ANALİZ
Giriş Tarihi : 19-05-2021 06:57   Güncelleme : 19-05-2021 06:57

Bill Van Auken yazdı: İsrail’in Savaş Suçları ve Emperyalizmin “İnsan Hakları” İkiyüzlülüğü..

Daha önce savaşları meşrulaştırmak için dikilen kirli “insan hakları” bayrağı ve İsrail'in giderek kontrolden çıkan krizi, korkunç bir savaşa zemin hazırlayacak şekilde barut fıçısını ateşleyebilir.

Bill Van Auken yazdı: İsrail’in Savaş Suçları ve Emperyalizmin “İnsan Hakları” İkiyüzlülüğü..

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'in Çarşamba günü düzenlediği Dışişleri Bakanlığı basın toplantısı, kendisiyle özdeşleşen “insan hakları” emperyalizminin sınırsız ikiyüzlülüğüne çok iyi bir örnek oluşturmaktadır.

Blinken, görünüşte “uluslararası din özgürlüğü” hakkında bir rapor sunmak üzere düzenlenen toplantıyı, Çin'i “insanlığa karşı suç işlemek ve Müslüman Uygurlara karşı soykırım yapmak” ile suçlamak için kullandı.

Dışişleri Bakanlığı'nın “din özgürlüğü” temsilcisi Daniel Nadel, şu sözlerle onu tekrarladı: “ÇHC hükümeti eliyle Sincan'da ne tür dehşetlerin yaşandığı kesinlikle açık. Ve yüksek sesle konuşmaya devam edeceğiz çünkü buna mecburuz.”

ABD emperyalizminin bu iki temsilcisi konuşurken, Gazze'deki hava saldırıları 17'si çocuk olmak üzere çok sayıda insanın yaşamına mal olmuştu ve işgal altındaki bu yoksul bölgenin tüm nüfusu yüksek binaları yıkan füzelerle terörize ediliyordu.

Siyonist rejim İsrail içinde ise, Başbakan Benyamin Netanyahu'nun yozlaşmış ve istikrarsız sağcı hükümeti, İsrail yurttaşı Filistinlilerin benzeri görülmemiş isyanına karşı, daha önce işgal altındaki Gazze toprakları ve Batı Şeria için uygulanan türden bir baskıya başvuruyor. Çevik kuvvet polisleri ve atlı birlikler yüzlerce protestocuyu yaraladı. Hükümet, iç direnişi bastırmak için sınır birlikleri gönderir ve düzenli ordu birlikleri göndermeyi değerlendirirken, Netanyahu Perşembe günü yaptığı açıklamada, “isyancılar”a karşı “idari gözaltı” başlatmaya hazır olduğunu, suçlama veya yargılama olmaksızın süresiz hapis cezasına izin verdiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığındaki hiç kimse bu savaş suçları ve “dehşet”ten rahatsız olmuş veya bunlara karşı “yüksek sesle konuşmaya” mecbur hissetmiş gibi görünmüyordu.

Aksine, Blinken ve diğer ABD sözcüleri, Siyonist devletin “teröristleri hedef alması” (!) ile “terörist” Hamas'ın İsrail'e “ayrım gözetmeksizin roket yağdırması” arasında hiçbir kıyaslama yapılamayacağı konusunda ısrar ederken “İsrail'in kendini savunma hakkına sahip” olduğu sözünü hiç durmadan dile getiriyor.

ABD Başkanı Joe Biden, Perşembe günü yaptığı açıklamada İsrail'in “ciddi bir aşırı tepkisi olmamıştır” diyerek Filistinlilerin katledilmesine yeşil ışık yaktı ve bunu mümkün kılan Amerikan para ve silah akışının kesintisiz devam edeceğine dair güvence verdi.

Gerçekte, ilkel Gazze roketleri ile İsrail Savunma Kuvvetleri'nin yüksek teknolojili cinayet makinesi arasında bir karşılaştırma yapılamaz. Son 15 yıldaki neredeyse her tür çatışmada olduğu gibi, Gazze'deki Filistinlilerin ölümlerinin sayısı İsraillilerinkinin on katıdan fazladır. Haklı olarak dünyanın en büyük açık hava hapishanesi olarak tanımlanan Gazze'deki temel altyapı, bir kez daha, halkı daha da derin bir yoksulluğa mahkûm ederek yerle bir ediliyor.

ABD Dışişleri Bakanı Blinken ve yardımcısı, İsrail'in hava saldırılarını savunurken, Filistinlilerin “güvenlik” hakkına sahip olduğuna dair göstermelik bir açıklama yaptı. Oysa bu hak, İsrail işgali tarafından sistematik olarak çiğneniyor. İsrail, Filistinlileri sıradan bir biçimde vuruyor, öldürüyor ve sakat bırakıyor, yasal süreç olmaksızın çocuklar da dahil olmak üzere hapsediyor, topraklarına el koyuyor ve Siyonist yerleşimlerin kötü niyetli yayılmasının önünü açmak için evlerini yıkıyor ve hareket özgürlüğünden mahrum bırakıyor.

ABD, bu hafta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki veto yetkisini, konseyin geri kalanı tarafından desteklenen ve bağlayıcı olmayan bir kararı bile reddetmek için kullandı. Zira karar, savaşa doğru gidişi engellemek için bu suçların en korkuncunun durdurulması gerektiğini akla getiriyordu.

