Mücahit Gültekin
Giriş Tarihi : 16-05-2021 10:37   Güncelleme : 18-05-2021 06:28

Mücahit Gültekin Yazdı: Kudüs Cephesi, Direnişin Füzeleri,

Mescid-i Aksa Allah'ın yeryüzüne sarkıttığı ip gibidir. Mezhepçilik/kavmiyetçilik/hizipçilik yapmadan hep birlikte o ipe tutunursak, biz de kurtuluruz Kudüs de...

Mücahit Gültekin Yazdı:  Kudüs Cephesi, Direnişin Füzeleri,

Mücahit Gültekin İslami Analiz'de "Direnişin Füzeleri"  başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İşte o yazı: 

Gazze’ye saldırıların başladığı günden beri Kudüs’ün Kılıcı operasyonunu takip etmeye çalışıyorum. Başlangıçta hemen belirteyim, konunun uzmanı değilim. Burada kısaca, önemli olduğunu düşündüğüm birkaç noktayı sizinle paylaşmak istiyorum.

Dediğim gibi, operasyonu takip etmeye çalıştım. Gazze’den gelen şehid haberleri içimizi yakmakla birlikte direnişin füzeleri bütün Müslümanların onur kaynağı oldu. İsrail’in havaalanlarını, kent merkezlerini, sanayi bölgelerini vurdular. Bunların bir kısmı görüntülendi. Füzeler İsrail’in en Kuzey’ine kadar ulaştı. Direniş grupları İsrail’in tamamını hedef alabileceklerini gösterdiler ve aldılar da. “Aşılamaz” denilen Demir Kubbe, füzelerin bir kısmını imha etmekte başarısız oldu. İsrailli yetkililerin de belirttiği gibi, İsrail, hiç böylesi bir çaresizlik, panik ve güvensizlik içinde kalmamıştı. Karşılarında 20 dakika içinde 300 füze ateşleyebilen bir direnişle karşılaştılar. Üstelik bunu dünyanın en büyük açık hava hapishanesi olan Gazze’den gerçekleştirdiler. Gazze’nin nasıl bir yer olduğunu sanırım anlatmaya gereke yok; İsrail’in hava, kara ve deniz ablukasında. Benim görebildiğim kadarıyla pek çok kişi direnişten bu kadarını beklemiyordu. Hatta direnişin Tel-Aviv’i vurduğunu sosyal medyadan paylaştığımda yorum yapan bir arkadaşımız “görmeden inanmam” demişti. Aslında haksız değil. Zihnimizdeki Filistin “imajı” bu değildi çünkü. Onlar taş atar, bıçak kullanılır, ara ara nereye gittiği belli olmayan adına roket denen “soba borusu” gibi şeyler atardı. Hatta gazetelerde fırlatılan roketler alay konusu olurdu. Şimdi Gazze’den Tel Aviv’i cehenneme çeviren füzeler atılıyordu.

Özetle direnişin sahadaki olağanüstü başarısı dosta inşirah, düşmana korku verdi.

Fakat sosyal medyada direnişin füzelerle verdiği dakik cevaplar mutlulukla karşılansa da bu başarının altında yatan dinamikler yeterince konuşulmadı. Üzülerek belirtmek gerekir ki, Filistin meselesini manipülatif bir şekilde yansıtan pek çok bilgi, yorum, görsel paylaşıldı. Hatta Filistin direnişini -örtülü ya da açık bir şekilde- “kavmiyetçi”, “mezhepçi”, “hizipsel” perspektifle değerlendiren pek çok argüman kullanıldı.

Halbuki bu argümanların bizatihi kendisi Filistin direnişinin yapısı, mantığı ve ruhuyla çelişiyor. Her şeyden önce Kudüs’ün Kılıcı operasyonu 12 silahlı direniş grubunun dahil olduğu Filistin Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası tarafından yönetiliyor. Nitekim bu gruplar geçtiğimiz Aralık ayında “Sert Köşe” ismini verdikleri ortak bir tatbikat yapmıştı.[1] İçlerinde solcu gruplar da var. Hatta Filistin’deki Hıristiyanlar da direnişe destek veriyor. Nitekim İsmail Heniyye operasyon hakkında yaptığı konuşmada, Kudüs cephesi özgür Müslümanların ve özgür Hıristiyanların cephesidir, demişti.

