ANALİZ
Giriş Tarihi : 03-07-2021 15:01   Güncelleme : 03-07-2021 15:01

Mardin'de atanamadığı için arıcılık yapan Kürtçe öğretmeni Vahdet Uçar: 'Arılar çalışırken benim tembellik yapmam insan olarak zoruma gidiyor'

Mardin'de atanamadığı için arıcılık yapan Kürtçe öğretmeni Vahdet Uçar: 'Arılar çalışırken benim tembellik yapmam insan olarak zoruma gidiyor'

"Arıların en çekici özelliği iyi bir matematiğe, iyi bir akla sahip olmaları ve çok çalışkan olmaları. Bu arıların insanı kendine çeken en büyük özellikleri. Kovanı açtığımda onların o çalışma şekli, bana da azim veriyor. Onlar o kadar çalışırken, benim tembellik yapmam, insan olarak zoruma gidiyor."

Vahdet Uçar, Mardin'in Kızıltepe ilçesinin bir köyünde babasıyla beraber 30'u aşkın kovanda bal üretiyor.

Bu meslek, onun çocukluk hayali değil, baba, kız yaşadıkları olumsuzlukların ardından, yıllardır hobi olarak yaptıkları bal üretimini profesyonel olarak sürdürmeye karar vermişler. 

Baba, kız baharda yoldan uzak bölgelere koydukları kovanları, bir ay önce köydeki evlerinin bahçesine nakletmişler. Günde iki saat kovanların bakımını yapıyorlar. 

Onları köyde ziyaret ettiğimizde, ikisi de tulumları giymiş, kovanları incelerken buluyoruz. Üzerimize giydiğimiz tulumlarla onları rahatsız etmeden görüntü alırken, kovanın önünü kapatacak şekilde durduğumuz için uyarı alıyoruz "Kovanların kapsının önünde durmaya devam ederseniz, arıları rahatsız edersiniz, sonra da size saldırlar."

Vahdet nedenini anlatıyor:

"Şu an arıların su saati, dışarda su kaynağı olmadığı için, leğenlere su koyuyoruz, o yüzden kovandan gruplar halinde çıkıyorlar, dikkatli olmak gerek."

MEB'de Kürtçe öğretmenlerine ayrılan kontenjan az

Vahdet, aslında Mardin Artuklu Üniversitesi Kürtçe Öğretmenliği bölümü mezunu.

2019'da mezun olduğunda, o da Mardin, Van, Muş, Bingöl Üniversitelerinin Kürtçe, Zazaca bölümlerinden mezun yaklaşık bin öğretmen adayı gibi atanmayı beklemiş ama son beş yılda bu bölüm için Milli Eğitim Bakanlığı'nın ayırdığı kontenjan sayısı çok az,  bu yüzden bini aşkın bölüm mezunu başka alternatifler yaratmak zorunda kalmışlar. Bölüm için bu yıl için ayrılan  kontenjan ise sadece üç. 

"Çözüm süreci bozulunca açılan kontenjan bir ya da ikiye düşürüldü."

Bir de mülakat uygulandı

Mezun olduğumda kadro açılamadığını görünce KPSS'ye hazırlanmadım bile. Bir ya da iki kişilik kontenjana atanabilmek için KPSS'den derece yapmak gerekiyor bu yüzden mecburen başka alanlara yöneldim" diyor Vahdet.

Vahdet, Kürtçe Öğretmenlikten mezun olan birçok arkadaşının farklı işlere yöneldiğini ya da işsiz olduğunu söylüyor. 

"İnşaatlarda amelelik yapan, marketlerde çalışan da, insanlar kendi imkanlarıyla kendilerine bir yol çizmeye çalışıyor ama üzerine pandemi de gelince her şey daha da zorlaştı'' diyor.

Babası da imamlıktan arıcılığa geçmiş

Vahdet'in babası Münir Uçar ise, 25 yıldır köylerde imamlık yapıyor. Darbe teşebbüsünün ardından, görev yaptığı köylerin birinde, çok yakından tanıdığı bir kişinin şikayeti üzerine imamlıktan ihraç edilmiş. 

"Şikayet de değil, iftira" diyor Münir Uçar. Yaklaşık dört yıl işsiz kalmış, babasından öğrendiği ve hayatının her döneminde yer alan arıcılık işini profesyonel olarak sürdürmeye karar vermesi de ihraç sürecinden sonra çocuklarının zorlamasıyla olmuş. 

Babasının ihraç durumuna çok üzüldüğünü gören Vahdet, onun en sevdiği uğraşı olan arıcılık işini geliştirmesi için ön ayak olmuş. Derik'te arıcılar birliğine kayıt olmuş ve arıcılıkla ilgili bir sürü kitap okumaya, internetten araştırmaya başlamış.

Arıcılar Birliği'ne kayıtlı üç kadından biri olunca, genç girişimci olarak yaptığı başvuru kabul edilmiş. 

Bu işin teorik eğitimini de alınca, bahçedeki kovan sayısını ikiden otuza çıkarmışlar. 

