ANALİZ
Giriş Tarihi : 31-05-2021 11:16   Güncelleme : 31-05-2021 11:16

Ahmet Örs Yazdı: Açlık Çoğunluktaysa...

Ahmet Örs Yazdı: Açlık Çoğunluktaysa...

Ülkedeki sömürü düzeni derinleşiyor. Farklı kurumların yaptığı araştırmalar gösteriyor ki dört kişilik bir aile için açlık sınırı 3. 500 lira seviyesine yaklaşmıştır. Bu bilgiyi verirken asgari ücretin sadece 2825 lira 90 kuruş olduğunu da hatırlatmak isterim.

Pandemi sürecinde işleri bozulan ve kendilerinden bu nedenle haklarını helal etmeleri istenen esnafa tek seferlik 3 ila 5 bin lira arasında destek verileceği söylenmişti. Bu duyurunun ardından akaryakıt ve LPG ürünlerine yüzde 189’a varan oranlarda fahiş zamlar yapıldı. Hesabı verilemeyen milyar dolarların yanı sıra hazinede eriyip giden kendi yerli parasına da sahip çıkamayan iktidar halkı çaresizlik ve sömürü karşısında yine bir başına bıraktı.

Mafya ve derin devlet tartışmalarını körükleyen Sedat Peker videoları, çoğunluğunu pekiştiren açlığın üzerini örtüyor. Elbette açlık, yoksulluk, bir bütün hâlinde sömürü düzeni bu hukuksuzlukların üzerinde boy veriyor lâkin yol açtığı bu acıtıcı sorunların işlenmesine bir türlü sıra gelmiyor.

Hâl-i hazırda yoksulluk sınırı 11 bin lirayı aşmış durumda. Geniş halk kesimleri bu rakamın yarısını kazanabilse kendini zengin addedecekse derinleşen yoksulluğun oluşturduğu çaresizliği, boyun bükmeyi varın siz hesap edin!

İslami çevrelerin önemli bir kısmı adalet, özgürlük idealleriyle dört başı mamur siyasal hatlar inşa edemedikleri gibi bu çürümüş tablonun da baş sorumluları olarak tarihe geçtiler. Her türlü ufuk ve derinlikten yoksun olarak arz-ı endam ettikleri siyaset sahnesinde bir yandan dünya malına meyletmenin çürütücü sonuçlarına mahkûm oldular, bir yandan da temsil ettiklerini iddia ettikleri İslami idealleri insanların gözünde sonuna kadar değersizleştirdiler.

Bu çevreler, sistemin bütün yozlaşan yanlarına temas ederek hakikati işaret etme potansiyeline sahip olan bu ekonomik sömürü mekanizmasını hedef alan bir dil, kurucu bir perspektif geliştirip muhalefet edebilselerdi bugün bambaşka bir konumda olunabilirdi ancak ezilenlerin, yoksulların yanında saf tutmak nefislerine ağır geldi; hiçbir mühim sosyal-toplumsal inisiyatif alamadan ikbal peşine düştüler.

Hadi diyelim ki onlar öyle yaptı, derdimiz zaten bu rezilliklerin gereksiz analizlerine yoğunlaşmak değil elbette! İktidar sürecine eklemlenmeyen İslami çevreler de işaret ettiğimiz siyaseti kuramadı. Onların hâli bence çok daha merak uyandırıcı… Elbette birçok cevaba sahibiz yalnız bu cevaplar siyasal meselelerimizi aşmaya kifayet etmiyor. Daha çok itikadî hassasiyetler üzerinden ilerleyen bu tutumlar gerekçeli olarak kendilerini takdim etmede bence yetersiz kalmışlardır. Durdukları yere ve ürettikleri dile bakarak da bunu pek yapacak gibi görünmedikleri de söylenebilir. Bile bile hayatın dışına atılmaktan başka bir şey değil bu doğrusu!

Tâğûtî düzenlerin dal budak atan kötü neticelerini ele dolayıp oradan, o müşahhaslıktan yola çıkan ve hakikate davet eden siyasal, devrimci bir mücadele inşa etmedikten sonra Müslümanlığımız neye yarar! Halkı ve tabiatıyla yağmalanan, yoksulluğa ve çaresizliğe mahkûm edilen, çok boyutlu olarak çürütülen ânımız ve geleceğimiz için; evet teorisi, akidevî boyutu kesinlikle sağlam ancak pratiği- ayakları yere basan, küresel direniş ağlarıyla irtibata uzanan perspektifiyle ufuk açan siyasal yapılara ihtiyacımız var.

Açlık ve yoksulluk sınırlarının halkı ezdiği, yağmacılığın tabiatın tozunu attırdığı, mafyatik yapılanmaların özel ve tüzel sûretlerde at koşturduğu bir vasatta İslamî bir devrimci itiraz ve kuruculuğun düşünülememesi en temel gündemimiz olmalıdır. Diğer gündemler alışıldık, devredip duran gündemlerdir. Onların peşinde tüketilen nefese dikkat etmeli!

Yeni Pencere