ANALİZ
Giriş Tarihi : 06-06-2021 18:13   Güncelleme : 10-06-2021 09:04

İmam Cafer Sadık'ın şehadet yıldönümü..

Sadık lakabıyla meşhur olan İmam Cafer bin Muhammed (a.s), beşinci imamın oğludur. Hicretin 83. yılında dünyaya geldi ve148. yılında Abbasi halifesi Mansur'un emriyle zehirlenerek şehit edildi.

İmam Cafer Sadık'ın şehadet yıldönümü..

İmam Cafer bin Muhammed (a.s) Hicrî 83 tarihinde dünyaya geldi. Dedesi Zeynelabidin’in (a.s) ve babası Muhammed el-Bâkır’ın (a.s) himayesinde büyüdü, şer’î ilimleri ve İslâmî irfanı onlardan öğrendi. Dolayısıyla o, atalarıyla birlikte Resulullah’a (s.a.a) kadar uzanan nuranî bir zincirin kesintisiz halkalarını oluşturmaktadır ki, bu zincirde yabancı ya da bilinmeyen tek bir halka yoktur. O, vahiy kaynağından ve ilâhî hikmet membaından besleniyordu.

Temelini tertemiz İmamlar’ın, özellikle İmam Muhammed Bâkır ve İmam Cafer Sadık’ın (a.s) attığı Ehl-i Beyt Mektebi’nin ayırıcı özelliği işte budur. Bu, İslâm’ın orijinalliğini ve berraklığını bizim için koruyan Muhammedî risalet mektebidir.

Böylece İmam Cafer Sadık (a.s), meşru imamlık merkezini atalarından sonra deruhte etti ve kendi çağında ilim ve irfanın doruklarında onca görkemi ve heybetiyle belirginleşti. Şu çağımızda bile âlimler bu doruklara gözlerini hayranlıkla ve saygıyla dikmekten alamıyorlar.

Müslümanların geneli ve âlimler, Cafer b. Muhammed’i (a.s) nübüvvetin özü ve yüce Allah’ın kirlerini giderdiği, tertemiz kıldığı Ehl-i Beyt’in direği olarak görüyordu.

O, vahiy Ehl-i Beyti’nin Emevî ve Abbasî zulmüne ve zorbalığına karşı öncülük ettiği muhalefetinin meşru sembolüydü.

Âlimler onu engin bir deniz, ilim ve irfanda hiç kimsenin rekabet edemediği bir imam ve o çağın insanlarının bildikleri ve bilmedikleri, henüz varlığını dahi duymadıkları bütün ilimlerde, eşsiz bir üstat olarak görüyorlardı.

İmam Cafer Sadık (a.s), yaklaşık dört dönem Emevî yönetimine tanık oldu. Emevîlerin genelde İslâm ümmetine, özelde Resulullah’ın Ehl-i Beyti’ne ve Şiîlerine karşı işledikleri zulmü, terörü ve katı uygulamaları yaşadı.

İmam Hüseyin’in (a.s) kıyamından sonra, Ehl-i Beyt’in Müslüman kitleler nezdinde sevilen öncüler ve önderler olarak algılanması doğaldı. Bu yüzden Abbasî grupları Ehl-i Beyt ismini kullanarak propagandalarını yapıyorlardı.

İmam Cafer Sadık (a.s), doğrudan yüzleşme sahnesinden çekilmişti. Bu yüzden Abbasîlerin, Emevî zulmünün, şiddetinin ve terörünün artmasını, buna karşılık ümmetin onlara karşı öfkesinin gittikçe kabarmasını fırsat bilerek iktidara gelmek için kullandıkları sloganların onun üzerinde herhangi bir etkisi olmadı.

Emevî saltanatı hicrî 132 tarihinde yıkıldı ve hilafeti Abbasoğulları devraldı. İmam Cafer Sadık (a.s) kan dökücü Ebu Abbas Seffah’ın dönemini ve Mansur Devanikî döneminin de yaklaşık on yılını gördü.

İmam Cafer Sadık (a.s) açık siyasal mücadeleden çekilmiş, kendini İslâm ümmetinin ilmî, fikrî, akidevî ve ahlâkî olarak yeniden yapılandırılmasına vermişti. Bu, öyle bir yapılandırma idi ki, İslâm toplumunda siyasal ve düşünsel sapmaların sürüp gitmesine rağmen İslâmî çizginin en uzun süreli korunmasını garanti ediyordu.

İmam Cafer Sadık (a.s) zamanında Mutezile, Eşaire, Haricîler, Keysanîler ve Zeydîler gibi İslâmî fırkalar yaygınlık kazanmıştı. Bu gruplar arasında şiddetli bir mücadele yaşanıyordu. Zındıklık akımı da iyice gemi azıya almış, İslâm toplumu bünyesinde gedikler açmayı başarmıştı. İmam Cafer Sadık (a.s) bir yandan dinsizliğe karşı koyarken, bir yandan da sapkın grupların görüşlerinin egemenlik kurmasına karşı amansız bir mücadele veriyordu.

