Atasoy Müftüoğlu
Giriş Tarihi : 08-09-2021 10:25   Güncelleme : 14-09-2021 10:33

Atasoy Müftüoğlu'ndan Koranavirüs ve Taliban Değerlendirmesi: Ölümcül Edilgenlikler

Bütün tiranlıklar, “demokrasi” maskesi altında çıkar savaşları veriyor. Modern tarih boyunca, modernliklerin, insanlığa/hayata/tabiata hiçbir şekilde saygı duymadığı bugün açıkça, bütün boyutlarıyla görülebiliyor.

Atasoy Müftüoğlu'ndan Koranavirüs ve Taliban Değerlendirmesi: Ölümcül Edilgenlikler

Üstad Atasoy Müftüoğlu İslami Analiz'de "Ölümcül Edilgenlikler"  başlıklı bir yazı kaleme aldı. 

İşte o yazı: 

Bugünün dünyası ve dünya düzeni, büyük ölçüde ideolojiye, ırkçılığa, çıkara ve önyargıya batmış bir dünya ve dünya düzenidir. Böyle bir dünyada, dünya düzeninde, rasyonalite adına bütün kötülükler-barbarlıklar-vicdansızlıklar ve merhametsizlikler meşrulaştırılabiliyor. Modernite, evrensel-küresel tahakkümü-emperyalizmi, normalleştiren-sıradanlaştıran bir faşizm biçiminde varlığını sürdürmeye çalışıyor. Bütün tiranlıklar, “demokrasi” maskesi altında çıkar savaşları veriyor. Modern tarih boyunca, modernliklerin, insanlığa/hayata/tabiata hiçbir şekilde saygı duymadığı bugün açıkça, bütün boyutlarıyla görülebiliyor. Günümüzde, tekno-kapitalizm insanlık yararına olmaktan çok, küresel tahakkümü kolaylaştırmak üzere kullanılıyor. Modern bilim, günümüzde, seküler uygarlığı ve burjuva ideolojisini tahkim etmeye çalışıyor.

İnsanlığın dünyası, bugün, sözcüklerin/anlamların/kavramların güç ilişkilerine göre tanımlandığı, çok ahlaksız bir dünya ile karşı karşıya bulunuyor. Modern tarihi meşrulaştıran bütün paradigma ve referans sistemleri, bugün, bütün imkanlarıyla yeni sömürgeciliğe hizmet ediyor. Bütün bir insanlık, ilerleme ideolojisinin, bütün modern ideolojik çöplerin ve hurdaların dünyayı cehenneme çevirdiğini açıkça görebiliyor. Bugünün dünyasında hemen her ülke, Türkiye’de de somut olarak müşahede edilebileceği üzere, kapitalist/seküler/liberal dünya düzeninin vazgeçilemez bir parçası haline gelmiştir. Bu açık gerçeğe rağmen, bugün, Türkiye, hiçbir yapısal-kurumsal/varoluşsal değişim-dönüşüm yaşanmadığı halde, folklorik kimi İslami tezahürlere dayanılarak, “siyasal İslamcı” etkiketi ile etiketlenebiliyor.

İçerisinde yaşadığımız dijital kürelleşme, gözetim, kontrol çağında, dijital imparatorluk-iktidar, hangi yerli ve milli aidiyete ait olduklarını iddia ederlerse etsinler, bütün bireyleri/insanları dijital dünya yurttaşlarına dönüştürüyor. Dijital dünya yurttaşlığı, hakim dünya düzeninin bütün tezahürlerine maruz kalmak, zihinsel ve ruhsal edilgenliklere açık olmak anlamına geliyor. İçerisinde yaşayarak müşahede ettiğimiz üzere, bütün otoriter/popülist rejimlerin bütün değerleri ve kavramları araçsallaştırdıkları gibi, dijital imparatorluk da bütün insanlığı araçsallaştırıyor.

