ANALİZ
Giriş Tarihi : 16-06-2021 21:00   Güncelleme : 22-06-2021 13:36

Fatma Tuncer yazdı: Dua, korkularınızı umuda çevirir

Fatma Tuncer yazdı:  Dua, korkularınızı umuda çevirir

Fatma Tuncer Milli Gazete'de   "Dua, korkularınızı umuda çevirir" başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İşte o yazı: 

Hayatımızı etki altına alan koronavirüs, dünya ile kurduğumuz bağın ne kadar zayıf ve kırılgan olduğunu gösterdi. Zerre kadar virüsün önünde savrulurken aslında hiçbir şeyin kendimizden olmadığını, her şeyin bizi canlı kılan, ayakta tutan ve nefes veren bir varlığın izni ve takdiri ile gerçekleştiğini bütün yoğunluğu ile hissedip acziyetimizin farkına vardık.  Korkularımızla başa çıkmaya çalışırken sahip olduğumuz maddi imkânların, makam ve mevkilerin, sosyal statülerin tek başına hiçbir şey ifade etmediğini fark edip, kendimizle yüzleştik, ölümü, ömrü ve hayatı yeniden sorguladık.

Koronavirüs sadece korkularımızı tetiklemedi, insani ilişkilerimizi, sosyal hayatımızı, alışveriş şeklimizi gelecekle ilgili hayallerimizi de etkiledi ve hayatla bağımızın pamuk ipliğine bağlı olduğunu hissettirdi. Pandemi sürecinde insanlar meşakkatli bir yaşamın içine itildiler ve bu durum depresyon ve yalnızlaşma sorunlarının artmasına, intihar oranlarının yükselmesine ve sosyal kopukluğa neden oldu. Ve insan korkuları ile çaresizliği arasına sıkışıp kaldı.

Ruh hekimleri, pandemi sürecinde getirilen kısıtlamaların psikiyatrik sorunları tetikleyebileceğini ifade ediyor ve bu dönem hayata pozitif bakabilmenin çok daha önemli olduğunu vurguluyorlar. Peki, maneviyatla bağ kurmadan bu nasıl mümkün olacak? Dünyanın büyüsüne kapılan fertler için ölüm, hastalık, yoksullaşma ve yalnızlaşma duygusu ile başa çıkabilmek sanıldığı gibi kolay olmuyor. Zira öz değerleri ile bağ kuramayan ve hayatı sadece maddi dünyadan ibaret gören bireyler kendilerine acziyetlerini hatırlatacak hastalık ve ölüm duygusundan uzaklaşmaya çalışıyor ve adeta kendilerinden kaçıyorlar. Zira ölüm duygusu onlara acziyetlerini, yoksunluklarını hatırlatıyor ve özlerine dönmeleri için sinyaller gönderiyor. Fakat aldıkları her nefesi dünyevi kazanımlar üzerine adayan ve kaybetmekten fazlasıyla korkan fertler bu sinyalleri duymamak için başlarını kuma sokuyor ve kendilerini avutmaya devam ediyorlar.

Yalnızlaşma pandemi sürecinde sıklıkla işittiğimiz bir sorun haline geldi. Fakat insanlar bunu dua ve teslimiyetle kazanca çevirmek yerine kaçmayı tercih ediyor ve yoksullaştıkça yoksullaşıyorlar. Oysa dua insanın sahip olduğu en etkin ve en güçlü silah, fakat hayata buğulu gözlüklerle bakan kişilerin bunu anlamaları mümkün olmuyor.

Rethink Mental IIlness adlı yardım kuruluşu insanların yalnızlık hissi ve intihar düşüncesi ile internet sitelerine başvurduklarını ve pandemi sürecinde bu sayının katlanarak arttığını belirtiyor. Royal Of Psyhiatrits adlı ruh hastalıkları kuruluşunun 700 çalışanı ile yaptığı araştırmanın sonucunda ise 10 kişiden 6 sının pandemiden önceki döneme oranda daha fazla ruhsal vakayla ilgilendikleri görülmüştür.

Kimliksizleşen ve öz değerlerinden uzaklaşan fertler büyük bir yalnızlığın içine sürüklendiler ve korkular tetiklenmeye başladı. Gittikçe yoğunlaşan bu korku sarmalı ancak iman teslimiyet, dua ve tevekkül ile savılabilirdi fakat insanlar çareyi ötelerde çok uzaklarda aramaya koyuldular. Oysa yaşanan kaygı ve korkulara deva olacak öz kaynaklar insanın genetik kodlarında mevcut fakat nedense insan yakınındaki görmekten aciz kalıyor ve çareyi hep ötelerde arıyor. Karanlık bastırdıkça yol görünmez hale geliyor ve kişi evde kaybettiğini dağda aramaya devam ediyor.