İmam (a.s), Ehlibeyt çizgisinin İslâm ümmeti bünyesinde kök salması sorumluluğunu üstlenen salih cemaati yapılandırma ameliyesine büyük önem veriyordu. Bunun yanında Ehl-i Beyt çizgisi doğrultusunda bir İslâm mektebi (üniversite çapında) kurmaya, buradan İslâmî ilimlerin çeşitli dallarından yetkin âlimlerin, özellikle kısa ve uzun vadede İslâm ümmetinin sağlıklı bir seyir sürdürmesinin garantisi olan, tağutlara karşı ümmetin evlatlarının yüreklerine devrim tohumlarını eken fıkıh ve şeriat ulemasının mezun olmasına büyük önem veriyordu.

İmam Cafer Sadık (a.s), ümmet bünyesinde devrim ve cihad hattının güçlendirilmesini ihmal etmiyordu. Amcası Zeyd b. Ali b. Hüseyin’in (a.s), onun ardından saygıdeğer Alevî hanedanından uç veren devrimci ayaklanmaları desteklemesi, bunun en somut göstergesidir.

İmam Cafer Sadık (a.s) bu mihnetlerden Abbasî zulmüne karşı isyanın yol açtığı mihnetlerden uzak kalmayacaktı. Nitekim Halife Mansur, İmam Sadık’tan (a.s) büyük bir korku duyuyordu. Ona göre, yönetimine karşı patlak veren isyanların arkasındaki el, onundu. Bu yüzden İmam’ı dört kere Irak’a çağırdı, hayat koşullarını iyice zorlaştırdı ve İmam’ı yargıladı. Hâlbuki İmam’ın (a.s) şanı muhakeme olmaktan çok yüceydi. Bütün bu uygulamaların amacı, İmam’a sürekli bir kontrol ve gözetim altında olduğunu hissettirmekti. Sonunda İmam’ı serbest bıraktı.

Çeşitli kaynaklar, Mansur’un birkaç defa onu öldürmek istediğini, ama her defasında yüce Allah’ın onun bu isteğine engel olduğunu belirtmektedir.

Böylece İmam Cafer Sadık (a.s) hayatının son dönemini, ki bu Abbasî yönetiminin temellerinin iyice sağlamlaştığı bir dönemi baskı ve terör altında geçirdi. Düşmanlık ve ardı arkası kesilmeyen takiplerin yaşandığı puslu bir dönemdi bu. Bütün bunlara rağmen İmam (a.s) büyük bir hikmetle, maharetle, güç ve kararlılıkla risaletini işlevsel kılabildi. İlim ve marifet pınarlarının fışkırmasını sağladı. İslâm ümmetini içeriden onardı. İslâm’ın helâlı ve haramı hususunda güvenilir âlimler ve fakihler yetiştirdi. Ehl-i Beyt Şiasını yapılandırdı. Çünkü onlar, salih cemaat işlevini görüyorlardı. O salih cemaat ki, yeniden esmeye başlayan cahiliye rüzgârlarının kasırgaya dönüşerek son risaletin atmosferini allak bullak ettiği ve ümmetin önderliği makamına ehil olmayan adamların kurulu verildiği bir dönemden sonra, risaletin amaçlarını gerçekleştirme yolunda Nebevî çizginin devam ettirilmesi sorumluluğu onların omuzlarındaydı.

Bir süre İmam”ı göz altında sakladılar. Defalarca onu öldürmek istediler ve ihanetler ettiler. Bilahare Medine”ye dönüş iznini verdiler. İmam Medine”ye döndü. Denilebilir ki geri kalan ömrünü takiyye ve inzivada geçirdi. Sonunda Mansur”un emriyle zehirlenip şehit edildi.

İMAM CAFER SADIK (A.S)’IN AHLAKİ ÖZELLIKLERI:

İnsanların davranışlarının, onların insani ahlaklarının aynası olduğunu ve herkesin hareket ve davranışlarıyla tanınacağını biliyoruz. Kalbindekileri hareketleriyle dışarı yansıtmadan belli ettirmeyen kimseler çok azdır. İnsanın gönlündekiler tıpkı aynı anda dışarıdaki lambayı aydınlatan bir elektrik düğmesi gibidir. Imam Sadık (a.s) tıpkı öteki İmamlar gibi, hayatının tümü gerçek islamdan derslerle doludur. Ve onun kendisi, islami davranış ve ahlakın en açık örneği sayılırdı. Tüm beşeri toplumlar arasında, fikir, düşünce, ahlak, davranış ve diğer tüm açılardan birbirine çok benzeyen baba ve oğul olamaz ama, Resulullah ve o Hazretin vasilerinin hepsi bir çizgide, bir tek hedefe doğru, bir fikir ve bakış açısıyla kutsal görevlerini yerine getiriyorlardı. Onların ahlak, davranış ve sözlerinde ihtilaf görmek imkansızdı. Onun dörtbin öğrencisi arasında hatta birisinin bile onun ahlak ve tarzında bir eksiklik, ya da, zayıf bir nokta bulamaması İmam Sadık (a.s)'ın değeri ve fazileti hakkında yeterlidir. Yemesi, dinlenmesi, konuşması ve başkalarına davranışı ile müslümanlara tam bir örnek olan İmam ashabına karşı da tıpkı kendi evlatları gibi davranırdı.

