler memnun olur da ümmetin halkları ne der bu işe?