ANALİZ
Giriş Tarihi : 16-07-2021 21:08   Güncelleme : 22-07-2021 14:21

İslam Özkan: Suriye Ayaklanmasının Liderlerinden ‘Devrim’ Özeleştirisi

İslam Özkan: Suriye Ayaklanmasının Liderlerinden ‘Devrim’ Özeleştirisi

İslam Özkan, Gazeteduvar’da “Suriye Ayaklanmasının Liderlerinden ‘Devrim’ Özeleştirisi” başlıklı bir yazı kaleme aldı. 

İşte o yazı:  

Suriye ayaklanmasının geldiği nokta; soruna daha gerçekçi çözümler üretmek varken ayaklanmacılara silahlı destek vermenin ve dünyayı yönetme iddiasında olanların arkasına takılarak yepyeni bir dünya ve Ortadoğu inşa etme rüyasına kendini kaptırmanın ne kadar çocukça bir şey olduğunu bizlere anlatıyor.

Türkiye’ye pek yansımadı ama Suriye’deki ayaklanmanın ilk dönemlerinde önemli roller oynayan ve daha sonra Suriye Ulusal Konseyi (SUK) ve Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Koalisyonu’nda (SMDK) en üst düzeyde yöneticilik yapmış isimler, yoğun bir özeleştiri sürecine girmiş durumda. Bunların başında SUK ve Suriye Ulusal Meclis eski Başkanı Burhan Golyon ve 2012’de kısa bir dönem SUK başkanlığı yapmış Abdulbasit Seyda yer alıyor.

Abdulbasit Seyda Suriyeli bir politikacı ve 9 Haziran 2012 – 9 Kasım 2012 tarihleri ​​arasında Suriye Ulusal Konseyi Başkanlığı yaptı. Kendisi Konsey’in kurucu isimlerinden biri. 1994 yılından bu yana yaklaşık yirmi yıldır İsveç’te yaşayan Suriyeli bir Kürt olan Seyda, kadim uygarlıklar konusunda uzman. Arap düşüncesi ve Kürt meseleleri üzerine çok sayıda kitabı var. Evli, dört kızı ve bir oğlu var ve İsveç’te yaşıyor.

Seyda, başta kendisi olmak üzere “Suriye Devrimi”ne katılanlara yoğun eleştiriler yöneltiyor. El Arabi el Cedid gazetesinde geçtiğimiz gün kaleme almış olduğu yazısında Seyda, eleştiri oklarını özellikle ayaklanmanın liderlerine yönelterek “en büyük sorumluluk, ayaklanmanın başlarında rejim karşısında öne atılanlara aittir” ifadesini kullanıyor.

Suriyeli muhalifleri ve ayaklanmanın liderliğini hatalı okumalar yapmak, aceleci yargılarda bulunmak, rejimin stratejisinin boyutlarını anlayamamakla suçlayan Seyda’nın, “Suriye toplumunun diğer bileşenleri”ni (bununla hangi kesimleri kastettiğini belirtmiyor, ama kimleri kastettiği az çok anlaşılıyor) ikna ve tatmin edememekle suçlaması oldukça ilginç. Ayaklanmaya destek vermekten kaçınan kesimler kimlerdi? Aleviler? Bireysel dindarlar? Seküler kesimler? Tarafsız ve günlük maişetine bakan ideolojisiz kitle? Buradan da anlıyoruz ki ayaklanmanın başında, Suriyeli muhaliflere yöneltilen mezhepçilik, selefi-cihadi yapılarla işbirliği yapmaktan çekinmeme gibi suçlamalar, yılların da kanıtladığı gibi aslında hiç de mesnetsiz değilmiş. Seyda bunlarla da yetinmiyor, muhalifler içerisindeki çeşitli yapılara “abartılı ve şişirilmiş narsisizm ve benmerkezcilik” gibi oldukça ağır denebilecek ithamlarda bulunmaktan da çekinmiyor. Muhalefet önderlerinin bugünkü konuma gelinmesinden ve ayaklanmadaki fiyaskodan sorumlu olduklarını belirtirken, bunun nedeni olarak da, liderlerin büyük ölçüde Suriye halkından ziyade, kendi kişisel çıkar ve statüleriyle ilgilendiklerine işaret ediyor. Bunlar bilinmeyen şeyler değil ancak doğrudan SUK başkanlığı yapmış isimlerin ağzından ifade edilmiş olması, bu sözleri dikkat çekici kılıyor.

Seyda’yı dinlemeye devam edelim: “Bu (muhalif-çev.) ‘elit’ler, halk baskısı ve uluslararası baskı yoluyla anında değişim sağlayacaklarını zannetmiş, kendi halklarının varoluşsal sorununu bağımlı bir zihniyetle ele almış, kişisel ve felç edici konum ve hesaplarıyla meşgul oldukları için hatalarının kurbanı olmuşlardır. Bunun ve diğerlerinin bir sonucu olarak, olgun ve tutarlı bir ulusal liderlik konumunda olabilecek, tüm Suriyelilerin endişelerini giderebilecek, bölgesel ve uluslararası hassasiyetler ve denklemleri anlayabilecek ve aynı zamanda Suriye meselesini öncelikli olarak görmeye devam ederken herkesle diyaloga girebilecek ve uzlaşmacı bir yapı oluşturamamışlardır.” Seyda’ya göre, bu, Suriyeli muhalif yapılar içindeki narsist tutum, vatansever ve halkını düşünen insanların çareyi başka yapı ve gündemlere aramalarına neden olmuş. Tabii onun eleştirilerinden, muhaliflere yeterince destek vermeyen ve Güvenlik Konseyi’nde Esad yönetimini kınama kararı çıkarmaktan aciz, ağırlıklı olarak Avrupa ve ABD’nin yanı sıra Körfez ülkelerinin oluşturduğu “Suriye dostları” da payını alıyor.