Hangi yolla sömürgeleştirilirse sömürgeleştirilsin, sömürgeleştirilen zihin ve ruh dünyası, hiçbir durumda, bağımsız İslami tanımlamalar ve çözümlemeler yapamaz. Sömürgeleştirilen zihin ve ruh dünyası, eleştirel anlamda düşünmeye ve sorgulamalar yapmaya cesaret edemez.

Günümüzde İslam dünyası toplumları ve kültürleri hiçbir dil’le tanımlanması mümkün olmayan büyük altüst oluşlar yaşıyor. İslam toplumları, hiçbir idealizme alan bırakmayan oportünizmler doğrultusunda sürükleniyor. Teoride Müslüman, pratikte oportünist olan muhafazakar kesimler, politik iktidara sahip olmanın kendilerine sağladığı imkanlarla, yeni ayrıcalıklar, yeni hazlar, yeni kâr’lar keşfetmenin sarhoşluğunu yaşıyor. Gündelik hayat, resmi gerçeklik adına, hamaset ve beka söylemi aracılığıyla sömürgeleştiriliyor. Bütünüyle kültürsüzleştirilen toplumlarda, içerisinde yaşadığımız toplumda da, her tür bağnazlık kutsallaştırılabiliyor. Her tür tekyanlılık, tek boyutluluk ortak bütünlük bilincini paramparça edebiliyor. Irksal-etnik-kültürel temelde, spekülatif kurgularla oluşturulan bir tarih yaklaşımı, geçmişe ilişkin sahici bilgi ve bilinç kaynaklarını bütünüyle yok sayabiliyor. Bu noktada, bütün İslami anlamlar-kavramlar basit-bayağı propaganda araçları olarak kullanılabiliyor. Sahih bir insanilikten, sahih bir ahlakilikten söz edemiyoruz. Gündelik hayat bütünüyle propaganda söyleminin işgali altında bulunuyor. Günümüz İslam toplumlarında, hamaset-beka dili ve söylemiyle gerçeklik arasında büyük uçurumlar oluşuyor. Hangi toplumda olursa olsun, ideolojik söylemin, hamaset söyleminin epistemolojik hiçbir anlam ve değer taşımadığını bilmek-anlamak ve hatırlamak gerekiyor.

İslam toplumlarında bugün, resmi gerçeklik, hakiki gerçeklikle savaşıyor.

İslam toplumlarında umut, ancak hakiki gerçekliğin konuşulabilir, yazılabilir, açıklanabilir hale gelmesiyle başlayabilir. Bağımsız içerik-anlam-değer ve kültür üreten toplumlar, umut edebilirler. Bir toplumda bilinç çoğaldıkça, toplumsallaştıkça, sorumluluk ve üretkenlik de aynı şekilde, aynı oranda çoğalır. İslami bilincin toplumsallaşması ahlaki cesaret ve bütünlüğe, entelektüel cesaret ve bütünlüğe sahip kadroların çabalarıyla gerçekleştirilebilir.

İçerisinde yaşadığımız dönemde, küresel koronavirüs sağlık krizi; hayatlarımızı, düşünce ve tasavvurlarımızı, dostluk ve dayanışmalarımızı altüst etmeye devam ediyor. Hemen her toplum, her küresel sorunla ilgili olarak spekülasyonlara mahkum edildiği gibi, koronavirüs küresel sağlık krizi konusunda da yoğun spekülasyonlara mahkûm olmaktan bir türlü kurtulamıyor. Küresel sorunlarla/krizlerle ilgili olarak gerçek çözümlemeler-yorumlamalar yapılamadığı için, her toplumda, düşünürler/aydınlar/bilim adamları, ancak pragmatik çözümlemeler etrafında yoğunlaşabiliyor. Pragmatik profesyonellerin, uzmanların dünyası, evrensel düşünürlere, ahlaki otoritelere, bilgelere, filozoflara, bunların öneri ve uyarılarına, eleştirilerine ve sorgulamalarına ihtiyaç duymadığı gibi, saygı da duymuyor. Günümüzde bilgi her durumda araçsallaştırılabildiği için, anlam’a ihtiyaç duyulmuyor. Bilgi, alınıp satılabilen bir ürün’e dönüştürüldüğü için, dönüştürülebildiği için, değersizleştirilebiliyor. Bütün bu nedenlerle, günümüzde yaşanmakta olan büyük insanlık sorunları/trajedileri, ancak teknik-pragmatik-bürokratik sınırlar içerisinde konuşulabiliyor, tartışılabiliyor.