Pekin, Sincan'da, İsrail devletinin uyguladığı şiddetin küçük bir kısmını dahi gerçekleştiriyor olsaydı, Blinken ve Dışişleri Bakanlığı ekibinin nasıl bir tepki vereceğine dair herhangi bir şüphe var mı? Washington, şimdiden Çin'in Uygurlara yönelik politikasının “soykırım” teşkil ettiğini iddia ediyor. Bu, kasıtlı olarak kışkırtıcı bir iddiadır.

Şüphesiz Pekin, Çin'in başka yerlerinde olduğu gibi Sincan'da da devlet baskısı yöntemlerini kullansa da, soykırım suçlamasını destekleyecek hiçbir kanıt yoktur ve Afganistan ile Ortadoğu'daki 20 yıllık kesintisiz savaşlarının kurbanları milyonlara ulaşan Washington, birisini suçlayabilecek son yer ve ülkedir (!).

Ancak ABD Dışişleri Bakanlığı, baş Nazi propagandacısı Joseph Goebbels'in belirttiği stratejiyi izliyor: “Eğer yeterince büyük bir yalan söylerseniz ve yalanı tekrarlamaya devam ederseniz, insanlar sonunda ona inanırlar.”

Çin'e karşı yürütülen bu propaganda kampanyası, şirket medyasından sınırsız bir destek alıyor ve daha da abartılıyor. Washington Post'un editoryal sayfa editörü Fred Hiatt tarafından Kasım 2019'da yazılan, “Çin'de her gün Kristallnacht” başlıklı makalesi bunun tipik bir örneğiydi.

Bu, Nazi fırtına birliklerinin Almanya genelinde Yahudilere karşı korkunç bir katliam başlattığı 9-10 Kasım 1938'deki kanlı olaylara bir atıftır. Toplam 1.400 sinagog ateşe verildi. Binlerce Yahudi işyeri tahrip edildi, evler yağmalandı, insanlar saldırıya uğradı ve mezarlıklara saygısızlık yapıldı. Yaklaşık 30.000 Yahudi toplama kamplarına kapatıldı ve yaklaşık 1.500 kişi öldürüldü. Milyonlarca kişinin katledilmesiyle sonuçlanacak bir süreç başlamıştı.

Hiatt'ın Sincan'da “her gün” buna benzer bir şey olduğu suçlamasını desteklemek için bulabildiği en iyi şey, Bahram Sintash'ın camilerin yıkıldığına ve mezarlıklardan buldozerlerle geçildiğine dair tanıklığıydı.

Sintash, her ikisi de National Endowment for Democracy (NED) tarafından finanse edilen, Dünya Uygur Kongresi ve Amerikan Uygur Derneği'nin bir kolu olan Uygur İnsan Hakları Projesi'nde görevlidir. Daha önce CIA tarafından gizlice yürütülen operasyonları açıkça finanse etmek için oluşturulmuş bir kurum olan NED, 2020'de, 2004'ten bu yana Uygur ayrılıkçı gruplara yaklaşık 9 milyon dolar sağladığıyla övünmüştü. ABD'de ve dünya çapında aşırı sağcı güçlere bağlı olan bu gruplar, Sincan'da bir etnik devlet kurmaya çalışıyor ve açıkça “Çin'in yıkılması” çağrısında bulunuyor.

Başka bir ifadeyle, sözde “soykırım”ın kanıtı, Washington tarafından doğrudan finanse edilen unsurlar tarafından sağlanıyor. Bu, Washington Post ve New York Times gibi gazetelerin gönüllü hizmet ettiği bir devlet propagandası operasyonudur.

Bu arada, İsrail'in suçlarını ifşa edenler, “antisemitist” olarak damgalanıyorlar. Bu, Gazze'de işlenmeye devam eden savaş suçları nedeniyle duyduğu tiksinti ve öfkeyi ifade eden herkese, milyonlarca Yahudi de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki insanlara atılan bir iftiradır. Aslında bu tanımın kendisi antisemitiktir ve her yerde Yahudileri, İsrailli küçük bir finans ve şirket oligarşisinin çıkarına hizmet eden bir devletin canice politikalarıyla özdeşleştirmektedir.

Buna karşılık ABD emperyalizminin bu suçlara ve “dehşet”e yönelik kayıtsızlığı ve Sincan konusunda “insan hakları”na başvurması, ahlakın sınıfsal olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır. Blinken gibi emperyalist yetkililerin ahlaki öfkesi, ancak saldırı ve yağma savaşlarını meşrulaştırmak ve ABD mali oligarşisinin çıkarlarını ilerletmek gerektiğinde harekete geçer.

Daha önce Balkanlar, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki savaşları meşrulaştırmak için dikilen kirli “insan hakları” bayrağının şimdi Çin ve Rusya ile “büyük güç” çatışması hazırlıklarının bir parçası olarak açılmaya başlaması, aşırı gerilimlere ve küresel durumdaki tehlikelere işaret etmektedir. Gazze'deki olaylar ve İsrail'in giderek kontrolden çıkan krizi, korkunç bir savaşa zemin hazırlayacak şekilde bu barut fıçısını ateşleyebilir.

İntizar