Direniş gruplarının askeri kapasitesinin ve bu kapasiteyi kullanma kabiliyetinin geliştirilmesinde İran’ın desteği var. Bu, bütün dünyanın bildiği bir şey ama maalesef bizim sosyal medyamızda ve basınımızda görmezden geliniyor. Üstelik Filistin direnişinin liderleri bunu pek çok kez dile getirmiş olmasına rağmen. Örneğin, HAMAS liderlerinden Yahya Sinvar’ın konuşmasını dinleyin. “Ümmet bizi terk etti. Zor zamanlarımızda ümmetimiz bizi terk etti. İran silahlarla, ekipmanlarla, uzmanlarla bizi desteklemeye devam etti.” diyor. “İran’ın sağladığı Fecr füzeleriyle ve çoğu kendimizin yerel olarak yaptığı füzelerle vurduk, ki bu da İran’ın teknolojik ve finansal desteğiyle oldu” diyor. Nitekim, İsmail Heniyye’nin General Kasım Süleymani’yi “Kudüs şehidi” olarak tanımlamasının ve Gazze sokaklarına Süleymani’nin fotoğraflarının asılmasının sebebi de budur.

Peki bu neden görmezden geliniyor? Bugün Filistin’i konuşacaksak en önemli konu “direnişin silahı”, “direnişin askeri kapasitesi” “direnişin füzeleri” değil midir?

Eğer bugün Filistin’de hepimizi onurlandıran bir başarı varsa bunun arkasında Filistin direnişinin bu ortak cepheyi kurabilmesi, askeri kapasitesini genişletmesi ve bu kapasiteyi kullanma yeteneği yatıyor. Filistin direnişi konuya etnik, hizipsel ya da mezhebi takıntılarla yaklaşmış olsaydı Gazze çoktan tuz-buz olmuştu. Biz de burada, “Elin kırılsın İsrail, Kahrolsun İsrail!” demekle yetinirdik.

Bu iş sadece marşlarla, şiirlerle, sloganlarla olacak bir iş değil. Evet, bütün bunların olması gerekir ama direnişin başarısının arkasında yatan asıl nokta burası değil. Filistin direnişinin çok önemli iki tane anahtar kavramı var: Birlik ve silah. Eğer bu ikisinden biri yoksa Kudüs hakkında marş bestelemek ve şiir okumakla yetiniriz.

Konuşurken Siyonizm’in en büyük taktiğinin “böl-parçala-yut” taktiği olduğunu söyler dururuz. Ama olaya kavmiyetçi ya da mezhepçi saiklerle yaklaşarak tam da bunu yapmış oluyoruz.

Bazı arkadaşlar haklı olarak “1,5 milyar Müslüman Siyonistleri taşlamak için Ebabilleri bekliyorsa, ebabiller geldiğinde Siyonistleri değil Müslümanları taşlar” paylaşımı yapıyor. İyi de bu 1,5 milyar Müslüman neden darmadağın?

Kimini mezhebinden, kimini kavminden, kimini partisinden dolayı sevmiyoruz! Ne bekliyoruz ki? Bütün Müslümanların bizim mezhebimizin, bizim kavmiyetimizin, bizim partimizin üstünlüğünü kabul etmesini mi?

Eğer bunu bekliyorsak maalesef biz daha çok “Allah önümüzdeki Bayram namazını özgür Kudüs’te kılmayı nasip etsin” mesajları atarız. Dinlerini paramparça eden ve sonra da her fırkanın bir diğerine üstünlük tasladığı bir güruha Allah niye Kudüs’te bayram namazı kılmayı nasip etsin ki?

