KÜLTÜR-SANAT
Giriş Tarihi : 06-07-2021 15:55   Güncelleme : 15-07-2021 21:18

Yasemen Çoban: Arkadaşım İkinci Öykü Kitabını Yazdı ‘Ölümü Gör’

"Uyurken göğsümün üzerinde bıraktığı kitaplarla okumayı sevdiren babama, el işi yap diye inatlaşıp okuma aşkımı harlandıran anneme, evimizi Bayezid kütüphanesine çeviren eşime ithafımdır."

Yasemen  Çoban: Arkadaşım İkinci Öykü Kitabını Yazdı ‘Ölümü Gör’

Öncelikle arkadaşım Leyla Polat'ı cesaretinden dolayı kutluyorum. Netameli bir konu olan ölümü, mizahı bir dilde yazmak  büyük başarı.

Çünkü ölümün yüzü, sesi soğuktur demiş atalarımız. Kitabın arka kapağında aslında bunu özetlenmiş; "öyküler okuyucu için ölümü korkutucu ve kaçınılan  bir gerçek olmaktan çıkarıp herkesin yanı başından mizahi bir kapı olarak açılıyor. Okura şifa niyetine öyküleri okuyarak kapıdan geçmek kalıyor" diyerek ölümü bize hayatın akışı içinde bir durak olarak ifade ediyor.

Çeşitli ölüm vakıalarının anlatıldığı kısa hikayelerden oluşmuş kitap.

Hem dinlenmek hem de ölüme farklı bakış açılarıyla yaklaşan çeşitli kesimlerden insan manzaraları  görmek için kitabın okunması gerekiyor.

Arkadaşım  olgunluk yaşından sonra yazmaya başladı. Açıkçası benim gibi çevresindekileri de şaşırtan başarılı bir yazım süreciyle de devam ediyor.

Yolu açık olsun.

İkinci kitaptan sonra kesinlikle gördüm ki; arkadaşım duygularını yazarak ifade edebiliyormuş.

Dışarıdan ciddi görünen fakat içinde yoğun bir mizahi yeteneği olan biriymiş.

Kitabın ismi ve kitabın kapağı oldukça dikkat çekici.

Açıkçası içinde ne tür öyküler olacağını tahmin edemedim.

Kitapta ikinci dikkatimi çeken ise ithaf yazısı oldu.

"Uyurken göğsümün üzerinde bıraktığı kitaplarla okumayı sevdiren babama, el işi yap diye inatlaşıp okuma aşkımı harlandıran anneme, evimizi  Bayezid kütüphanesine çeviren eşime ithafımdır."

Bu cümlelerin arkasında yatan felsefe aslında benim insanları anlamaya çalışırken dikkat ettiğim ilkemdir.

Şöyle ki; ben başarılı, üretken bir insanın arkasında öncelikle anne babasını, sonrasında ise  evlenmişse eşinin büyük etkisinin olduğunu düşünürüm. Yazarın başarısının arkasında gerçekten üç kişi var. Annesi, babası ve eşi.

İthaf etme şeklini çok değerli buldum.

Kitap da ölüm  hikayelerini okurken  Azrail hiç aklınıza gelmiyor. Vefat eden şahsın birçok karmaşık olaydan ve çevresindekilerin de tanımlamalarıyla ölüm olayı sizin zihninizde acı, hüzün, yoksunluk gibi duyguları değil de olayın akışına kendinizi bıraktığınızda hatta gülümsemenize, hikayenin sonun da ise bir miktar içinizde rahatlık, yüzünüzde tebessüm bırakarak  bitmiş oluyor.

Bu da aslında yazarın olaylara mizahi yaklaşımının ve kurgusal performansının güçlü olduğunu gösteriyor.

Şimdiye kadar her birimiz çok farklı öyküler okuyup etkilenmişizdir hatta çoğu öykülerin hüzünlü başlayıp hüzünlü bittiğini bilirim.

Ama sanırım mizahi öykü yazım türü çok yaygın değil.

Öykülerde sık sık "sokak jargonunun" kullanıldığını, unuttuğumuz birçok kavramları,  atasözlerini,  kelimeleri hem de bu dilin insanlar arasında çok da garip karşılamadan konuşulduğunu görüyorsunuz.

Örneğin; eğrelti otu gibi çiçek vermeden gitti, siğirten  adam, bön bön bakmak, hantal yüzlü vb...

Bu dili kullanmak insanlara nispeten bir rahatlama da sağlıyor. Çünkü argo kullanmamak ya da karşınızdakinin onurunu zedelemeden içinizdeki sıkıntıyı ifade etmek biraz da sokak jargonunun kullanması ile alakalı.

Bu kültürel aktarımdan  maalesef uzaklaştık. Bu değişim de televizyon ve yoğun olarak kullandığımız sosyal medyanın  etkisi büyük.

Öykülerde günümüz litaretürü de es geçilmemiş.

"Acının borsa endeksi olsa senin hissen dibe vurur, WhatsApp ihbar hattı zımbırtısı, moraline format atmak" vb...

Velhasıl kelam "Ölümü gör" kitabını tabii ki okumanızı öneriyorum.