Bütün toplumlarda olduğu gibi, bugün, Türkiye’de de kültür ve eğitim niteliksel değerlendirme konusu olmaktan çıkmış, niceliksel/ölçülebilir değerlendirmelerin konusu haline gelmiştir. Bu durum, toplumlarımızın kültürel sağlığını yitirdiğini, içeriksiz toplumlara dönüştürüldüğünü gösterir. Günümüzde, fiilen tecrübe ettiğimiz üzere, kültürel içerik üretmediğimizi çin, kültürel nitelik üretmediğimiz için, kendi dünya görüşleri ve hayat tarzları doğrultusunda içerik üreten toplumlarla iletişim kuramıyor, onların ürettiği kültürel içeriğe maruz kalıyoruz. Kendi dünya görüşlerini, hayat tarzlarını ve kültürlerini özgürleştiremeyen, bu doğrultuda hiçbir maddi çaba harcamayan İslam toplumları, bütün insanlığı tehdit eden modern dünya sistemine bağımlı olmaya devam ediyor.

Bugünün dünyası tarihin yüzeyindeki olgularla/olaylarla ilgilendiği ve derinliklerle ilgilenmediği için, Afganistan’da Amerikan emperyalizmi tarafından kurulan şeriata dayalı Afganistan İslam Cumhuriyeti’ni (Eşref Gani Hükümeti) hiçbir şekilde tartışma/spekülasyon ve sorgulama konusu yapmazken, bu defa, Afganistan’da Taliban yönetimi tarafından kurulan şeriata dayalı İslam Emirliği’ni dehşet verici spekülasyonlar ve senaryolarla, İslam’ı ve Müslümanları mahkûm etmeye yönelik yorumlarla değerlendirmeye çalışıyor. İslam söz konusu olduğunda, tek yanlılık ve dar kafalılık, her zaman ve her yerde bütün gerçeklikleri çarpıtıyor. Maruz kaldığımız çok yönlü bağımlılıklar ve nesneleştirilmeler sebebiyle, bilinçli farkındalıkların nasıl bir şey olduğunu bilmiyoruz. Bugünün dünyasında İslami bütün kavramlar ne yazık ki bütünüyle istismar kavramlarına dönüşmüş, dönüştürülmüştür. Günümüz Afganistanı’nda, tarih boyunca İslam’ın, İslami bütün tasavvur ve tahayyüllerin aleyhinde kullanılabilecek bağnazlıklar, kabile bencillikleri, mezhep bencillikleri, hizip bencillikleri, karşıtlıkları, ufuksuzluklar, büyük trajediler, büyük acılar yaşandı, yaşanıyor. Gerçek böyleyken, bütün bu yaşananlarla ilgili olarak, Taliban’ın aşırı/ölçüsüz/bağnaz/keyfi/şiddet içeren uygulamalarına, İslami bütün ve bütünlük adına müdahale edebilecek, öneri ve uyarılarda bulunabilecek, ahlaki/entelektüel/ilmi/fıkhi otorite ve kadrolara ne yazık ki sahip bulunmuyoruz. Bu durum yaşanan trajedileri daha çok derinleştiriyor.