*

50 yaşına girmek üzere olan bir kardeşinizim. Kendimi bildim bileli, televizyonlardan İsrail zulmünü izliyorum; yıkılan binaları, kolları taşlarla kırılan çocukları, fosfor bombalarını, parçalanmış cesetleri, annelerin çığlıklarını… Filistin söz konusu olduğunda Batılı ülkelerin körlüğünü ve İslam ülkelerindeki yönetimlerin riyakarlığını göre göre geldim bu yaşa. Bu körlük ve ikiyüzlülüğün var ettiği hınç içimizi kemirip durdu. Şu bir haftadır Filistin direnişinin bize yaşattıkları için günlerce şükür secdesinden kalkmasak yeridir. Onlara borçluyuz ve borçlu da öleceğiz.

Filistin direnişinin liderlerinden biri, katıldığı bir televizyon programında, şehidlerimiz içinde evinin kirasını ödeyemeyen insanlar var, demişti. Akıl almaz acılar, yokluklar ve sıkıntılar içinde bu noktaya getirdiler direnişi. Kudüs davamıza Şii-Sünni, Türk-Arap vb. ayrımcılıkları sokarak hem bu direnişe haksızlık ediyor, hem de İsrail’in işini kolaylaştırıyoruz.

Bir örnek vermek istiyorum.

Direnişin füzeleriyle Tel-Aviv’in cehenneme döndüğü saatlerde yine kimsenin pek görmek istemediği bir şey daha oldu. İsrail’in Türkiye Büyükelçiliği bir twit attı. Aynen şöyle dedi Siyonist elçilik: “HAMAS, İran destekli bir TERÖR ÖRGÜTÜDÜR!”

Lütfen cümleyi tekrar okuyun. Orada bizim kurtuluş reçetemiz var çünkü. HAMAS dediği, Sünni ve Arap; İran dediği ise, Şii ve Fars. Fark ediyor mu İsrail için?  Hayır. İkisi de tek cümlede eşitlenmiş. Çünkü onlar için Şii ya da Sünni, Türk-Kürt-Arap ya da Acem olmasının hiçbir önemi yok.

Aslında bu bir öncelik meselesi. Neye daha çok değer verdiğimizle ilgili bir mesele.  İsrail’in hezimeti ve Kudüs’ün özgürlüğü için mücadele edenler İsrail için nasıl ki “terör örgütü” ve “teröre destek” olarak tanımlanıyorsa, bizim için de onlar aziz ve muhterem olmalıdır. Tabii ki Kudüs davası bizim en önemli davamız ise!

*

Şunu kendimize hatırlatmakta fayda var: Kudüs bizim asabiyelerimizden yücedir. Asabiyelerimize Kudüs’ü değil, asabiyelerimizi Kudüs’e kurban etme günüdür.

Merhum Erbakan Hocamızın gösterdiği yoldur bu. O yüzden D-8’leri kurmuş, o yüzden daha sonrasında bunu dünyanın bütün mazlum milletlerini içine alacak şekilde genişletmeyi planlamıştır. Ve tabii ki o yüzden ABD darbesine maruz kalmıştır.

İsmail Heniyye’nin de belirttiği gibi Kudüs ortak cephemizdir. Birkaç gündür üzerimizdeki zillet örtüsünü yırtan ve bize unutamayacağımız bir onur hediye eden bilinç, “ortak cephe” bilincidir. Bu bilinç sebebiyledir ki, Allah’ın rahmeti, bereketi ve inayeti, Tel-Aviv’in üzerine füze olup yağmıştır.

Mescid-i Aksa Allah'ın yeryüzüne sarkıttığı ip gibidir. Mezhepçilik/kavmiyetçilik/hizipçilik yapmadan hep birlikte o ipe tutunursak, biz de kurtuluruz Kudüs de...

Tekrar edelim, Kudüs ortak cephedir; tam da bundan dolayı rahmettir, berekettir, ülfettir, takribdir, yüceliştir.