ANALİZ
Giriş Tarihi : 03-09-2021 20:23   Güncelleme : 06-09-2021 12:17

Afganistan: Taliban, IŞİD ve El Kaide nasıl ayrışıyor, aralarında ne farklar var?

Afganistan: Taliban, IŞİD ve El Kaide nasıl ayrışıyor, aralarında ne farklar var?

Üsame Bin Ladin, 11 Eylül saldırılarından üç yıl önce CNN ile mülakatında ABD'ye karşı cihat ilanı yapmıştı.

Peştu dilinde "talebeler" anlamına gelen Taliban, Sovyetlerin Afganistan'dan çekilmesinin ardından 1990'larda Pakistan'ın kuzeyinde ortaya çıktı.

Sünni İslam'ın katı bir yorumunu benimseyen Taliban, ilk etapta Suudi Arabistan'dan gelen parayla finanse edildi ve bir Peştun hareketi olarak kendisini gösterdi.

Taliban'ın vaadi, Pakistan ve Afganistan arasında kalan Peştun bölgesinde İslami yasalara ve şeriata dayanan bir yönetimle barışı ve güvenliği sağlamaktı.

Afganistan'ın güneybatısından başlayarak Taliban hızlıca etkisini artırdı. 1996'da Devlet Başkanı Burhaneddin

Rabbani'yi devirerek Kabil'i ele geçirdi.

1998'de örgüt Afganistan'ın yüzde 90'ını kontrol ediyordu.

Ardından El Kaide lojistik destek ağı olmaktan çıkarak küresel emelleri olan bir cihatçı örgütlenmeye dönüştü. Taliban rejimi ise El Kaide'yi Afganistan'a buyur etti.

Irak'taki El Kaide ise orijinal El Kaide çizgisinden farklılaşarak yine küresel bir bakış açısı kazandı. 2006 yılında diğer aşırılıkçı gruplardan ayrılarak, Irak İslam Devleti adını aldı.

2011'den sonra İslam Devleti Suriye'deki savaşa tamamen müdahil oldu ve ismini Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) olarak değiştirdi. El Kaide ile yolları ayrıldı.

Üç örgütün ortak noktası, Sünni İslam'ın katı bir yorumunu benimsiyor olmaları.

BBC'ye konuşan İngiltere'deki King's College London öğretim üyesi Michele Groppi, "Üç örgüt de sosyal ve siyasi yaşamın dini konulardan ayrı tutulamayacağına inanıyor.

İnanç uğruna şiddet uygulamanın meşru olduğunu düşünüyorlar. Bu aynı zamanda bir görev: Savaşmayan kişilerin kötü Müslüman olduğu inancı var" diyor.

Groppi bu görüşün, farklı bağlamdaki tehditler için yazılmış ayetlerin bire bir tefsirinden kaynaklandığını söylüyor:

"İncil'de olduğu gibi Kuran'da da çok sert ayetler var. Ancak Müslümanların ezici çoğunluğu, genellikle bu sert prensipleri kabul etmiyor. Dinin başlangıcında bunların geçerli olduğunu söylüyorlar. Cihadın o zamanlar anlamı vardı diyorlar."

Taliban, El Kaide ve IŞİD hedeflerine yönelik olarak benimsedikleri aşırıcılığın dozlarında da ayrışıyorlar.

Taliban'ın çıkarları Afganistan'a odaklı, ancak El Kaide ve IŞİD'in küresel hedefleri var.

Taliban en son 1990'larda şeriat yasalarını uygulamıştı. Bu, kadınlar için sert kurallar ve cezalar, halka açık infazlar, kırbaç cezaları ve uzuv kesme cezaları anlamına geldi.

Tarihin tekerrür edeceğinden duyulan korkuyla Afganlar ülkeden kaçmak için sınırlara ve havaalanına akın etti.

Washington'daki Georgetown Üniversitesi'nden terörizm ve Ortadoğu uzmanı Daniel Byman'a göre, El Kaide ve IŞİD'in öğretileri daha da radikal.

BBC'ye konuşan Byman, Taliban'ın Afganistan'da geçmişi canlandırma arayışında olsa bile diğer ülkeleri değiştirmeyi hedeflemediğini dile getiriyor.

aliban, 1970'lerin ve 1980'lerin sonlarında meydana gelen iç savaş ve Sovyet birliklerine karşı gerçekleştirilen direnişle birlikte doğdu.
Byman, El Kaide ve IŞİD'in küresel hedeflere sahip olduğunu hatırlatıyor ve hilafet kurma niyetlerini karşılaştırıyor:

"IŞİD hilafeti bugün kurmak istiyor, El Kaide ise henüz erken olduğu görüşünde. Cihatçıların ve Müslüman toplumların henüz hazır olmadığını söylüyorlar. Öncelikleri hilafet değil."

Taliban, El Kaide ve IŞİD uzak ve yakın düşmanları paylaşıyor.

ABD ve Batılı ülkeler listenin başında geliyor. Son sırada ise müttefikler ile din ve devlet ayrımını benimsemiş ülkeler var.

Byman, "IŞİD, başından beri El Kaide'ye göre daha şiddet yanlısıydı ve Batı'ya karşı savaşın yanı sıra, onun ideolojisini paylaşmayan diğer Müslümanlara karşı da mezhepçi bir mücadele yürüttü" diyor.

Eski ABD Başkanı George W. Bush, "teröre karşı savaş" sözü verdi ve 2001'de Afganistan için işgal emri verdi.