İslam dünyası toplumları ve kültürleri, bugün, ölümcül edilgenlikler içerisinde bulunuyor. İslam toplumları ve kültürleri karşı karşıya bulundukları bu ölümcül edilgenliklerle yüzleşmeleri gerekirken, utanç verici kayıtsızlıklar sergiliyor. İslami düşünce-kültür-ilahiyat hayatı, varoluşsal/hayati meseleler hakkında, kapsayıcı-kuşatıcı-ikna edici fikirler içeren açıklamalar sunamıyor. Müslüman halklar/kültürler, ulus- devlet sınırları ve kutsallarıyla, resmi gerçekliğin ve kutsalların sınırlarına kapatıldıkları için, İslami bütüne/bütünlüğe, evrensel İslam ailesine-ümmete bütünüyle yabancılaşıyor. Günümüzde Müslüman halklar, kendilerine hamaset-popülizm yoluyla dayatılan resmi gerçeklik aracılığıyla düşüncesizleştirildikleri için resmi gerçekliklerin malûl’leri-mağdurları haline getirilmişlerdir. Bu nedenledir ki, resmi gerçekliklerin malul’leri ve mağdurları İslami bütünü temsil iradesine sahip değiller.

İslam toplumlarında putları yıkan yorumlar üretebilecek kamusal düşünürler-alimler-filozoflar yetişmediği için, bugün, her ulus-devlet’te, aziz İslam, ne yazık ki, etnik yorumlarla, Türk-Arap-İran-Peştun vb. gibi yorumlarla eşitlenerek, yerli-milli çerçevelerle sınırlandırılıyor. Hangi nedenlerle ve hangi gerekçelerle yapılıyor olursa olsun, aziz İslam’ı, herhangi bir etnik-yerli-milli (Türk-Arap-İran-Peştun vb. gibi) yorumlarla eşitlemeye, sınırlandırmaya, tek yorumu mutlaklaştırmaya çalışmak İslam’a ihanet anlamı taşır. İslam dünyası toplumlarında din’i ve politik popülizmlerin, yerli-milli popülizmlerin ölümcül hakimiyeti, politik iktidarların çıkarları ve ihtirasları adına yoğun bir biçimde tahkim ediliyor. İslam toplumlarında, oportünist-muhteris-çapsız-ufuksuz taşralı politik kadroların-figürlerin, aziz İslam’ı kendi ihtirasları ve çıkarları doğrultusunda sömürgeleştirmeleri-kendi tekelleri altına almaları İslam’a tanımlanamayacak ölçüde büyük zararlar veriyor. İslami anlamların, değerlerin, kavramların, kapitalist/seküler/liberal/sağ/muhafazakar bir hayat/siyaset tarzı içerisinde, hiçbir işlevleri ve misyonlarının olmadığını görmek-anlamak gerekiyor.

İslam toplumlarını, halen içerisinde yaşayageldikleri ölümcül/yapısal edilgenlikler, her dönemde, her tür emperyalizmin, askeri/politik/ekonomik/kültürel emperyalizmin müdahalesine açık hale getiriyor. Modern-emperyalist tarih bütünüyle ahlaki-vicdani yanlışlardan, kötülüklerden, keyfi, çıkara dayalı müdahalelerden oluşuyor. Modern-emperyalist tarihin silahlı bir tarih olduğunu hatırlama, hayati önemi olan bir konudur. Silahlı tarihin, bugün insanlıktan uzak bir dünya oluşturduğunu açıkça görebiliriz. Bu nedenledir ki, bugün, insanlık kaos ve manipülasyon zamanlarında yaşıyor.

Yapısal edilgenliklerle malûl bulunan, insan yerine konulmayan Müslüman halkların-toplumların-ülkelerin-siyasetlerin, her durumda nasıl istikrarsızlaştırılabildiklerini sormak ve bu soruya ikna edici cevaplar bulmak İslami entelektüel hayatın görevidir. Günümüz dünyasında her milliyetçilik her durumde milli-yerli faziletlerden söz ederken, hiçbir milliyetçilik milli kusurlardan, yapısal-ölümcül yetersizliklerden-zaaflardan söz etmiyor. İnsanlığı, ortak insanlık ideallerine yabancılaştıran milliyetçilikler-ırkçılıklar-mezhepçilikler sebebiyle, bugün Müslüman halklar bile bir arada, İslami bir bütünlük-dayanışma içerisinde yaşamayı başaramıyor. Müslümanların bir arada yaşamayı başaramadıkları bir dünyada, insanlığın bir arada yaşamayı başarması mümkün görünmüyor.