Vahdet de atanma umudunu kaybedince, bu işe daha profesyonel yaklaşmış, baba kız, kendi imkanlarıyla yılda 150-200 kilo bal üretmeye başlamışlar. Ürettikleri çiçek balının müşterileri ise, Münir Uçar'ın bu işi ne kadar özenle yaptığını bilen çevresi. 

"Siparişler bir yıl önceden tükendi bile" diyor Vahdet.

90'larda köyleri boşaltılınca evlerinde kalan kovanlardan arılar çıktı

90'larda yaşanan çatışmalar nedeniyle bölgedeki birçok köy gibi, Dargeçit'e bağlı köyleri de boşaltılmış. O yıllarda Vahdet'in dedesi de köyde arıcılık yapıyormuş. Köy boşaltılınca, dedesi, kovanları götürmeye fırsat bulamadığı için evinin ikinci katındaki odalara koymuş ve pencereleri de açık tutmuş. İki yıl sonra, bir akrabaları köye gidince, kovanlardan bal ile taştığını görmüş ve durumu Vahdet'in babasına anlatmış. 

Hikayenin geri kalanını babası anlatıyor: 

"Ben de bunun üzerine köye gidip bir kovanı aldım, gerçekten de kilolarca bal vardı. Tabi kovan dediğim, karakovan, yani çamurdan yapılan doğal kovan. Böylece gittiğim her köye kovanlarımı da götürdüm, balı ailem için üretiyordum."

Bugün arılarda varroa denen arı biti var mı diye kovanları tek tek kontrol edecekler. İlk kovanlarda herhangi bir sorunla karşılaşmıyorlar, ama üçüncü kovanda,  Vahdet, kanatları bitler tarafından kemirilmiş birkaç arı tespit ediyor.

"Daha arı pupa evresindeyken, bu bitler de pupanın olduğu petek gözüne larvalarını bırakıyorlar ve hem arı hem de bit yavrusu birlikte büyüyor, büyüyen bit yavrusu, pupanın kanatlarını kemiriyor ve arı petekten kanatsız olarak çıkıyor. Kanatsız arıyı kovandan atıyorlar. Bu arılarda büyük bir sorun, sık sık kontrol etmezsek, bunu gözden kaçırabiliriz" diyor. 

Babası da "Arıların kanadındaki varroaları tespit etmek kolay değil, herkes göremiyor" diyor. Buharla verilen bir ilaç ile bitleri larva aşamasındayken yok edebiliyorlarmış.

'Arılar ilaçlardaki zehirden ölüyor'
Ova köyünde oldukları için, bal arıları beş kilometrelik mesafedeki çiçekler ve yeşilliklere konup nektar topluyor. Baba ve kızın en şikayetçi olduğu konu ise tarlalarda, bostanlarda yetişen ürünler için kullanılan zirai ilaçlar. 

Baba Münir Uçar, bölgede tarımsal ilaçlamanın çok yanlış yapıldığı kanaatinde. Bu yüzden Cuma vaazlerinden sonra doğru ilaçlama konusunu gündeme getiriyormuş:

"Bitkilerin zarar görmemesi için ilaçlamanın da kuralına göre yapılması gerekiyor ama ilacı alan tarlaya boca ediyor maalesef. Yediğimiz meyve ve sebzelerin hepsi de zehirli.

"Arılarımız da bu zehirlerden ölüyor, köylüleri ilaçlama saati konusunda uyarsak da ne yazık ki bildiklerini okuyorlar. Mesele salt bizim arılarla ilgili değil, zirai ilaç dediğimiz şey zehir aslında, bilinçsizce kullanılan bu ilaçlarla büyüyen sebze ve meyveler bizim sofralarımıza geliyor, kanser vakaları neden arttı diye kimsenin sormak aklına gelmiyor ama ben sık sık bu konuda köylüleri uyarmaya çalışıyorum"

Kuraklık arıcılığı da etkiledi
Bu yıl mevsimin kurak geçmesi arıcılığı da etkilemiş. 

"Daha balları toplamadık, bunu Ağustos'ta göreceğiz ama kuraklık bitki örtüsünü etkilediği için arıları da olumsuz etkilemiştir mutlaka" diyorlar. 

 Öğle ezanı vakit geliyor ve  baba Münir Uçar, camiye ezan okumaya, namazı kıldırmaya gidiyor. Kovanların bakımına ve kontrolüne Vahdet devam ediyor. 

Arıcılık işinin zor ve  kolay yönlerini anlatıyor.  Sonbahardan ilkbahara kadar hem arılar hem de arıcılar için dinlenme zamanı olduğunu söyleyen Vahdet, tüm petekleri aynı gün kontrol etmek zorunda olmadıklarını söylüyor ve kadın olarak bölgede arıcılık yapmanın zorluklarına dikkat çekiyor:

"Bölgede kadın olarak benim işin arıcılık daha zor, hem temin hem satış konusunda zor. İş gücü olarak da biraz zor, kovanların ve peteklerin bakımı pek kolay değil."

BBCTürkçe/ Hatice Kamer