Bir diğer önemli farklılık da ABD, El Kaide'nin baş düşmanı olmaya devam ederken, IŞİD'in Orta Doğu'da Şii toplumuna ve diğer dini azınlıklara karşı saldırmaya devam etmesi.

El Kaide'nin de Şiileri 'mürtet' yani dinden dönmüş kişi olarak gördüğünü ifade eden Byman şöyle devam ediyor:

"Buna rağmen onları öldürmenin oldukça uç bir eylem ve kaynakları boşa kullanmak olduğunu, cihatçı projeye de zarar verdiğini düşünüyorlar."

Groppi, IŞİD'in Taliban'ı ABD ile planlanan geri çekilme müzakereleri yürütmesi nedeniyle "hain" olarak gördüğünü söylüyor ve bu yüzden de Taliban'ın iktidara gelişinin bu bölünmeleri daha da artırdığı görüşünü savunuyor.

Ancak, IŞİD üçüncü bir grup vasıtasıyla Taliban'a dolaylı olarak bağını sürdürüyor.

Uzmanlar, Afganistan'daki IŞİD gruplarıyla, Taliban'la yakın ilişki içerisinde olan ve Hakkani olarak bilinen militan ağı arasında güçlü bağlantılar olduğunu söylüyor.

El Kaide en çok, 11 Eylül 2001'de New York'taki İkiz Kuleler'e yönelik gerçekleştirdiği ve 11 Eylül saldırıları olarak bilinen saldırı ile tanınıyor.

Örgüt, etki tesiri yüksek yöntemleriyle dünyanın her yerindeki Müslüman savaşçıları harekete geçirmeyi ve ABD'yi Orta Doğu'dan, özellikle de Suudi Arabistan ve kutsal mekanlardan def etmeyi amaçlıyor.

11 Eylül saldırıları

11 Eylül 2001'de New York ve Washington'da düzenlenen ve binlerce kişinin ölümüne neden olan saldırıların arkasında El Kaide vardı.

Propagandaları cihadın her Müslüman bireyin yükümlülüğü olduğu fikri etrafında dönse de yereldeki Müslümanlar öncelikleri.

Byman, IŞİD'in de konuya yaklaşımının aynı olduğunu ancak çok daha şiddet eğilimli bir yaklaşıma sahip olduklarını ifade ediyor:

"IŞİD için terörizm devrimci savaşın bir parçası. Tahakkümü altındaki bölgelerde, büyük infazlar, herkesin önünde kelle uçurmalar ve tecavüzler gerçekleştirdiler. Yerel halkı dize getirmek için terörize etmeye çalıştılar. El Kaide ise tabiri caizse, 'daha nazik' bir yaklaşıma sahip."

Her ne kadar Batılı güçlere, Rus destekli Suriyeli güçlere ve Kürt güçlerine toprak kaybetseler de, 2014-2017 yılları arasında IŞİD, Suriye ve Irak'ta topraklarını genişlettiler.

Mart 2019'da Suriye'deki son topraklarını kaybettiklerinde hilafet ilan edildi fakat örgüt gizli bir ağa dönüştü ve hala tehdit olmaya devam ediyor.

IŞİD'in Afganistan kolu IŞİD-H, 170 insanın öldürüldüğü 26 Ağustos'taki Kabil Havalimanı saldırısını üstlendi. Örgüt ayrıca ülkedeki azınlık halindeki etnik gruplara da saldırıyor.

26 Ağustos'ta Kabil Havalimanı önünde düzenlenen ve yaklaşık 170 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyı IŞİD-H üstlendi.

Taliban'a gelince, örgüt son haftalarda büyük şehirleri ve nihayetinde de başkent Kabil'i ele geçirmek adına savaş taktikleri kullandı; Afgan hükümeti ve güvenlik güçlerine karşı saldırılar düzenledi.

Bölgede Taliban mensuplarına yönelik, Afgan askerleri infaz etmek, özellikle de kadınlara sert cezalar ve kısıtlamalar getirmek gibi pek çok suçlayıcı söylenti mevcut.

Ancak Groppi, Taliban'ın yerel halkı, kendilerinin özellikle kırsal alanlarda; başta yolsuzluk olmak üzere birçok sorununun çözümü olduğuna ikna ederek ilerlediğini söylüyor

Taliban, El Kaide ve IŞİD, savaşmaları için yerel halktan insan örgütlemeyi başardı.

Her üç örgüt de bunun insanları cihatın dinlerini kurtaracağını ve temizleyeceği vaadiyle yapıyor.

El Kaide ve IŞİD, küresel hırslarıyla Orta Doğu sınırlarının çok ötesinden insanları da bünyesine katmayı başardı.

Bu konuda en başarılısının IŞİD olduğunu belirten Groppi, "İnsanları Irak ve Suriye'deki topraklarına çekmek için internetin gücünden yararlanıyor" diyor.

Byman da bu görüşe katılıyor:

"IŞİD'in sosyal medyadaki çabaları etkileyiciydi. Batı'da örgütle herhangi bir bağı olan ya da olmayan ve Suriye'ye, Irak'a gidemeyen kişileri, kendi ülkelerinde saldırılar planlamak için daha iyi harekete geçirebiliyorlardı."

Bu saldırılar arasında 2015 yılında bazıları savaş bölgelerinde bulunan IŞİD militanlarınca gerçekleştirilen ve 130 insanın ölümüne neden olan Paris saldırıları da var.

BBC