ANALİZ
Giriş Tarihi : 06-08-2021 10:23   Güncelleme : 10-08-2021 07:37

Alptekin Dursunoğlu: Hizbullah’ın caydırıcılığı savaşı önlüyor

Alptekin Dursunoğlu: Hizbullah’ın caydırıcılığı savaşı önlüyor

Hizbullah’la yapacağı kapsamlı bir savaşı, yapabileceği son savaş olarak gören işgalci rejim işte bu yüzden hiç kimseye göstermediği özeni Hizbullah’a gösteriyor.

Irkçı İsrail rejiminin Çarşamba günü Kiryat Şimona’ya yapılan roket saldırısından sonra sergilediği davranışlar, Hizbullah’ın Lübnan’ı yeni bir işgalden koruyan caydırıcılık gücünün ispatı oldu.

İsrail rejimi ordusu, Çarşamba günü sabahın erken saatlerinde Güney Lübnan’dan Kiryat Şimona yerleşimine 3 roket atıldığını ve saldırıda 4 İsraillinin yaralandığını açıkladı.

Kiryat Şimona Belediye başkanı sığınakların açılması talimatını verirken, rejimin ordusu da Lübnan’ın Metula bölgesinin kuzeyindeki boş bir alana topçu saldırısı yaptı.

Hizbullah’ın yayın organı el-Menar televizyonu, saldırıdan sonra ırkçı rejim güçleri tarafından atılan 27 top mermisinin Lübnan’daki boş arazilere düştüğünü bildirdi.

İsrail’in Yediot Aharonot gazetesi Çarşamba gecesi saat 22.55’te güncellediği haberinde rejimin güvenlik kurumlarının saldırıyı “Hamas yanlısı Filistinli bir grubun” yaptığına inandığını, bu saldırıya cevaben de Lübnan topraklarına 100 kadar top mermisi atıldığını bildirdi.

Hava saldırısı ihtimalinin de söz konusu olduğunu belirten gazete, İsrail rejimi yetkililerinin “Lübnan topraklarında Sünni militanlara önleyici saldırılar başlatıp başlatmama” konusunu tartıştığını; ancak böylesi bir saldırının Hizbullah'ın askeri karşılık vermesine yol açabileceği üzerinde durduğunu yazdı.[1]

Bu arada Kiryat Şimona saldırısından sonra İsrail Başbakan Naftali Bennett, derhal güvenlik kabinesini topladı.

Rejimin Savunma Bakanı Benny Gantz, Lübnan topraklarında konuşlu olan BM Barışı Koruma Gücü UNIFIL’e sert ifadelerin yer aldığı bir mesaj gönderdi. Saldırıdan bu tür saldırıları önleyemeyen Lübnan hükümetini sorumlu tuttuklarını söyledi.

Rejimin askeri ve sivil liderleri yapılan saldırıyı karşılıksız bırakmayacaklarını belirterek iç kamuoyuna güçlü oldukları mesajını vermeye çalışırken, Lübnan’daki istikrarsız durumdan endişe ettiklerini belirterek de 4 İsrailli yaralanmış olmasına rağmen neden sadece boş arazilere top ateşi açmakla yetindiklerine dair mazeret bildirmiş oluyordu.

Nihayet Hizbullah’ın karşılık vermeyeceğinden emin olunduktan sonra İsrail rejimine ait uçaklar, yerel saatle saat 24.40’ta yani 4 İsraillinin yaralandığı Kiryat Şimona saldırısından yaklaşık 16 saat sonra Güney Lübnan’ın el-Ayşiye beldesinde bulunan Dımeşkiye bölgesini havadan karaya füzelerle vurdu.

Mossad yöneticiliği de yapmış olan İsrail parlamentosu Dış İlişkiler ve Güvenlik Komisyonu Başkanı Ram Ben-Barak, Twitter’dan yaptığı açıklamada: “Güvenlik teşkilatı, dünkü roket saldırısının Hizbullah’la ilgisi olmadığına, Hizbullah’ın bu eylemi yapması için başka bir örgüte talimat vermediğine ve diğer gruplara da bu saldırı için yeşil ışık yakmadığına inanıyor. İşte bu yüzden Hizbullah hedef alınmadı. İsrail’in saldırıları yalnızca uyarı niteliğindeydi ve vurulan hedeflerin bir değeri yoktu” dedi.[2]

Hizbullah’ın yayın kuruluşu el-Menar televizyonunu Güney Lübnan Muhabiri Ali Şuayb’ın saldırı bölgesinden çektiği görüntüler, Ram Ben-Barak’ın “vurulan hedeflerin bir değeri yoktu” şeklindeki sözlerini doğruluyordu. Çünkü ırkçı İsrail rejimi savaş uçakları, sadece boş arazileri bombalamıştı.

Yani ırkçı İsrail rejimi, 4 İsraillinin yaralandığı Kiryat Şimona saldırısına önce tanklarla 16 saat sonra da F-16 savaş uçaklarıyla Lübnan’ın dağına taşına binlerce dolar değerindeki top mermilerini ve havadan karaya füzelerini harcayarak cevap vermişti!