Burhan Golyon ise Fransız vatandaşlığına geçmiş, Suriyeli düşünür, siyaset sosyolojisi profesörü. Sorbonne Üniversitesi Çağdaş Şarkiyat Araştırmaları Merkezi Direktörü ve Suriye Ulusal Konseyi’nin eski başkanı. Humus şehrinde Arap ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 1969’da Fransa’ya göç etmeden önce öğretmenlik yaptı. İnsan haklarına saygılı, demokratik ve modern devletten yana olduğunu söyleyen bir Arap milliyetçisi. Burhan Golyon, Beşar Esad rejiminin en önde gelen muhaliflerinden biri olarak kabul ediliyor. Golyon 2019 yılında “Atabu’z Zat: Vekaiu’ Sevratin Lem Tektemil: Suriya 2011-2012” (Öznenin Başarısızlığı: Tamamlanmamış Bir Devrim’in Gerçekleri-Suriye 2011-2012) adlı bir kitap kaleme aldı.

Kitabının adını “Öznenin Başarısızlığı” koyması, her ne kadar bir gerçeği, yani Suriye muhalefetinin yenilgisinin birinci elden deklarasyonunu ortaya koyuyor olsa da, SUK’un başkanlığını yapmış olması nedeniyle Golyonun’, öncelikle ortada bir başarısızlık varsa önce kendisinden başlaması gerekmez mi? Peki kitapta kendisine ilişkin bir özeleştiri, pişmanlık, hesap verme var mı? Tabii ki yok. Ortadoğu tarihinde son olarak kimin ya da hangi kurumun hesap verdiği hatırlanmıyor. Sümerler döneminde olabilir. Mümkündür.

Golyon’un kitabında doğrudan Türkiye’yi odağa oturttuğu bir bölüm var ki, burada anlattıkları, Türkiye’nin desteğini almış, bir zamanlar muhalefeti temsil yetkisine sahip biri açısından oldukça çarpıcı denebilir. Golyon kitabının Türkiye ile ilgili bölümünde şunları söylüyor: “Şüphesiz Türkler, tıpkı Suriyelilerin dostu olduğunu iddia eden başkaları gibi izledikleri siyaset ve stratejik tercihlerinde çok hatalar yaptı. Bu hatalar nedeniyle de hem güvenlik hem de ekonomik bakımdan yüksek bedeller ödemek zorunda kaldılar. En büyük hataları, Esad yönetiminin uzun süre direnemeyeceğini düşünmeleriydi. Bir başka hata ise yılanla aynı yatağa girmekten farksız olan, cihatçılarla işbirliğine gitmeleriydi. Bu hataları, Türkiye yönetiminin sınırlarını aşarak Suriye toprakları içindeki bölgelerin yönetim sorumluluğunu üzerine almasına yol açtı ki, Türkiye hangi neden ve maksatla yaparsa yapsın Suriye’de işgalci bir güç olarak bulunmaktaydı ve hâlâ da öyledir.”

Golyon’a göre bu yanlış politikaların nedeni, Türklerin tıpkı Avrupalılar gibi Amerikan politikalarına bağımlı olmasıdır. Türkiye, ABD’nin bu tercihlerinin içeriğini fark ettiğinde iş işten geçmiş, aldatılmış hissettiğinde ittifaklarını değiştirmek ve Rusya ile yakınlaşmak zorunda kalmıştı. Golyon devamla şunları söylüyor: “Rusya, amacının Beşşar Esad yönetimini desteklemek ve yıkılmasını engellemek olduğunu hiçbir zaman gizlemedi. Bu yüzden de Ankara, Kürt devletinin kurulmasını engellemek amacıyla oluşturduğu politikaları kurtarmak için geçmişte reddettiği birtakım uzlaşmaları kabul etmek zorunda kaldı.”

Bu satırlar, Türkiye’nin Suriye siyasetine gerekçe üretmek için yazılmış izlenimini uyandırıyor okuyucuda. Örneğin, Türkiye’yi yönetenlerin vizyonsuzluğu, geleceği öngörememesi ifade edilmez ve ABD’nin tuzağına düşmüş olmakla falan açıklanması, kılıf bulma gayreti gibi geliyor insana. Ama yine de yer yer Türkiye’nin yanlış Suriye politikalarına açık ve örtük eleştirileri kitabın farklı yerlerinde bulmak mümkün.

Birinci elden yapılan bu özeleştirilerden çıkan sonuç, Suriye ayaklanmasının geldiği nokta, soruna daha gerçekçi çözümler üretmek varken ayaklanmacılara silahlı destek veren ülkelerin Suriye politikalarının ülkeyi felakete sürüklediğini ortaya koyuyor. Ayın zamanda Suriye’yi göz göre göre iç savaşa sürükleyen ülkelerin dünyayı yönetme iddiasında olanların arkasına takılarak yepyeni bir dünya ve Ortadoğu inşa etme rüyasına kendini kaptırmanın ne kadar çocukça bir şey olduğunu da bizlere gösteriyor. Sadece çocukça olsa yine iyi, arkasında kan ve gözyaşı içerisinde bir ülke bırakmak gibi bir yan etkisi de var ve bu, öyle basit bir hesap hatası değil, yüzbinlerce insanın hayatına mal olan bir hata. Ortadoğu’da macera arayanlara belki bir ders olur yaşananlar.