İMAM SADIK(A.S) VE ADALETLİ KAZANÇ KONUSU:

İmam Sadık (a.s), ashabından Musadıf adlı birine, kendisi için ticaret yaparak, kazanç ve geçimini sağlaması için bin dinar verdi. Musadıf, o parayla mal alarak, tacirlerle birlikte Mısır'a doğru yola koyuldu. Şehrin yakınlarında, oradan geri dönmekte olan bir kervanla karşılaştı. O, yanında olan malın ticari durumunu öğrenmek için onlara sorular sordu. O mal, halkın genel ihtiyaçlarından olduğu için şehirde az olduğunu öğrendi. Onlar, bu malın çok az bulunduğundan, çok müşterileri olacağını, böylece mallarını pahalıya satabileceklerini açıkladılar. Musadıf çok sevinerek yanındakilerle malı gerçek fiyatının iki katına satıp, bu fiyattan aşağı inmeyecekleri konusunda anlaştılar. Şehre girdikten sonra anlaştıkları gibi hareket ettiler ve sonuçta o adam, bin dinar kar ederek Medine'ye geri döndü. Sevinerek İmam'ın evine doğru yola koyulmuştu. Hazret'in huzuruna vardığında iki adet bin dinar kesesini onun önüne koyarak şöyle dedi: "Bir kese sizin sermayeniz diğeri ise ticaretin karıdır". İmam şöyle buyurdu: "Bu kadar çok karı nereden ele geçirdin"? Tacir, olayı imam Cafer(a.s)'a anlatınca ansızın İmam'ın yüzü sapsarı kesilerek şöyle buyurdu: "Allah'a sığınırım! İki kat kar etmek için müslümanların ziyan ve zarar etmesi için mi anlaştınız"? İmam verdiği para kesesini aldı ve öteki keseyi o adama vererek şöyle buyurdu: "Benim bu insafsızca ele geçirilen kara ihtiyacım yoktur. Ey adam, bilki, malı helal yoldan ele geçirmek çok zordur."

İMAM SADIK(A.S)’IN SABIR VE HİLMİ:

İnsanın yaşantısında meydana gelen sorunlar ve olaylar, insanın kudret ve İman derecesini belirler. İmam Sadık (a.s)'ın yaşantısında önüne çıkan sorunlar ve İmam'ın o sorunlar karşısındaki mukavemeti, onun kişiliğinin göstergesidir. Ona ne kadar kötü sözler söyleyerek eziyet verseler de O, tahammül ederek nasihatlerde bulunur, dili asla başkasına lanet ve kötü söz söylemek için hareket etmezdi.

İSLAMİ ÜNİVERSİTESİNİN KURULMASI:

İmam Cafer Sadık (a.s) çeşitli dallarda öğrenci yetiştirmek için Medine'de islami bir üniversite kurma kararı aldı. İlmi öylesine gözalıcı idi ki dünyanın dört bir yanındaki ilm adamlarını Medine'ye çekiyordu. İlme susamış olan yüzlerce genç, dünyanın her yerinden onun derslerine katılmak için Medine'ye akın ediyorlardı. O, bu okulda çeşitli ilim dallarında meşhur adamlar yetiştiriyordu. Onlardan bir kısmı şunlardır: Fıkıhda Zurare ve Muhammed bin Müslim, Akaid ve kelamda Hişam ve Mümin ut Tag, Irfan ve islami maarifte Mufazzal ve Safvan, Matematik ve fen biliminde Cabir bin Hayyan. Herbiri çeşitli islami fen ve ilimlerin temelini atan kıvanç verici değerli şahsiyetlerdi. Yıllarca onlann kitaplan tercüme edilip Avrupa üniversitelerinde ders kitabı olarak okutuldu. Hz.Ali (a.s) devrinde islami ilimleri yaymak için böyle bir fırsatın doğmadığı açıkça bellidir. Çünkü düşmanlar, islami ilimlerin yayılmasını engellemek için onu sürekli iç savaşlarla meşgul ediyordu. Bu durum İmam Seccad (a.s)'m devrine dek sürdü. İmam Bâkır (a.s)’ın devrinden itibaren İslami ilimler medreseleri kurulmuş ve İmam Sadık (a.s) devrinde en güçlü durumuna ulaşmıştı. İmam Cafer Sadık (a.s)’ın üniversitesinde çeşitli ilim dallarında dörtbin öğrenci eğitilerek tüm dünyaya yayılıp halkı eğitim ve öğretime davet ettiler. 

Hürseda