ANALİZ
Giriş Tarihi : 17-09-2021 21:28   Güncelleme : 20-09-2021 10:38

Fatma Tuncer yazdı: Vefa, insanlığın bir şubesidir

Fatma Tuncer yazdı: Vefa, insanlığın bir şubesidir

Fatma Tuncer Milli Gazete'de "Vefa, insanlığın bir şubesidir" başlıklı bitr yazı kaleme aldı.

İşte o yazı: 

Genç kuşakla büyük ebeveynler arasındaki mesafeyi kapatabilmek için huzurevleri ile kreşleri birleştirerek iki nesil arasında köprü kurmaya çalışan Batı toplumu, bu projeyi bütün dünyaya yaymaya çalışıyor. Önce İtalya’da başlayan daha sonra İngiltere, ABD, Kanada, Avustralya, Japonya ve Singapur’da aktive edilen projenin, hem çocuklar hem de yaşlılar için olumlu sonuçlar verdiği ifade ediliyor.

Kapitalist kültürün hâkim olduğu Batı toplumlarında yaşlı bireyler miadı dolmuş bir eşya gibi görülür ve huzurevlerine terk edilir. Dolayısıyla bu toplumlarda sosyal alandan uzaklaşan ve izole bir hayat yaşayan yaşlı bireylerin çocuklarla bir araya gelip paylaşımda bulunmaları onlara kendilerini iyi hissettirebilir. Nitekim uygulamaların aktive edildiği ülkelerde huzurevlerinde kalmayan yaşlı bireylerin de çocuklarla yapılan etkinliklere katıldıkları ve özel bir bağ kurarak iletişimi sürdürdükleri ifade ediliyor. Binbir umutla büyüttükleri evlatlarına ulaşamayan ve yalnızlığa terk edilen yaşlı bireylerin çocuklarla bir araya gelmeleri ve paylaşım içinde olmaları elbette her iki taraf için de kazanım olacaktır. Ancak söz konusu projenin bütün toplumlarda geçerli olabileceğini savunmak doğru değildir.

Başta İtalya ve İngiltere olmak üzere birçok ülkede kullanılan yöntemle paylaşım artırılarak iki nesil arasındaki mesafe kapatılmaya çalışılıyor. Proje yaşlı bireylere hem işe yaradıklarını hissettiriyor hem de çocuklarla bağ kurdurarak motivasyon sağlıyor. Nitekim bu vesile ile huzurevi sakinleri çocuklara masal anlatıyor, etkinliklerine yardımcı oluyor, sohbet ediyorlar, çocuklar ise yaşlı ebeveynlerin sevgileri ile buluşuyor ve onların tecrübelerinden faydalanıyorlar.

Başta da dediğim gibi Batı toplumunda yaşlı bireyler huzurevlerine terk edilerek sadece çocuklarından değil toplumdan da soyutlanır ve yalnızlığa terk edilirler. Devlet tarafından oluşturulan huzurevleri ise onları koruma altına alır ve ihtiyaçlarını karşılar ancak yaşlı ebeveynlerin asıl ihtiyaç duydukları şey vefa ve sevgidir ki, bunu ilk evvela çocuklarından beklerler. Fakat bu toplumlarda vefa duygusunun bir geçerliliği yoktur burada güç ve çıkarlar vardır, gücünüzü kaybettiğinizde itibarınız kalmaz ve kıyıya atılıverirsiniz.

Huzurevi bütün imkânların tükendiği noktada bir çıkış yolu olarak görülse de yaşlı bireyleri yalnızlaştıran ve izole eden bir özelliğe sahip ve bu nedenle akraba ilişkilerine ve yakınlığa önem veren doğu toplumlarında pek ilgi göremiyor.

Batı, huzurevlerine terk edilen yaşlıları çocuklarla buluşturarak iki nesil arasındaki mesafeyi kapatmaya ve bunu bütün dünyada yaygınlaştırmaya çalışıyor. Bazı köşe yazarları olayın sosyopsikolojik boyutunu dikkate almadan söz konusu projenin ülkemizde de yaygınlaşması gerektiğini savunuyor ve Aile Bakanlığı’nın bu konuya el atması gerektiğini ifade ediyorlar. Huzurevlerinin gerekli olduğu durumlardan bahsedebilirsiniz ancak zaruret olmadığı sürece, Müslüman ailelerin evlerinde yaşlı bireylere ayrılabilecek bir alan mutlaka vardır diye düşünüyorum. Yaşlı ebeveynlerle genç bireyler ve çocuklar arasında sıcak bir bağın kurulması ve paylaşımın zenginleştirilmesi elbette temennimizdir ancak bunu huzurevlerinde değil bizzat yaşadığımız ortamda yani evlerimizde gerçekleştirebilmeliyiz. Vefa, insanlığın bir şubesidir ve bizim yaşlı bireylere vefa borcumuz vardır,  onlara evimizin özel bir köşesinde yer ayırır, hizmetlerini yapar ve dualarını almak isteriz.

Çocuklar dedeleriyle, nineleriyle yakın mesafede olmalı ve onların tecrübelerinden faydalanmalıdırlar, bu her iki taraf için de bir kazançtır. Bugün genç kuşağın empati ve paylaşım gibi değerlerden uzak yaşamalarının en büyük nedeni ailenin küçülmesi ve büyük ebeveynlerin çocuklar üzerindeki etkilerinin azalmasıdır. Yaşlı bireyleri aileyi bir arada tutan bir çınar olarak görüp hak ettikleri vefayı gösterdiğimiz takdirde arzu ettiğimiz köprüleri kurabilir ve iki kuşak arasındaki mesafeyi ortadan kaldırabiliriz.

Aile fertlerini kaybetmiş ya da ayrılmış olan ve hayatını tek başına sürdürmek zorunda kalan yaşlı bireyler için huzurevleri bir ihtiyaç olabilir ancak makam mevki ve para peşinde koşanların anne-babalarını huzurevlerinde yalnızlığa terk etmeleri kabul edilir bir şey değil.  Biz önce bakış açımızı değiştirmeli ve hayatlarını bize adayan yaşlılarımıza vefayı bir borç olarak görmeliyiz. Hepimiz bir yaşlı adayıyız ve yaşlılığımızda bize nasıl davranılmasını istiyorsak onlara da öyle davranmalıyız.