İşgalci rejimin liderleri, Lübnan söz konusu olduğunda kendi kamuoyunu tatmin edecek bir cevap verememelerini Lübnan’daki istikrarsız durumun yaratacağı riskler” ile açıklıyorlar.

Halbuki Hizbullah’ın caydırıcılığı denklemden çıkarıldığında, şimdi bir ‘risk’ olarak bahsettikleri Lübnan’daki istikrarsız durum, aslında işgalci rejim için eşsiz bir fırsat sunuyor.

Baş edilemeyecek bir caydırıcı gücün olmaması halinde Lübnan’daki istikrarsız durumun işgalci rejim için bir risk değil fırsat olduğu tarihin tanıklığıyla sabit.

İşgalci rejim 1982’de başkent Beyrut’a kadar Lübnan’ı işgal ettiğinde Lübnan’da bugünküne çok benzer şartlar, hatta daha da ağır bir istikrarsızlık hakimdi.

Lübnan’da iç savaş vardı, Filistin Kurtuluş Örgütü Lübnan’da bulunuyordu ve Arap rejimleri de şimdiki gibi İsrail rejimine hizmet için birbiriyle yarışmıyordu.

Şu an ise Lübnan’da bir iç savaş değil, siyasi ve ekonomik kriz var. İsrail rejimi tarihinde hiç olmadığı kadar gerici Arap rejimlerinin desteğine sahip.

Lübnan hem ekonomik hem de siyasi açıdan büyük bir çöküş yaşıyor. Gerçi İsrail rejiminin bir yeri işgal etmesi için bahaneye veya ‘uluslararası toplumu’ ikna etmeye ihtiyacı yok; ama şu an ‘uluslararası toplumun’ 1982’dekinden çok daha kolay ikna edilebileceği bir bahane de var: Hizbullah’ın silahı.

1982’de en azından zahiren Arap rejimlerinin Filistin Kurtuluş Örgütü’nün silahıyla bir sorunu yoktu; ancak şu an Arap rejimleri, Hizbullah’ı silahsızlandırmayı başaracak bir askeri gücün tüm masraflarını karşılamaya hazır.

Dolayısıyla şu an işgalci İsrail rejiminin, tıpkı 1982’de olduğu gibi Lübnan’ı işgal etmesi için tüm uluslararası, bölgesel ve yerel şartlar mevcut.

Dört vatandaşının yaralandığı saldırıya cevap olarak sadece Lübnan’ın dağını taşını bombalayarak iç kamuoyuna güç gösterisi yapan İsrail rejimi liderleri yalan söylüyor.

Onlar, Lübnan’daki mevcut istikrarsız durumu risk olarak görmüyor, Hizbullah’ın caydırıcılığını kendi varlıklarına yönelik bir tehdit olarak görüyor.

Hizbullah’la yapacakları kapsamlı bir savaşın artık bölgesel bir savaşa dönüşebilmesi riski çok büyük. İşgalci İsrail rejimi Amerika’nın sınırsız siyasi, ekonomik ve askeri desteğine sahip olsa da stratejik derinlikten yoksun.

İsrailli askeri liderlerin de itiraf ettikleri gibi “Hizbullah, İsrail’in her noktasını vurabilecek on binlerce füzeye sahip.[3] Öte yandan stratejik derinlik yoksunu olan bu işgalci rejim, Hayfa’daki kimyasal tesislerle Dimona’daki nükleer tesisi kendi altına yerleştirdiği birer kitle imha silahı olarak görüyor.

Hizbullah’la yapacağı kapsamlı bir savaşı, yapabileceği son savaş olarak gören işgalci rejim işte bu yüzden hiç kimseye göstermediği özeni Hizbullah’a gösteriyor.

Örneğin Suriye’ye yaptığı saldırıda hayatını kaybeden Hizbullah üyelerini kasıtlı olarak hedef almadığı konusunda Hizbullah’a açıklamada bulunuyor.

Misillemeden doğacak savaş riskini ortadan kaldırmak için Lübnan sınırındaki askerlerini çekip kendini maskara ediyor.

Lübnan sınırındaki gerilimden dolayı tarihinin en büyük askeri tatbikatını iptal ediyor.

Nihayet 4 vatandaşının yaralandığı saldırı konusunda Hizbullah’ı sorumlu tutmadığını özenle vurgulayarak sadece dağı taşı bombalayıp olayın kapanmasını istiyor.  

Lübnan’daki istikrarsızlık, herhangi bir muhtemel savaşta İsrail için değil Hizbullah için risk oluşturuyor. Irkçı İsrail rejiminin müttefiki olan gerici Arap rejimlerine de işte burada büyük rol düşüyor. Birkaç gün önce Lübnan’ın Halde bölgesinde yaşanan olaylar bunun sadece küçük bir örneği.